Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Osmanlının Heykelle İmtihanı 1 Pargalı İbrahim Paşa

Osmanlının Heykelle İmtihanı 1 Pargalı İbrahim Paşa

OSMANLININ  HEYKELLE  İMTİHANI-1- PARGALI  İBRAHİM  PAŞA

1526  Yılında Osmanlı  Devleti,  Macaristan  üzerine  yürümüş  ve  Budin  Seferi  adı  verilen  bu  sefer  sonucunda  Sadrazam  Pargalı  İbrahim Paşa,  elde  edilen  zaferin  baş  mimarı  olduğundan  ‘’ Budin  Fatihi  ‘’ Unvanını  almıştı.

Sefer başarılıydı,  asker  ve  komutanlar  ile  diğer  devlet  ricali  bol  ganimetlerle  dönmüştü  seferden. Ancak  İbrahim  Paşa’nın  ganimet  diye getirdikleri  arasındaki  üç  nesne,  payitahtta o  güne  kadar  görülmüş  nesnelerden  değildi.  

Evet,  Pargalı  İbrahim  Paşa,  Macaristan’dan  üç  heykel  getirmişti.  Bu  heykeller  Herkül,  Apollon  ve  Diana  Heykelleriydi.

Herkül, Yunan  tanrılarının  tanrısı  Zeus’un, Miken  Prensesi  Akmene’den  olan gayrımeşru  oğluydu…Güç  ve  Cesaretin  yarı  tanrısıydı.

Pardon… Zeus,  Tanrıların  tanrısı  olduğuna  göre  onun   ölümlü  ya  da  ölümsüzlerle  yaptığı  seviyeli  ilişkiler(!)  gayrı meşru  sayılmaz  değil  mi?  Adam  tanrı  neticede;  kim karışabilir  ki?

Neyse… Apollon’a  gelelim.

Apollon,  Zeus  ve  Leto’nun  evlatları  olup  o da  ‘’ ışığın, müziğin, şiirin, kehanetin, şifanın ve güzel sanatların tanrısıydı.  Yani Yunan  tanrılarına  inanıyor  olsaydık  bizim  tanrımız  olurdu  kendileri. ( Bizler  şairiz,  o  da şiirin  tanrısı  o  bakımdan  dedim. )

Apollon’un  anası  Leto,  tanrıları da  yaratan  titanlardan Koios ve Phoebe'nin  kızı  idi. Yani  Zeus her  ne  kadar alemde  babaların  babası  olarak  bilinse de  Leto’ya  zart-zurt yapamıyordu  zira Leto,  alemin  baronlarının  kızı olan  bir hanımağa  idi.

Diana  ise Apollon’un  ikiz  kardeşi  olup  haliyle  o  da  Zeus  Baba  ve  Leto  Hanımağa’nın  kızı  olup  alemde  vahşi doğa, avcılık, doğum ve Ay'ın bakire tanrıçası  olarak  biliniyordu her ne  kadar  aleyhinde  bakire  olmadığına dair dedikodular olsa da.

İşte  bu  üç  heykeli  İstanbul’a  getiren  İbrahim  Paşa,  bunları bugünkü  Sultanahmet  Meydanındaki ( O zamanki At Meydanı- Bizans Döneminde  Hipodrom  Meydanı. ) kendi  köşkünün  önüne  dikti. ( Bugünkü Türk  ve  İslam  Eserleri  Müzesi )

‘’Sırat  Kıldan  incedir / Kılıçtan  keskincedir / varup  ânın üstünde / evler  kurasım  gelir ‘’ Dizelerini  bile  şer’an caiz  görmeyen  ve  bu  sözleri  söyleyenlerin  şiddetle  cezalandırılması  gerektiği  yönünde  fetva veren   Şeyhü’l İslam  Ebussud Efendi  bu  heykeller  için  ‘’Şer’an  caiz  değildir.’’ Diyemedi mi yoksa Şeyhülislamdan  da  kudretli  olan İbrahim  Paşa  onu  sallamadı mı bilinmez  ama heykeller  tam on  sene  İbrahim  Paşa Kökünün  karşısında  dikili  kaldı.

Bu  arada  anti  parantez  belirtelim: Cihan Sultanı  Kanunî Sultan Süleyman  da  ses  çıkarmadı  bu  heykellere.

Ancak,  hani  bizim  sitede  bir  Feryadî  var  ya sürekli  tasavvuf  türü  şiirler  yazan;  Osmanlının da  o  dönemde   yine  bu  tarz  şiirler  yazan Figanî  mahlaslı  bir  şairi  vardı.  İşte  bu  Figani,  feryat  figan  bir  beyit yazdı  Farsça  olarak:

"Dü İbrahim âmed be – deyr – i cihân
Yeki büt – şiken şüd, yeki büt – nişan"


Dedi. 

Yani:

Dünya kilisesine iki İbrahim geldi.
Biri putları kırdı. Öteki, put dikti.

Figanî  halkın  duygularına  tercüman  olmuştu  aslında.  Çünkü  halkın  nazarında  da  bu  heykeller  puttu ve İbrahim  Paşa  aslen  Rum  olduğu  için dönmüş  dolaşmış  yine  gavurluğunu ortaya  koymuştu.

Budin  Fatihi  olmasını  neredeyse  kimse  sallamıyordu. Ama o yer yer  Kanuni  kadar  kudretli  bir  insandı; o  sebeple  de çok fazla  ses çıkaramıyorlardı.

Pargalı İbrahim  Paşa önce  Figanî’yi  yakalattı. Anasından  emdiği  sütü burnundan  getirinceye  kadar dayak  attırdı.  Sonra  bir  eşeğe  ters bindirerek  İstanbul’da  sokak  sokak  dolaştırdı ve  en  son  olarak da  İstanbul  subaşısına gönderdiği  ‘’  Ortadan  kaldır ‘’  Emriyle  öldürttü.

Ancak,  yalan  dünya  kime  kamış  ki  İbrahim  Paşa’ya da  kalsın.

Gururuna  yenilip  kendisini  Padişahla  bir  görmesi, Hürrem  Sultan  gibi padişahın  tek gözdesini  karşısına  alması ve daha nice hataları, sonunu  hazırladı.

 Rivayetlere göre 1536  Yılının  Ramazan  ayında  Padişah  tarafından  sarayda  iftara  davet  edildi. İftardı,  teravihdi derken  uykuya  çekildi.  Uykusunun  en  tatlı yerinde birileri  omuzlarına  bastırdığında ‘’  Gız  Hatça,  sen  misin?  Sahur vakti oldu mu?’’ Diye sordu ama sorusuna  cevap alamadı. [ Hatça, yani  Hatice Sultan,  Kanuni’nin  kız kardeşi  ve  İbrahim  Paşa’nın  eşiydi. ]

Kanuni’nin  emriyle,  odasına  giren  dört  dilsiz  cellat  tarafından  boğularak  öldürüldü.

Ölümünden  sonra   bir beyit dolaştı  dilden  dile:

Âhirü'l-emr o vezîr-i Makbul
İdi Makbul iken oldu Maktul

Yani:

 İşin sonunda o makbul vezir,
Makbul iken maktul oldu.

Ve  hatta bir  söz  adeta ata sözü  oldu  İbrahim  Paşa’nın  öldürülmesinden  sonra

‘’ Kurb-i sultan, ateş-i sûzân

Yani: : Sultana yakınlık, yakıcı bir ateştir.


Peki  heykeller  ne  oldu?

İbrahim  Paşa  öldürüldükten  sonra  o  heykelleri  bir  daha  gören  olmadı. 

Dahası 1872 Yılına  kadar  payitahtta  bir daha  heykel denen  sanatın  adı  bile  anılmadı.

Peki  1872’de  niçin  anıldı?

Onu  da gelecek  bölümde anlatalım inşallah. 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Osmanlının Heykelle İmtihanı 1 Pargalı İbrahim Paşa

Osmanlının Heykelle İmtihanı 1 Pargalı İbrahim Paşa

Sami  Biber Sami Biber