322-birinci Bölüm-
Türkiye’deki Hür ve Kabul edilmiş Masonlar 2 Haziran 1989 Tarihini ‘’ Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik’’ günü olarak kutladılar.
Hürriyet, eşitlik, kardeşlik deyince akla tabii ki 1876-1908 Yılları arasındaki ‘’ Hürriyet, Musavat, Uhuvvet ‘’ Sloganları geliyor ki zaten kutlanan da buydu.
Evet, anlamadınız. Açıyorum o zaman.
1789 Fransız İhtilalinin milliyetçilik ile birlikte tüm dünya devletlerini etkileyen fikir akımları arasında hürriyet, eşitlik, kardeşlik ilkeleri de geliyordu ve Avrupa kralları özellikle de ‘’ Eşitlik ‘’ denen şeyin kendi ülkelerine sıçramasından fena halde korkmaktaydılar. Bu yüzden Fransa’ya savaş açan bile olmuştu. Osmanlı Devleti ise sallamıyordu bu fikir akımlarını zira halk hür, eşit ve kardeşti.
Ancak yüz sene sonra yani 1889’da işler değişmişti. Bir taraftan Rusya, diğer taraftan İngiltere ve Fransa uğraşa uğraşa sonunda bizde de ‘’ hürriyet, adalet, uhuvvet, müsavat ‘’ isteyen insanlar yetiştirdiler ve bu insanlardan beşi 21 Mayıs 1889’da o zamanlar Sirkeci’de bulunan Askeri Tıbbıyenin bahçesinde toplanarak İttihad-ı Osmani Cemiyeti adında bir cemiyet kurdular. Cemiyeti kuranlar: Makedonya’dan Ohrili İbrahim Temo, Harputlu Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükuti, Kafkasyalı Mehmed Reşid, Bakülü Hüseyinzade Ali’ydi.
Daha sonra 2 Haziran 1889’da Edirnekapı civarında meşhur Mithat Paşa’nın çiftlik arazisi içinde daha geniş katılımlı bir toplantı yaptılar ve bu tarih Hürriyet, Musavat, Uhuvvet hareketinin başlangıç tarihi olarak belirlendi. Kısaca 1989’da Türk Masonlarının kutladığı gün işte bu gündü. Tam olarak İttihat ve Terakki’nin kurulduğu gün diyebiliriz.
Tamamı Fransız dili ve terbiyesi ile eğitim almış bu öğrencilere daha sonra Mekteb-i Mülkiye ( Bugünkü Siyasal Bilgiler ) ve Mekteb-i Harbiye ( Harp Okulu ) da katıldı ve her gün biraz daha büyümeye başladılar.
Evet, Padişah II. Abdülhamit’in o müthiş Yıldız İstihbarat Servisi ve dahi hafiye örgütüne rağmen hızla büyüyorlardı zira amacı II. Abdülhamit’i tahttan indirmek ve 1876’da yürürlüğe konup 1878’de yürürlükten kaldırılan Kanun-u Esasiyi ( Osmanlının ilk anayasası ) tekrar yürürlüğe koymak ve bu arada hazır elleri değmişken II. Abdülhamit’i de tahttan indirmek olan bu cemiyetin kurucularının ve üyelerinin neredeyse tamamı Masondu.
Burada hemen bir hususun altını çizelim: Mason demek ille de Yahudi ya da Siyonist demek değildir. Bizdekilerin de neredeyse hepsi Masondu ama Yahudilikle ve Siyonizmle alakası olmayanlar çok daha fazlaydı. ( Siyonist olanlar da vardı elbette. )
Masonların derdi de hiç bir kimseyi dininden etmek değildi zaten. Hatta dinsizler, ateistler Mason olamıyordu. Masonların derdi insanları Yahudilerle dost kılmaktı. Dost olmasalar da en azından düşman olmasınlar, Yahudi çıkarlarına karşı olmasınlar yeterdi.
Masonların yardım ve desteği iyiydi güzeldi ama II. Abdülhamit, İstanbul’da kendi aleyhine oluşan bu örgütlere göz açtırmıyordu. Kendisine karşı bir darbe hazırlığı içinde olan 630 subay yakalandı ve bunlardan 78’i ‘’ Şeref Vapuru ‘’ adındaki bir vapurla Fizan’a sürgüne gönderildi ama bu 78 ihtilalci gerek dostları arasında gerek yabancı basında Şeref Kahramanları diye anıldı. ( Sene 1897 )
İstanbul’da faaliyet gösteren örgütlerle II. Abdülhamit’i tahttan indirmek mümkün değil gibi görünüyordu o halde mücadele İstanbul dışına taşınmalıydı. Nitekim de öyle yapıldı. Mücadelenin merkezi Selanik oldu.
Selanik’te 1874 Kırcaali doğumlu sessiz sedasız kendi halinde Mehmet Talat adında bir vatandaş vardı. 1898’de Selanik postanesinde memur olarak hayata atılan Talat’a, Allah ‘’ Yürü ya kulum .’’ dedi.
Yok, Allah bir şey demedi. 1903 Yılında Masonların Makedonya- Risorta Locası dedi ne dediyse… Bu tarihte başkanlığını Emanuel Karaso’nun yaptığı Risorta Locası tarafından tekris edildi Talat Bey ( Masonluğa kabul edildi. ) Bundan sonra da hızla yükselmeye başladı.
1906 Yılında Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulmuştu ve Talat Bey, bu cemiyetin kurucularından biriydi.
{ 1903 Yılında Talat Paşa ile birlikte Risorta Locası tarafından tekris edilen diğer İttihatçılar şunlardı: Mithat Şükrü( İTC Genel sekreteri ) , Mustafa Rahmi, Ömer Naci, Naki, Manyasizade Refik Bey( İki kez adalet Nazırlığı yaptı. ) , İsmail Canbulat ( 1926’da Atatürk’e suikast davasından idam edildi. ) }
Evet, Talat Bey’in yükselişi taaa sadrazamlığa kadar gidecektir ama biz onu şimdilik bırakıp bir başka simaya dönüyoruz.
1905 Yılında Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olan Mustafa Kemal, Şam’da bulunan 5. Orduya tayin edildi ama o, tayin yerine gitmeden önce verilen iki aylık dinlenme süresini İstanbul’da Bayezıt semtinde tuttuğu bir evde geçirdi
İşte bu evde II. Adülhamit’i devirme planları yapılmaktayı lakin yakayı ele verdiler ve sıkı bir soruşturma sonunda suçları sabit olduğu halde müstebit padişahın(!) aff-ı şahanesiyle serbest kaldıkları gibi askerlikten el de çektirilmeden Şam’daki görevine yollandı.
Şam’daki görevine başlayan Mustafa Kemal, burada Vatan Ve Hürriyet adında bir cemiyet kurdu. Bu cemiyetin amacı da tabii ki hürriyet, müsavat, uhuvvetti.
Mustafa Kemal, Şam’da beş sene mecburi hizmet yapması gerekirken 1907’de yani sadece iki sene hizmetten sonra eski komşuları ve Genel Kurmay 2. Başkanı pozisyonunda olan Ali Rıza Paşa’nın torpiliyle Selanik’e aldırdı tayinini.
Evet. Mustafa Kemal artık Selanik’teydi ama bir şubesini de Selanik’te açtığı Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de neredeyse kendiliğinden kapanmak üzereydi. Yapılacak tek ve en doğru şey Talat Bey’in Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile birleşmekti.
Cemiyetleri İttihat ve Terakki adı altında birleştirmek kolaydı ama İttihatçı olmak o kadar kolay değildi.
Mustafa Kemal bir gece Selanik’teki Olimpos Birahanesinde birasını yudumlarken yanına gelen iki kişi siyah bir bezle gözlerini kapatacaklarını ve kendisini götüreceklerini söyleyince vaktin geldiğini anladı ve hiç itiraz etmeden gözlerini kapattırıp yola çıktılar.
Devam edecek.
(
322-birinci Bölüm- başlıklı yazı
Sami Biber tarafından
28.06.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.