VAKIF İNSANLARIN KURDUĞU
VAKIF İMPARATORLUĞU
Başlıktan
anlaşılacağı üzere konumuz vakıf. Tüm kaynaklarda, İslâm ülkelerinin toplum ve
kültür hayatında önemli rol oynayan hayır müessesesi olarak tanımlanan Vakıf
kelimesi, sözlükte “durmak; durdurmak,
alıkoymak” anlamında olup, terim olarak “
bir malın mâliki tarafından dinî, içtimaî ve hayrî bir gayeye ebediyen tahsisi”
şeklinde özetlenebilecek hukukî bir işlemle kurulan ve İslâm medeniyetinin
önemli unsurlarından birini teşkil eden hayır müessesesini ifade eder. (DİA)
Farklı
bilim disiplinlerinde kullanılan Vakıf ve imparatorluk kelimelerinin birleşmesi
ilk başta yanlış anlaşılabilir. Elma ile armudu toplamak gibi. İmparatorluk siyasi-idari bir terim iken
vakıf temelde dini ve hukuki bir terimdir. Çalışmamıza neden Vakıf
imparatorluğu adını verdiğimize gelirsek; 14 asırlık (ilk vahyin gelişinden
itibaren) İslam medeniyeti kelimenin tam anlamıyla vakıf imparatorluğu adını
karşılamaktadır. İslam medeniyeti pek çok farklı isimle tanımlanmıştır. İslam
medeniyetini en kapsamlı olarak tanımlayan kelime zannımca, Vakıf medeniyeti
olmasıdır.
Saygı
değer okuyucuların da bildiği üzere imparatorluk birden fazla devleti
bünyesinde barındıran çoğunlukla çok kültürlü, çok dinli ve çok dinli idari ve
siyasi bir yönetimi ifade eder. Başlangıcından bu güne İslami vakıfların
tarihine baktığımız da şunu rahatlıkla görürüz ki, Vakıf müessesesi, kurumu çok
kültürlü ve çok dilli bir müessesedir. 14 asırlık İslam medeniyetinde
hanedanlarla bağlı olmadan devam etmiş, tarihi süreçte savaşlardan etkilenmemiş
bir müessesedir. Örnek vermemiz gerekirse Nizamiye medreseleri, Ezher
üniversitesi, Anadolu da ki sağlık ve eğitim başta olmak üzere ibadethaneler ve
diğer toplumsal müsseseler, sık sık yönetimlerin el değiştirmesine rağmen hizmetlerine
devam etmiştir. Pek çoğu da halen devam etmektedir.
Yüce kitabımız Kur-an-ı Kerim’de doğrudan
vakıf kelimesi geçmemekle birlikte anlam olarak pek çok ayet-i kerime de yer
almaktadır. Konuyla ilgili bazı ayet-i kerimeleri zikretmemiz
gerekirse: [Siz sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe
kavuşmuş olmazsınız. Ali
İmran 92), (“Mallarınızı Allah yolunda
harcayın, kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın, iyilik edin, doğrusu
Allah iyilik edenleri sever. Bakara 195), (Herkesin
yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Bakara 148), (“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi
başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah
dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara 261), (“İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten
sakınma) üzere yardımlaşın.” (Maide 2), (“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın en güzel olanlarından ve sizin için
yerden çıkardığımız şeylerden infak ediniz.” Bakara 267”)]
Ali Haydar Efendi, Yukarıda
zikrettiğimiz Bakara suresi 92, ayeti nazil olduktan sonra Ebu Talha’nın (ra) sevdiği
mallarından olan "Beyrahâ" adındaki bahçesini vakıf yaptığını ifade
ederek "vakfın meşruiyeti kitap, sünnet ve icma'i ümmet ile sabit
olmuştur" hükmünü vermektedir (Tertibü's-Sunûf fi Abkâmi'l-Vukûf, Kâsânî, Alâuddin Ebu Bekr, Bedâiu’s-Sanâi’ fî
Tertîbi’ş-Şerâi’, 1406/1986, VI, 218; Ali Haydar Efendi, Tertibü, s. 5;
Elmalılı, İrşâdü’l-Ahlâf fi Ahkami’l-Evkaf, İstanbul 1330, s.136-137;
Bilmen, Ö. Nasuhi, Istılâhâtı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1969/1970, IV,
300, 304.
Vakıf kurumu meşruiyet ve anlamını,
fakihlerin ortak kabulüyle Peygamber Efendimizin (sav) şu hadis-i şeriflerinde
bulmuştur:(“İnsan ölünce, üç şey hariç ameli kesilir: Sadaka-i
cariye, faydalı ilmi eser bırakmak veya ona dua ve istiğfar edecek salih
evlat.) (Müslim, Vasıyye, 14; Ebu Davud, Vesâyâ, 14; Tirmizî,
Ahkâm, 36)
İbn Ömer’den (r.a.) rivayet
edildiğine göre, Hz. Ömer, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında
Semğ isimli hurma bahçesini tasadduk etmek istemiş ve Efendimize gelerek, “Yâ Resûlallah! Ben çok nefis bir hurmalığa
sahip oldum. Bu hurmalığı tasadduk etmek istiyorum” demişti. Hz.
Peygamber (sav) ise cevaben, “Satılmaması, hibe edilmemesi, miras bırakılmaması ve ancak meyvesinden
infak edilebilmesi şartıyla oranın aslını tasadduk et” buyurmuştu. (Buhârî, Vesâyâ, 22) https://www.islamveihsan.com/vakif-ile-ilgili-hadisler.html
Kaynaklara baktığımız
zaman vakıf denilince ilk akla gelen sadaka-i cariye olarak adlandırılan
hayratlardır. Oysa hadisi şerif de faydalı ilim ve salih evlat ta
zikredilmektedir. Biz vakıf kelimesine daha geniş perspektiften bakmayı
düşündük. TDK
sözlüğündeki vakıf kelimesinin karşılıkları şu şekildedir;
1.isim Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli
şartlarla ve resmi bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından
bırakılan mülk, para.
2.” isim Bir topluluk veya bir kimse tarafından
bırakılan mülk ve paranın idare edildiği yer: vakıf) Arapça vāḳif
1.sıfat, eskimiş bilen, farkında olan:
Yukarıda yazılanların
ardından Peygamber Efendimizin (sav) şu hadis-i şeriflerini de zikretmemiz
gerekir. “Yalnız şu
iki kimseye gıpta edilmelidir: Biri,
Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri,
Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına
öğreten kimse.” (Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, İ’tisâm 13; Müslim, Müsâfirîn 268. İbni
Mâce, Zühd 22)
Yukarıdaki tanımlamaların tamamını bir
arada düşündüğümüzde çalışmamıza verdiğimiz Vakıf imparatorluğu ismiyle
kastımızın ne olduğu anlaşılacaktır.
Yine bütün tanımlar bizi filantropi kavramına
götürüyor; filantropi Türkiye Üçüncü
Sektör vakfı web sayfasında şu şekilde tanımlanıyor; birinin
zamanını, uzmanlığını veya varlıklarını sosyal fayda yaratmak için gönüllü
oarak vermesidir. https://degisimicinbagis.org/filantropi-nedir
İsim veya tanım
farklı olsa da kastedilen aynıdır. Müesseseleri ve hukuki yapısıyla Vakıf
Kurumu. Bizim verdiğimiz isimle Vakıf imparatorluğu. Devletler tarihinde imparatorlukların en
bilirgin özelliği bir hanedan tarafından yönetilmesidir. Vakıf ise Asr-ı
saadette ortaya ilk çıkışından itibaren ırk, dil ve hanedanlara bağlı olmadan
tarihi seyrini devam ettirdi. Tam 14 asırdır. Vakıf imparatorluğunun en
belirleyici özelliği ise İslami bir kurum olmasıdır. Düz mantıkla söylememiz
gerekirse vakıf imparatorluğu vakıf insanların omuzlarında başlamış, yükselmiş
ve dünya medeniyet tarihini kökten etkilemiştir. Günümüzde devletlerin
gelişmişlik göstergeleri olarak görülen hizletlerin tamamı İslam toplumlarında
vakıf insanlar sayesinde yapılmıştır. Burada kısa bir anekdot vermemiz
gerekirse; vakıf bazı zamanlarda mülkiyetin korunmasını da sağlamıştır. (Osmanlının hâkim olduğu ve zamanla hâkimiyetinden
çıkan yerlerde dahi vakıf sisteminin mülkiyet üzerindeki sağladığı koruma,
sömürgeci devletlerin önünde en büyük engellerden olmuştur. Fransız işgali
sırasında Cezayir Eyaletinin gayrimenkul mülklerinin büyük kısmının, Tunus’un
da üçte birinin vakıf mahiyetinde olduğu ileri sürülür.) Köprülü,
Bülent, “Tarihte Vakıflar”, s. 495; Tabakoğlu, Ahmet, ‘‘Klasik Dönem Osmanlı
Vakıf Sistemi’’, Vakıf Sempozyumu Kita bı, Ankara 2004, s. 27.
Vakıfla ilgili en kesin hüküm ise, vakıf
insanlar cömerttir. Bu çalışmanın temel amacı vakıf insanların cömertliğinden
bahsetmektir. Cömertlik ise, Allah-ü Teâla’nın (cc) tüm canlıları kapsayan bir
sıfatı olup, Yüce Yaratıcımız (cc) mü’minlerin de cömert olmalarını ister. (“O halde, gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı gelmekten
sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin
cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta
kendileridir. Eğer siz Allah'a güzel bir borç verirseniz Allah onu size,
kat kat öder ve sizi bağışlar.” Teğâbun
16)
İnsan suresi 8-11 ayetlerinde de
cömertlerden bahsedilir. (Onlar, seve seve yiyeceği yoksula,
yetime ve esire yedirirler. Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz
size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür
beklemiyoruzا "Çünkü
biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden
korkarız. Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve
içlerine bir sevinç verir. İnsan 8-11)
Yüce Rabbimiz ( cc) Haşr suresinde de cömert insanları zikreder. (“ Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda
(Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret
edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık
duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları
kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa,
işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”Haşr 9)
Kur’an’da cömertlik
öncelikle Allah’ın sıfatları arasında gösterilmiştir. Allah sonsuz lutuf ve
kerem sahibidir (Rahmân 27,78, Alak 3) O’nun bir adı da
kerîmdir (İnfitâr 6). Bundan başka Kur’an’da yer alan
rahmân, rahîm, vehhâb, latîf, tevvâb, gaffâr, afüv, raûf, hâdî gibi ilâhî
isimler de Allah’ın cömertliğini değişik yönleriyle ifade eden kavramlardır.
Bir hadiste, “Allah cömerttir
ve cömertliği sever” buyurulurken “cömert” karşılığında Allah’ın isimlerinden biri
olarak “cevâd” kelimesi kullanılmıştır. Cömertlik kavramı İslâm ahlâkı
literatüründe genellikle sehâ, sehâvet ve cûd terimleriyle ifade edilir. MUSTAFA ÇAĞRICI (DİA) Allah-ü
Teala’nın isimlerinden birisi de “kerem ve ihsânı bol, sonsuz cömert”
mânâsındaki “Kerîm”dir.
Peygamber Efendimiz’in
(sav) cömertliği öven pek çok hadisinden birisi şu şekildedir. “Cömertlik,
dalları dünyaya uzanan cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim onun dallarından
birine tutunursa, bu onu cennete götürür. Cimrilik ise, dalları dünyaya uzanmış
cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Kim de, onun dallarından birine tutunursa,
bu da onu cehenneme sürükler!..” (Beyhakî, Şuab,
VII, 435) https://www.islamveihsan.com/allah-cc-comert-olani-sever.html
1.
Peygamber Efendimizin(sav) meşhur
hadislerinden birisi şu şekildedir: "Allahü Teâlâ Cevad'dır, yani
cömert ve ihsan sahibidir. Bu sebeple cömertliği sever. Yine O güzel ahlakı
sever, kötü ahlaktan da hoşlanmaz". (Süyûti, 1)
https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hatipoglu/2021/04/25/allah-comertleri-sever.
Allah-ü Teala’nın (cc) iki türlü cömertliği
vardır. Birincisi tüm canlılara hitap eder. Yağmur, kar ve güneş gibi yaşamak
için gerekli her türlü doğa olayı Rahman ve Kerim isimlerinin tüm canlılara
tezahür eden kısmıdır. İkincisi müminlere olan rahmet ve cömertliğidir ki iman
edenlere mahsustur. Cömertlik iman edenlerin en önemli vasıflarındandır. Cömertliğin
hayatımıza yansıması ise infaktır. Zekatte cömertliğe girer ama zekat emirdir,
bir nisabı ve oranı vardır. Sadaka (infak) nın nisabı ve oranı yoktur. İman
edenler gönüllü olarak infak ederler. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi
şeriflerinde “Bir dirhem, yüz bin dirhemi
geçmiştir.” buyurmuşlardı. Ashâb-ı kirâm:
“Bu nasıl olur, ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular. Şu cevabı verdi. “Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan en
iyisini tasadduk etti. (Yani malının yarısını tasadduk etmiş oldu. Çok varlıklı
olan) diğer bir kimse de malının yanına varıp, malından yüz bin dirhem çıkardı
ve onu tasadduk etti.” (Nesâî, Zekât, 49)
https://www.islamveihsan.com/allah-cc-comert-olani-sever.html
Algımızdaki cömertlik çoğunlukla servet
ile yapılan cömertlik olarak bilinse de cömertliği sadece servet ile
kısıtlamamak gerekir. İnsan hayatının her anında cömertlik ve cimrilik vardır.
Cömert insanlar servetlerinden, ilimlerinden, bedenlerinden ve canlarından
Allah (cc) emrettiği için cömertlik yaparlar. Çünkü insana verilen her nimet
Allahın (cc) bir lütfudur. İnsan emanetçidir. Emanetçi olduğu için diğer
insanların bu nimetlerden faydalanmasını engellememesi gerekir. Cimriler ise
tam tersine kendilerine verilen nimetleri bir hak gibi gördükleri için diğer
insanların faydalanmasını istemezler. Ben kazandım, istediğim gibi harcarım
diye düşünürler. Müslümanın böyle düşünme hakkı yoktur. Her nimetin şükrü o
nimetle yapılır. Vakıf imparatorluğu başlığını bu mantıkla düşünürseniz
kastettiğim anlaşılmış olacaktır. Tüm bu açıklamalardan sonra vakıf
kelimesinden, acizane benim anladığım;
-Sadaka-i cariye
olarak (okul, köprü, hastane gibi bina yaparak insanların hizmetine sunanlar,
-İnsanlığa fayda sağlayacak ilim eserleri bırakanlar,
-İslami manasıyla kendilerini din hizmetine vakfedenler
ve yaptıkları işe tam manasıyla vakıf olarak canlarıyla ve görevleriyle topluma
hizmet edenler(Yani şehid ve gaziler ile devlet adamları)
-Salih evlat bırakanlardır.
Çalışmamızı
mallarıyla canlarıyla kendilerini din hizmetine adayanlar, uzun emekler
sonucunda kazandığı (vakıf olması için servetin meşru yollardan kazanılması
gerekir) servetini kamu menfaati için harcayanlar yani filantropi kavramı
formatında planlamaya calıştık. Bizi bu düşünceye vakıf kurumunun kişi, hanedan
ve devletlerle kaim olmadan oluşan tarihi seyir sevketti. İslam tarihine
baktığımızda çok fazla savaş görmekteyiz. Devletler, aileler, hanedanlar siyasi
iktidar için birbirleriyle savaştılar. Ama vakıf hizmeti sekteye uğramadan
devam etti. Bu bir iddia değil tarihi kaynaklarla sabit bir gerçektir.
Vakıf kurumunun İslam dinine mahsus bir
müessese olduğunu elbette iddia edemeyiz. Ancak vakfın dini bir kavram olduğunu
iddia edebiliriz. İnancımız gereği bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri din
tek dindir. İslam dini de önceki dinleri ve peygamberleri tasdik etmiştir. (Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak
indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Bakara
41) (“O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden
öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i
insanlar için birer hidayet olarak indirmişti.” Al-i İmran 3) "Dini
dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin! diye Nûh'a emrettiğini, sana
vahyettiğini, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve İsâ'ya emrettiğini size de din kıldı.” Şura 13)
Bu
mantıkla (bazı uygulamalarda farklılıklar olsa da itikadi konularda tüm
dinlerin ve peygamberlerin tebliğlerinin aynı olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla
vakıf müessesinin Hz. Adem (as) den itibaren uygulama da olduğunu kabul etmemiz
gerekir. Çünkü peygamberlerin hepsi vakıf insanlardı. Daha yeni bir kavramla
filantropistlerdi. En basit tabiriyle cömert insanlardı. Ve Lütfu ilahi ile
cömertliklerinde sınır yoktu.
Bilindiği
kadarıyla ilk dini vakıf Kâbe’dir. İsmail (as) ve nesli Hacc için Kâbe’ye gelen
hacıların hizmetlerini gönüllülük esasıyla yüzyıllar boyunca sürdürdüler. Kâbe
vakıf hizmetinin son temsilcisi peygamberimizin dedesi ve amcasıydı. Tarihi
kaynaklardan İslam dini öncesinde vakıf benzeri uygulamaların olduğunu
öğreniyoruz. Geçmiş peygamberlerin hayatları ve şeriatları hakkında ayrıntılı
bilgilere sahip olmadığımız için vakıf kurumunun hukuki durumunu Peygamber
Efendimiz (sav) ile başlatmak durumundayız.
Bu
bağlamda Vakıf insanlar olarak peygamberimiz başta olmak üzere bütün
peygamberleri, şehidleri (canlarını Allah’ın dini için vakfettiklerinden
dolayı) din adamlarını,
hayatlarını
bila ücret İslam dininin inkişafına vakfeden ehl-i sünnet sufileri, müslüman
devlet adamlarını, servetlerini insanların faydası için sadaka-i cariye yaparak
harcayanları ve sivil toplum önderleri diyebileceğimiz her sınıftan insanı
dahil etmek durumundayız. Yaşarken hayatlarının her anını İslam dinine göre
kurgulayan herkesin Peygamber Efendimizin (sav) hadisi şeriflerinden
nasiplendikleri muhakkaktır.
Yine bu bağlamda 1400 yıllık İslam
medeniyeti mensuplarının ve faaliyetlerini göz önüne alarak çalışmamıza Vakıf
imparatorluğu adını koymayı uygun bulduk.
Vakıf, birbiriyle bağlantılı çok
kapsamlı bir alan. Vakfı tek bir konuya indirgeyerek kısıtlamak ve anlatmak
mümkün değil. Vakıfların yaptığı hizmetler ve kapsayıcılığından dolayı
bölümleyerek ancak anlatılabilir. Vakfın
topluma, insanlara, eğitime, dini hayata, kültüre, şehirleşmeye, ticari hayata
kattıklarını tam olarak anlatmak mümkün değil. Esasen cömertliğin anlamını
kavrayamayan insanlara vakfı anlatmak zaten mümkün değil. Okumakla
şereflendireceğiniz bu çalışma her ne kadar akademik çalışmalardan
faydalanılarak hazırlansa da akademik bir çalışma değildir. Baş tarafta
belirttiğimiz üzere İslami vakıfları ve ehl-i sünnet inancına sahip vakıf
insanları anlatabilmek amacıyla yazılmıştır. Yine belirttiğimiz üzere cömertlik
Allah-ü Teâla’nın (cc) sıfatlarında birisidir ve fıtrat olarak yaratılan her
insanda bulunan bir özelliktir. Cimrilikte aynı şekildedir. Cömertliğin tarifi
vardır ancak sınırı yoktur. Cami yaptırmakla camiye seccade vakfetmek arasında
fark yoktur. Çünkü Allah-ü Teâla (cc) kalplerde gizli olanı bilir ve hiçbir
ameli zayi etmez. Kendisine borç vereni de karşılıksız bırakmaz.
Vakıf müessesesi toplumun her
alanında ve her alanıyla bağlantılı girift bir konu. Bu yüzden vakıfların ilgi
alanındaki her konuyu böyle küçük hacimli bir çalışmada anlatmak şahsım adına
mümkün değil. Mecburen bazı örneklemeler yapmak zorundaydım. Vakıflar Genel Müdürlüğü
arşivinde bulunan vakfiye sayısının zeylleriyle birlikte 26-52. 000 olduğunu
söylememiz yeterli olacaktır. Üstelik bu vakfiyeler sadece sadaka-i cariye yani
gayrimenkul vakıflara ait vakfiyeler. Tüm varlıklarıyla vakıf olan kişileri de
düşünürseniz…Ortaya binlerle muhtemelen yüz binlerle ifade edilecek bir sayı
çıkacaktır. İlk vahiyden bu güne kadar geçen 14 asırlık zaman içindeki yüz binlerce
ulema, bilim insanı (tıp, astronomi, matematik, coğrafya vb.) canlarını,
nesillerini devletin bekası için feda eden akıncılar, yine binlerce belki
milyonlarca sufi. Sadece araştırmalarla oluşturulan binlerce yazılı kitap
demek.
Belirttiğim
üzere bu çalışma akademik bir çalışma değildir. Amacı da popüler algı da yanlış
bilinen vakıf insanların, sufilerin ve ulemanın cömertliğini bir nebze
anlatabilmektir. Dolayısıyla Müslüman olarak ismi anılsa da her kişinin
çalışmaya dahil edilmesi mevzu bahis değildir. Konumuz Ehl-i Sünnet inancına
sahip şahsiyetlerdir.
Ana
konulara başlamadan Vakıf hakkındaki bazı tartışmlara da kısaca değinmek
istiyorum.
Orta
ve Yeni Çağ’da İslam toplumlarında bazı toplumsal sınıfların bulunduğu herkesin
malumudur. Toplumsal sınıfların birisi de Kullar’dır. Kullar devşirilerek
Müslüman yapılan gayri müslim kökenli insanlardır. Bazı tarihçiler Kul
sınıfındaki insanların mülklerini korumak için vakıf kurmaya yöneldiklerini
idida ederler. İddiaya göre bilhassa Osmanlı döneminde Kul sınıfındaki insanlar
görev sırasında idam edilmeleri ve mallarının müsadere edilmesi ihtimalinden
dolayı böyle davranmaktadırlar.
1-
Üst
düzey bürokratların idam edilmeleri ve mallarının müsadere edilmesi sadece
Osmanlı’ya mahsus bir uygulama değildir. Emevi ve Abbasi dönemlerinde de bu tür
uygulamalar olmuştur.
2-
Orta
ve Yeni Çağ’da idam edilmek ve malların müsadere edilmesi kul veya Türk kökenli
bütün bürokratlar için geçerli bir durumdu. Kasıtlı olduğunu düşündüğüm, görmezden
gelinen bazı hususlar var.
3-
Birincisi
kul sınıfındaki insanların çocuk yaşta Müslüman olmaları ve İslam dinini hayat
tarzı haline getirmiş olma ihtimali gözden kaçırılmaktadır. Bu insanların
-elbette ki istisnalar olabilir- Kurbet-Allah’a yakınlaşma arzusu- ve sevap
kazanma isteği ile vakıf yapmış olmaları ihtimali son derece kuvetlidir.
4-
Örnek
vermemiz gerekirse Selçuklu’nun meşhur Atabeylerinden Celaleddin Karatay da
“Kul” dur. Hem vakıfları hem yaşayışı hem de uhdesindeki görevleriyle tarihte
iz bırakmıştır.
5-
Müsadere
ve idam gibi sebeplerle Osmanlı’yı dolaylı olarakta Vakıf kurumunu itibarsızlaştırma
çabasının vicdansızlık olduğunu düşünüyorum.
6-
Osmanlı
döneminde tam veya yarı zürri vakıf kurmak yasak değildi. Vakıf kurmayı sadece
servet koruma veya nesline bırakma iddiası tarihi realitelere uymayan bir
mantıksızlık. Belirttiğimiz üzere kesin deliller olmadan, İslami eğitimi
görmezden gelerek yapılan genellemelere karşıyım. Bi toplumda istisnalar ve
“çürük elmalar” her zaman bulunur.
İdeal
insan yetiştirme amacında olan İslam dininin insanları nasıl değiştirdiğine
örnek olması açısından kısaca Gazan Mahmud Han’dan bahsetmek istiyorum: Okuyucuların malumudur ki, dünya tarihinde Moğol
imparatoru Cengiz hanın müsebbibi olduğu bir Moğol istilası vardır. Bu
istilanın hem insanlara hem İslam kültürüne ne kadar zarar verdiğini az çok
biliyor olmalısınız. Buhara, Semerkand, Taşkent gibi mamur İslam beldeleri
yerle bir oldu. Kütüphaneler yakıldı. Tabiri caiz se İslam Medeniyetinin
hafızası silindi. İnternette ki bazı bilgi sitelerinde Cengiz Han’ın 40 milyon
(o günkü dünya nüfusunun 1/10 u) insanı katlettiği yazılı. Cengiz Han
tarafından katledilen insanların çoğunluğunun Müslüman olduğunu belirtmekte
fayda görüyorum.
(Gazan Mahmud Han: 29
Rebîülâhir 671’de (23 Kasım 1272) Abeskun’da doğdu. Budist olarak yetiştirildi.
Şehzadeliğinde (1284) Horasan, Mazenderan ve Rey valiliğinde bulundu.
Kumandanlarından halasının kocası Nevruz Bey’in teşvikiyle Elburz’da Lar
vadisinde Müslüman oldu ve Mahmud adını aldı (19 Haziran 1295).Kendisiyle
birlikte yaklaşık 100.000 Moğol askeri de Müslüman oldu. Karabağ’da yapılan cülus merasimiyle İlhanlı
tahtına geçti (3 Kasım 1295)...Reşîdüddin onun samimi bir mümin olduğunu
söyler. .. Müslüman olmasıyla birlikte
hükümdar ve diğer devlet adamlarıyla reaya arasındaki dini ihtilaflar sona
erdi. Müslüman halk baskı ve sıkıntılardan, ağır vergilerden
kurtuldu...Moğollar yağmacılık ve katliamdan, yakıp yıkmaktan vazgeçip huzur ve
sükun içinde yaşamaya başladılar....Gazan Han’ın ölümünden otuz bir yıl sonra
İlhanlı Devleti’nin siyasi varlığı sona erdi.
Kendisi de aslen bir İlhanlı bürokratı olan Hamdullah
Müstevfiyi Kazvini’nin “ Dünya eğer bin yıl hiç zarar görmeden kalsa Moğol
istilasının zararlarını telafi etmek ve vaziyeti eski haline getirmek mümkün
olmayacaktır.” diye anlattığı Cengiz Han’la başlayan Moğol istilası dünya
tarihinin en büyük yağma, katl ve tahrip hareketlerinden birisidir. Milyonlarca
kişinin katledildiği İslam medeniyeti kültür hafızasının silindiği istilanın
başındaki Cengiz Han’ın ölümünden 70 yıl sonra aynı soydan gelen Müslüman
olarak İlhanlı tahtına oturan Gazan Han bu imajı değiştirdi.
Reşîdüddin Fazlullah, şimdiye kadar yıkmaktan
başka bir şey yapmamış olan Moğolların inşa faaliyetlerine bu dönemde
başladıklarını söyler....Ayrıca ülkenin çeşitli yerlerinde çok sayıda hayır
eseri yaptıran Gazan Han bunlara vakıflar bağlamış, kimsesizlerin defin
masraflarının sağlanması, fakir ve dul kadınlara yardım edilmesi, sahipsiz
çocukların yetiştirilmesi, köprü ve yolların tamir ve bakımı, hatta kış mevsiminde
aç kalan kuşlara yem verilmesi gibi çok çeşitli işlere kurduğu vakıflardan para
ayırmıştır.DİA’den özetlendi) İçinde kendi türbesinin de bulunduğu büyük bir külliye
inşa ettirmeye karar veren Gazan Han 5 Ekim 1297 yılında inşaatına başlanan,14
bin işçinin çalıştığı ve 7 yıl süren ve
Şenb-i Gazan isimli külliye tamamlanmadan 17 Mayıs 1304 tarihinde vefat etti ve
külliyenin ortasındaki türbesine gömüldü.
Osman Özgüdenli’nin Yedikıta dergisinin Mart 2015 tarihli sayısında yazdığına göre Şenbi Gazan külliyesi
Kümbed-i Ali (Gazan Han’ın türbesi), Cami, Hanefi ve Şafiiler için iki ayrı
medrese, Dervişler için hankah, Darüssiyade (Seyyidler için misafirhane),
Rasadhane, Darüşşifa (Hastahane), Beytül Kütüb (Kütüphane), Beyt’ül Kanun (Devlet
Arşivi) Beyt’ül Mütevelli (Mütevelli evi), Havuz hane (Havuz ve Abdest alma
yeri), Germabe’yi Sebil (Hamam) olmak üzere 12 farklı bölümden oluşuyordu.
Külliyede bunlardan başka Hakimlerin (Hikmet Erbabının) ikamet ettiği aynı
zamanda Hikmet ve Felsefe derslerinin tedris edildiği Hakime veya Hikemiyye
adlı bir medrese, bir bahçe ve bir köşk (kuşk’i adiliye) bulunmaktaydı.
Külliye’nin Gazan Han tarafından satın alınarak vakfedilen, Fırat’tan
Kerbela’ya kadar ziraata açılan arazilerden ve Ucan vilayetinin gelirlerinden,
muhtelif kaynakların rivayetine göre, 200.000 ila 1.000.000 dinarlık bir geliri
vardı. Şenb’i Gazan külliyesinde emsali bütün külliyelerde olduğu gibi
ayrıntılı hizmet kalemlerine yer verilmişti. Vakfiyede istisnasız bütün
misafirlere verilecek yemek, tatlı, sahipsiz çocukların bakımı ve eğitimi,
kimsesizlerin defin işleri,kimsesiz kadınlar için ödenek ayrılırken kış
aylarında kuşların yemleri ve köle,hizmetçi ve küçük çocukların kırdıkları
testilerin yenisinin alınması da unutulmamıştı. YEDİ KITA Aylık Tarih ve
Kültür Dergisi.79 Mart 2015 Osman Özgüdenli
İkincisi
İslam dininde suçun şahsiliği kuralı vardır. İdam edilen bürokratların malları
müsadere edildiğinde eş ve çocukları mağdur edilmemiş, genellikle mülkler
nesline iade edilmiştir. Zengin olma ve nesline servet bırakma isteği fitridir.
Bununla ilgili hile-i şeriyeye başvurmak Kul veya Türk kökenli herkes için
geçerli bir durum. Bizler Müslüman olarak herkes için her halde hüsn-ü zan
etmek durumundayız. Allah, şüphesiz ki kalplerde gizlenenleri bilir.
İslam dünyasında sekizinci yüzyılın ortalarından
beri var olan (Yediyıldız, 2012, s. 479) vakıf müessesi Selçuklular zamanında sağlamlaşıp Osmanlı Devleti zamanında
yasal ve toplumsal anlamda olgun meyvelerini vermiştir. Bu dönemde devlet
yöneticileri ve saltanat mensupları yarış derecesinde vakıflar kurmuşlardır (İpşirli, 2005, s. 823). Anadolu beylikleri devrine
ait otuz bir vakfiye üzerinde yapılan bir araştırmaya göre vakıfların %49,56'sı
Anadolu beyleri tarafından kurulduğu, %50,43'ü de Selçuklu devrinde veya daha
sonra kurulmuş vakıflar ihya edilmiş olduğu tespit edilmiştir(Yüksel, 2007, s. 43). Ayrıca bu vakıfların %80,64’ü
hanedan üyeleri tarafından kurulmuştur (Yüksel, 2007, s. 38). Bunu Türk geleneği olan toy-şölen adetinin vakıf geleneğiyle uyuşmasının
da rolü olduğu gibi bu dönem vakıflara ayrı bir önem verilmesiyle izah etmek
gerekir (Saylam, 2017, s. 63). Elbette ki bu önemli kültür mirası Osmanlılar döneminde daha özel
boyutlara taşınmıştır (Genç, 2014, s. 10).
Osmanlıda ilk vakıf 1324 yılında Sultan Orhan Gazi’nin azatlı kölesi Tavaşi
Şerafeddin’e Mekece’de bir hankâhın tevliyetini verdiği Farsça vakfiye ile
başladığı ifade edilir (Uzunçarşılı, 1941, s. 279). İstanbul'un alınmasından yüzyıl geçmeden iki bin beş yüz vakıf kurulduğu
kayıtlarla sabittir (İpşirli, 2005, s. 824). 1600 yılına ait vakıf tahrir defterine göre 3265 vakıf kurulmuş, hatta
bunların 1330 tanesinin kadınlar tarafından tesis edildiği tespit edilmiştir (İpşirli, 2005, s. 825). Üstelik selatin vakıfları bu
sayıya dahil değildir. Görüldüğü gibi vakıf müessesi Türk Tarihi’nin en önemli
sosyal müessesi olmaya ve gelişimini sürdürmeye her dönemde devam etmiştir.
Aynur
Durukan’ın belirlemelerine göre 13. yüzyılın sonları ile 14. yüzyılın
başlarından yer yer 15. yüzyılın ikinci yarısına kadar süren Beylikler
döneminde 1269 vakıf yapı inşa edilmiştir. Bu eserlerden 627’si, kısaca yüzde
49’u Osmanoğulları’na, 170 yapı Karamanoğulları’na, 42 yapı Eretna oğullarına,
19 yapı Hamidoğullarına, 83 yapı Candaroğullarına, 61 yapı Germiyanoğullarına,
63 yapı Saruhanoğullarına, 93 yapı Aydınoğullarına, 94 yapı Menteşeoğullarına
aittir. BEYLİKLER DÖNEMİ KÜLTÜR ORTAMI Aynur Durukan Turkish Studies International Periodical For
The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/10 2014
Tekrar belirtmekte
fayda görüyorum. Bu çalışmanın amacı klasik anlamda-sadaka-i cariye) vakıf eserlerini anlatmak olmayıp vakıf
insanların cömertliğinden bir nebze bahsetmektir. Algımızda yanlış bilinen bazı
kişi ve toplumsal guruplara önem vermek şahsım adına bir mecburiyetti. Çalışma da temel araştırma
kaynaklarım Diyanet İslam Ansiklopedisi, Vakıflar Dergisi, başta academia.edu
olmak üzere çeşitli internet kaynakları olmuştur. Faydalanılan kaynaklardaki ayet
meallerinde DİB web sayfasındaki Kur’an meali esas alınmıştır.
Çalışma
İslami vakıflar olarak tasarlandığı için kaynaklarda ismi Müslüman olarak geçse
de Ehl-i Sünnet ekolü (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, Maturidi ve Eşari
mezhebleri) dışındaki görüş mensupları çalışmaya dahil edilmedi. Aynı şekilde
çalışma da vakıf binaların mimarisi değil vakfiye şartları, kişilerin mülk ve
paralarından yaptıkları fedakarlık anlatılmaya çalışıldı. Okuyucuyu gereksiz
bilgi bombardımanına maruz bırakmamak, kul hakkı ve telif hakkına saygı
göstermek amacıyla metinler özetlendi.
Gereksiz
polemik olur düşüncesiyle-Türkiye için-vakıf insanları 20. Yüzyıl başı
itibarıyla sınırlandırdım. Son olarak çalışmada ortaya çıkacak tüm hataların
kasıt olmadan şahsıma ait olduğunun bilinmesini isterim. Niyet hayır, inşallah
akıbet te hayır olsun.
BEYLİKLER DÖNEMİ KÜLTÜR ORTAMI Aynur Durukan Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/10 2014
Doktor, Aroşhrmacı/Yazar.Nazif
ÖZTÜRK İSLÂM VE TİJRK KÜLTÜRÜNDE VAKIFLAR
Akgündüz,
1996, s. 76; Buluş, 2009, s. 26).
(Yediyıldız, 2012, s.
479
XIX. Yüzyıl Başında Haremeyn
Vakıfları ve Bir Yıllık Gelir Gideri Osman TAŞKIN
https://www.islamveihsan.com/vakif-ile-ilgili-hadisler.html
https://www.islamveihsan.com/ancak-iki-kisiye-gipta-edilir-hadisi.html
KONYA KİTABI 2021
KONYA VAKIFLARI KONYA TİCARET ODASI BASIM
TARİHİ ARALIK 2021 SOSYAL VE HUKUKİ
BİR KURUM
OLARAK VAKIF Ahmet AKMAN Doç. Dr., Necmettin
Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
https://degisimicinbagis.org/filantropi-nedir
https://www.sabah.com.tr/yazarlar/hatipoglu/2021/04/25/allah-comertleri-sever.
Riyazüs
Salihin, Erkam Yayınları
https://www.islamveihsan.com/ancak-iki-kisiye-gipta-edilir-hadisi.html
http://www.kuranvesunnetyolunda.com/?p=623
DİA
TDK İnternet sayfası-sözlük
https://www.islamveihsan.com/allah-cc-comert-olani-sever.html
https://sorularlarisale.com/nimetin-sukru-nimet-nevindendir-cumlesini-izah-eder-misiniz