Unutma Felsefesi

‘’Bana hatırlama sanatını değil unutma sanatını öğretin. Çünkü ben hatırlamak istediklerimi hatırlıyorum  ama  unutmak  istediklerimi  unutamıyorum’’ der Themistocles. Unuttum demek bile hatırlamaktır. Bu yüzden unutmak,  bazen kendini kandırmak ile eş anlamlıdır.

İnsan varoluşunun doğasına ait bir devinimdir unutmak. Belleğin en tuhaf cilvesi ve zamanla dansıdır o. Bazen bir hafiflik bazen bir  yüktür.  Kaçışın olanaksızlığıdır  bazen de. Deneyim dediğimiz şey , aslında o unut(a)madıklarımızın toplamıdır. 

Unutmak kaçıştır. En başından, hatırlamaktan kaçış. Bu yüzden mutlak unutma yoktur, alışmak vardır. Alışmak, unutabilme mücadelesinin başarısızlığı neticesinde sığındığı bir limana benzer. Direndikçe kaybolur limanlar. Bundandır ki, yaşantılar bir süre hatırlanmasa da sonradan bir çağrışımla yeniden beliriverir.

Bazen nimet bazen nankörlüktür unutmak. Bazen ne kadar güzel, bazen de o kadar korkunç bir anlam taşır. Belleğin kanayan oyuklarında   kıpırtısızca bekler unutulmayanlar.

Unutmak, bir sorun değil ihtiyaçtır. Geçmişin acıtan, sivri köşelerini törpüleyen , ruhun gizli bahçesindeki şifahanedir. Unutmak bir kurtuluş ,unutamamak ise esarettir. Zamanla silikleşir, bakış açınızla hafifler. İskender Palanın dediği gibi ; "Unutmak, bazen bir hikayenin sonudur. Ama her son, yeni bir başlangıcın habercisidir."

İnsanı acılı bilgilerden ve anlamsız ayrıntılardan arındıran bir yara bandıdır. Ama o bandı kaldırıp yaranın altına  yara iyileşmiş diye ikide bir bakarsanız bir anlamı kalmaz. Yaşamak kadar anlık ve  ölüm kadar yakındır o. Unutmayınca zaman bile yavaşlar, geçmez bilmez. Bu yüzden unutmak , canınızın yandığına inat yavaşlayan zamanı, kollarından tutup ileriye itmektir.

Unutanlara unuttuklarını dahi unutturan dipsiz bir kuyudur o. ‘’Unutmaktan da, unutamamaktan da neredeyse aynı derecede korkarız. Unuttuklarımız, yaşadıklarımız arasından eksilenler, elimizden kaçırdıklarımız gibi gelir bize. Sahipken geri alamayacak biçimde yitirdiklerimiz. Hayata veda etmiş bir yakınımızın yüz haritası, çocukluğumuzdan bir koku, kapanmış bir sevda defterinin günden güne silikleşmekte olan satırları, çocukluğa, gençliğe dair duygular, hissedişler...

Unutamadıklarımızsa, hayat boyu ilerlerken ağırlıklarını sırtımızda taşımak, yanımızda götürmek zorunda olduğumuz için huzursuz eder bizi. Onlar yanımızdayken bir türlü hafifleyemeyiz, tam olarak önümüze bakamayız, yolumuza konsantre olamayız. Sürekli paçalarımızdan çekiştirip kendilerine döndürürler bizi, dağıtırlar dikkatimizi. İnsan unutmak tedirginliği ve unutamamak korkusu arasındaki bir huzursuz bölgede yaşar‘’diyor Gökhan Özcan.

Hatırlamanın koşullarından biridir unutmak. Uzak geçmişi hatırlayabilmek için yakın geçmişi unutmak gerekiyor. “Anımsamak ve unutmak, tıpkı bir bahçıvanın yaptığı gibi, ayıklamak ve budamak demektir. Anılar bitkilere benzer. Bazı bitkilerden hemen kurtulmak gerekir ki diğerleri boy atsın, gelişsin, çiçek açsın. Kaderlerine uygun olarak gelişip serpilen bu bitkilerin değişmek için bir bakıma kendi kendilerini unuttukları söylenebilir. Onlara hayat veren tohumlar ile sonunda oldukları şey arasında bir ilgi yok gibidir; çiçek bu anlamda tohumun unutulmasıdır.’’ (1)

Unutmak, iyi insanların bağışlayıcı intikamdır. Neleri mi unutacaksınız ?   Boş verin,  unutun gitsin …

 

1) Augé, Marc. Unutma Biçimleri, Yapı Kredi Yayınları



.

( Unutma Felsefesi başlıklı yazı AYDIN UZKAN tarafından 30.09.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu