YAKUB PAŞA
Osmanlı egemenliğindeki Balkan
coğrafyası banisinin banîsinin adıyla anılan
vakıf eserlerle donanmış,
Selanik ve çevresinin fethinden sonra
çok sayıda hayrât,
burada da Müslim-gayrimüslim ayırt etmeksizin toplumun hizmetine
sunulmuştur. Böylece vakıf eserler
etrafında yerleşim başlamış ve mahalleler oluşmuştur.
Çalışmamızın bu bölümünde bahsedeceğimiz kişi hayat hikâyesi hakkında kaynaklarda farklı ve bazı noktalarda birbiriyle çelişen hatta yanlış bilgilerin bulunduğu Yakub Paşa olacak. Kemalpaşazâde Tevârîh-i Âl-i Osmân’ında dindar ve itikat sahibi olduğu, hacca gittiği, ulema ve sulehâya rağbet ettiğini belirttiği Yakub Paşa, II. Bayezid’in Amasya’da sancakbeyi olduğu dönemde kapıağalığı yapmış, karada ve denizde çeşitli seferlere katıldıktan sonra 9 Eylül 1493 tarihinde Macarlara karşı büyük bir zafer elde etmiş bir komutan ve devlet adamı. Macarlara karşı elde ettiği başarıdan dolayı Rumeli Beylerbeyliği’ne getirilen Yakub Paşa üç yıl süren vezirliğin ardından getirildiği vezâret makamında dört yıl kaldı. 1503-1504 yılında hastalandığı için görevinden feragat eden Yakub Paşa önce Edirne ardından Selanik’te ömrünü tamamladı.
Yakub Paşa’nın Korbova zaferi ile ilgili olarak yazdığı ve muhtemelen de Sultan II. Bayezid Han’a sunduğu şiirden birkaç beyit şöyledir:
Buluştuk düşmana cün Korbova'da
Nida erişti kim kır bu arada
Hak
emriyle ettim bir gaza kim
Murad
Han etti ancak Kosova'da
Ururduk kafirin boynuna şimşir
Melekler
bağlayup saflar havada
Dokuz bin dahi beşyüz sayulurdı
Ko kalanın derede ve ovada
Tutulan
dirile on bin var idi
Esir
oldu kamusu o arada
Meral Bayrak Ferlibaş’ın
Belleten’in 299. Sayısındaki makalesinden öğrendiğimize göre başarılı bir
devlet adamı olan Yakub Paşa hakkında Osmanlı kroniklerinde ayrıntılı bilgi
verilmez. Macarlara karşı elde ettiği
başarı kısa cümlelerle geçiştirilmiştir.
Meral Bayrak
Ferlibaş adı geçen makalesinde Yakub Paşa hakkında kaynaklarda çokça hatalı
bilgi olduğunu belirtmektedir.
Konumuz Yakub
Paşa’nın VM Arşivi’nde bulunan sekiz sayfalık Arapça bir suret olan Evâil-i
Safer 916/10-19 Mayıs 1510 tarihli
vakfiyesine göre Yakub Paşa, 1510 yılının Mayıs ayı ortalarında tescil
ettirdiği vakfiyesinde ifade ettiği üzere Selanik’in Bayır Mahallesi’nde.
Daha sonra II. Bayezid’in izniyle camiye dönüştürdüğü bir mescid, önüne bir
çeşme, çeşme, yanında da misafirlerle yolcuların konaklaması ve
ihtiyaçlarının karşılanması için karşılıklı iki oda, aralarında sofa, sofanın
altında bir mahzeni bulunan ev ile bu
evin yanında iki sofa, tuvalet, tuvalete bitişik bir oda, odanın altında odunluk, mutfak,
fırın, kiler ve ahırı olan bir zaviyeyi
inşa ettirerek vakfetmişti.
Yakub Paşa
hayratı için padişahın temlik ettiği Maruda köyünü bütün mahsulleri, gelirleri,
ağaçları, mezraları ve eklentileriyle birlikte, Selanik- Kadı Abdullah Mescidi
Mahallesindeki 41 odalı katlı ve etrafı çevrili Büyük evi, üç kılıç, 1 kemer, 1
Bıçak teşbih, kuşak çeşitli mücevherler ve muhtemelen Büyük eve ait mutfak
eşyaları vb. toplam 69 kalem değerli eşyasını müzayede de satılarak gelir
kaydedilmesi için akar olarak yazdırmıştı. Yakub Paşa bu taşınır ve taşımaz lar
dışında 5 Kur’an-ı Kerim 3 takım hatim cüzü dahil, tefsir, hadis, fıkıh,
felsefe, mantık, hukuk, dil bilgisi, tarih, astronomi gibi farklı konularda 280 adet kitabı da bağış olarak
vakfiyeye yazdırmıştı. Paşa’nın bağışladığı ve ciltli oldukların belirttiği
vakfiyede isimleri belirtilmeyen, sadece yüz otuz beş adet küçük boy kitap
olarak tarif edilen eseri de vakfetmişti.
Vakıf
şartlarının bir diğeri ise akarlardan elde edilecek gelir ile -ihtiyaç halinde-
öncelikle vakıf eserlerle
gayrimenkullerin tamir ve bakımının yapılması,
sonra vakıf görevlilerinin
ücretlerinin ödenmesi, caminin hasır, kandil
ve kandil yağları
için her gün bir dirhem
ayrılmasıdır. Yine ayrıca harcamalar
yapıldıktan sonra artan parayla yemek hazırlanıp cami görevlileriyle mutfak hizmetlilerine ikram edilmesi, yemeğin
artması durumunda ise
fakirlere verilmesi de vakıf şartıdır.
Sn. Ferlibaş
makalesinin sonuç bölümünde: Yakub Paşa’nın
kenhdi adıyla anılan mahallede tesis ettiği vakfın Osmanlı döneminin sonuna
kadar varlığını devam ettiğini
belirtmektedir.