Tarihte Vakıf Uygulamaları
TARİHTE VAKIF UYGULAMALARI
Araştırmacılara
göre eski çağ vakıfları klasik vakıf olarak adlandırılmakta ise de eski Helence
de vakıf veya vakıf kurmak anlamında bir kelime bulunmamaktadır. Latince de
vermek, bağışlamak anlamındaki dono ve kurmak anlamındakiu fundo fiilleri vakıf
anlamında kullanılıyor. Vakıf kelimesi günümüzde, İngilizce de donation,
foundation veya charitable comparation, charitable foundation ve charitable
trust, Fransızca da fondation, İspanyolca da fundacion, İtalyanca da
fondazione, Almaca da siftung kelimeleriyle ifade edilmektedir.
Babil
ve Sümerlerde vakıf kurulduğuna dair izlere rastlanmıştır. Örneğin Babil’de
ruhunun selametini temin etmek isteyen dindar bir adam, bir mabet yaptırmış ve
bu mabede tayin ettiği rahibin oturması için de bir mülk hibe etmiştir. Yine
Boğazköy kazılarında ele geçen tabletlerde vakfiyelere, M.Ö. 1290-1280
yıllarında Hitit Kralı Hattusilis tarafından düzenlenmiş bir vakfiye
bulunmuştur. Vakfiyenin içeriği şöyledir: “Hitit Kralı
Hattusilis kendisine düşman bulunan Armadataş’ı mağlûp ediyor, emlâkini
zaptederek bunlardan bir ev ile müştemilâtını Tanrıça Iştar'a ibadet edilmek
üzere vakfediyor.”
Eski Yunan’da farklı bir uygulama mevcut olup vakfa benzer bazı kurumlardan
bahsedilmektedir. Kişi malını başka birine belirlemiş olduğu kuralları kabul
etmek ve değiştirmemek şartı ile hibe ve vasiyet etmekteydi. Roma ve Bizans’ta
da vakıf kurumunun bir ölçüde gelişmiş olduğunu görmekteyiz.
Türkler,
İslamiyet’i kabul etmeden önce Buddha dinine bağlı olan birçok vakıf
kurmuşlardır. Yine konuyla ilgili olarak Doğu Türkistan'ın Turfan bölgesinde
yapılan araştırmalar sonucu elde edilen Uygur vakfiyeleri hakkında tam bir
hüküm vermek mümkün olmamakla birlikte, bu vakfiyelerin yaklaşık olarak
M.Ö.13.-12. Asırlarda meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Bu ise, bize şu
önemli noktayı bir dereceye kadar aydınlatabilme imkânı tanımaktadır. Bilindiği
üzere, Asya’da yerleşik bulunan Uygur kabileleri İslâmiyet’i ancak 15inci
asırda kabul etmişlerdir. Demek oluyor ki, bu Türk kavimlerinde vakıf fikri,
İslâmiyet’ten önce doğmuş fakat olgunlaşmamıştır. OSMANLI ŞEHİRLERİNDE VAKIFLAR
VE VAKIF SİSTEMİNİN ŞEHRE KATTIĞI DEĞERLER Osmanlı
Bilimi Araştırmaları X-1 (2008) Mehmet
Bayartan* Y. Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, [email protected]
Klasik
Helen vakıfları şehir yaşam standartlarının bir gereği olarak ortaya çıktığı
için temel amacı şehir yönetiminin masrafları için kullanılıyordu. Bunlar kamu
binalarının yapımı, bakımı, kentin su ihtiyacının karşılanması, tuvalet ve atık
su sisteminin bakımı, heykel yapım ve bakımı, şehir süslenmesiyle ilgili
dekoratif işler, gymnasium da kullanaln yağ ve hamamların yakıt ihtiyacı,
sağlık ve eğitim ücretleri, kamu köleleri ve aşağı statüde ki görevlilerin
ücretleri, elçilik heyetlerinin yollukları vb. yönetim masraflarıdır. Klasik
vakıflar teorik olarak, günümüz vakıflarına ve İslami vakıflara benzemektedir.
Helenistik
dönem de halk ihtiyaçlarının karşılanmasını krallarından bekliyordu. K.
Bringman’a göre halkın kraldan beklentileri şunlardı:” Büyük imparatorluklar kılıçla kurulurdu ve kılıçla korunmalıydı. Bir
kral muzaffer bir savaşçı olarak kendisini kanıtlamalıydı ve cömert hediyelerle
tanrıların ve insanların desteğini kazanmalıydı.”
Klasik
vakıf uygulamalarını örnek olarak bahsedeceğimiz vakıf uygulaması Batı
Anadolu’yu ele geçirmek için uzun zaman yönetimin başında bulunamayan III.
Antiokhos’un eşi Kraliçe III. Laodike’ye aittir. III. Laodike kralın gözdesi
olan vekili ve dolayıyla da basilissa (Sadık eş, vekil) unvanını taşıyan
kişidir. III. Laodikenin eşinin kontrolüne geçen Batı Anadoluda,
Teos, Iasos ve Sardes gibi kentlere III. Antiokhosun kuşatmasının oluşturduğu
şiddetten sonra iyileştirici bir güç olmaya ve krallığı ile
kentler arasında bir bağ kurmaya çalıştığı anlaşılan mektuplar yollamıştır.
Iasos’a gönderdiği mektup, 1000 medimnoilik (1 medimnoi=52,5 litre) buğday
bağışını ve bu bağışın ne için ve nasıl
kullanılacağını açıklamaktadır. Kraliçe III. Loadike 10
yıl boyunca 1000’er medimnoi buğday gönderilmesini ve satışından elde edilecek
gelirle fakir vatandaşların kızlarına 300’er drahmi çeyiz yardımı yapılmasını
istemiştir. K. Bringmann’ın yaptığı hesaba göre bu bağışla yılda 20 on yılda
200 genç kızın çeyizi karşılacaktır. Hayırseverliğin neredeyse erkeklerin
tekelinde olduğu ve kadın hayırseverlere nadir rastlanılan Helenistik çağda kraliçenin
bu bağışı vakıf uygulamaları açısından hem bir kadın
hem de kraliyet üyesi olması nedeniyle önemli
bir örnektir. Helenistik dönem vakıf uygulamalarında ebediyet şartı yoktu. Vakıf
sahibi kendisinin belirlediği akrabalık bağı olan ya da olmayan
kişilere vakfını devredebilirdi. Devredilen menkul ya da
gayrimenkullerin bir kuşak sonrasında dahi akıbetinin ne olacağı bilinemezdi. Eski Çağ’da
Vakıf: Anadolu’dan bir vakıf örneği, Iasos’tan Kraliçe Laodike vakfı Şebnem
Dinç Dr. Öğr. Üyesi, Ahi Evran Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih
Bölümü, XVIII. TÜRK TARİH KONGRESİ (1-5
EYLÜL 2018) BİLDİRİLERİ IV. CİLT
İslam
ülkelerindeki uygulamaların aksine, orta ve yakın zamanlarda Batı’da, vakfın
yardım amacını güden kısmının pek gelişmediği, daha ziyade mukaddes yerlere
yapılan vakıfların yaygın olduğu bilinmektedir. Bu manada vakfın, ilk defa
Alman Medeni Kanunu’nda geçtiği belirtilmektedir. (Akgündüz)
Akgündüz
İslam hukuku dışında, diğer hukuk sistemlerinde vakfa benzeyen hukukî
müesseseleri şu şekilde sıralamaktadır:
1. Babil
Hukuku’nda, kral tarafından arazinin intifa hakkının) yararlanma hakkı) bazı
kamu görevlilerine devredildiği, İslam vakfındaki “tahsisat kabilinden vakfa”
benzeyen, daha çok malî tasarruf şeklinin öne çıktığı uygulama mevcuttur.
2. Eski Mısır
Hukuku’nda ilahlara yakınlaşmak ve hayır işlemek maksadıyla; ilahlara,
mâbedlere ve kabirlere yapılan tahsisler. Eski Mısır’da ayrıca, daha sonraları
evladlık/zürrî vakıf olarak da tanımlanan uygulamaya benzer bir müessesenin
varlığı da bilinmektedir.
3. Eski Yunan
Hukuku’nda, site denilen korporasyonlar lehine yapılan bağış ve vasiyetler
vakıf benzeri uygulamalar olarak kabul edilmekte; bunlar da ancak amacına göre
tasarruf olunabilmekteydi.
4. Roma Hukuku’nda
ilk zamanlarda Yunan Hukuku’nda olduğu gibi vasiyet ve bağışlama usulü tasarruf
şekilleri uygulama alanı bulmuştur. Roma’da Hıristiyanlığın resmi din olarak
kabul edilmesi ile vakıf ya da benzeri hayır müesseseleri daha geniş bir alana
yayılmış; kiliselere, manastırlara ve fakirlerin korunmasına yönelik hizmetlere
mallar tahsis edilmeye başlanmıştır. Roma ve daha sonra Bizans’ta da devam eden
bu uygulama, İslam Hukuku’ndaki “tahsisat kabilinden vakıflara” benzemektedir.
5. Batı’da, amaç
ve yapı itibarıyla İslam vakfına benzeyen ilk uygulamalara Germen Hukuku’nda rastlanmaktadır.
İslam vakfındaki evladlık vakıflara da benzeyen uygulamaların bir benzerine
rastlanan bu hukuk sisteminde, tahsis edilen mal satılmaz, bağışlanmaz ve
mirasla intikal etmez; ancak bundan intifa yani yararlanma hakkı söz konusudur.
6. Eski Türklerde,
özellikle Uygurlarda vakıf müessesesinin var olduğu yapılan araştırmalarla
ortaya konulmuştur. Ancak, kendi dönemlerinin örf ve adetlerine göre kurulmuş
olan bu vakıf ya da vakfa benzeyen hayır müesseselerini, İslam Hukuku’ndaki
vakıf uygulamaları ile mukayese etmek mümkün değildir.
7. Günümüz Fransız
Hukuku’nda vakıf uygulaması daha çok evladlık vakıflara benzer tasarruf şekline
sahiptir. “İntikal eden bağışlama” da denilen bu uygulama ile vakfedilen gayr-i
menkulün hayat boyu tasarrufu ve mirasçılarına intikali söz konusudur. Bunun
dışında Fransız Hukuku’nda hayrî amaçlı vakıflar da mevcuttur.
8. İngiliz ve
Amerikan Hukuku’nda vakfa benzeyen müesseseler iki ana başlık altında
toplanmıştır. Bunlardan ilki, “trust” denilen; “bir malın emin veya vasi
denilen bir şahsın zilyetliğine, hak sahibi olan bir başka şahsın yararlanması
için verilmesi” uygulamasıdır. Burada vasi, zilyedinde olan maldan yararlanamamakta,
belki başka bir şahsın yararlanması için mütevellilik yapmaktadır. Bu vakfın,
dul ve yetimlerin yararlanması ile kamuya yönelik hayır amaçlı olanları olmak
üzere iki türü vardır.
İngiliz
ve Amerikan Hukuku’ndaki ikinci bir vakıf uygulaması da, “bir malın kamuya
yönelik bir amaca tahsisi” şeklinde tanımlanan “foundation” denilen türüdür.
İslam vakfına çok benzeyen bu uygulamada, vakıf hükmî bir şahıs kabul edilir. Bunların hayır
amaçlı olanlarına “charitable foundations” denilir.
Hüseyin Çınar
Miyase Koyuncu Kaya Vakıflar Kaynakçası Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları
Ankara 2015
Eski Çağ’da Vakıf:
Anadolu’dan bir vakıf örneği, Iasos’tan Kraliçe Laodike vakfı Şebnem Dinç Dr. Öğr. Üyesi, Ahi Evran Üni, Fen-Edebiyat
Fakültesi, Tarih Bölümü, XVIII. TÜRK
TARİH KONGRESİ (1-5 EYLÜL 2018) BİLDİRİLERİ IV. CİLT
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.