Akran  Zorbalığı


Aynıyla  vaki  bir  anı…

****

Üzerinden  seneler  geçtiği  için maalesef  her şeyi  tam  hatırlamıyorum.  Bir  de olay,  bizim  okulumuzla  ilgili  olmadığından  isimleri  hatırlamıyorum  ama  olay  dün  gibi  aklımda…


  Görev  yaptığım  bir  ilçede gençler  arasında  en  yaygın  şey,  çeteleşmeydi  o  yıllarda.

Yok  yok  yanlış  anlaşılmasın.  Çeteler  derken  ABD’nin  Harlem  çeteleri  gibi  değildi  gençler  arasındaki  çeteler. Genelde  topluca  eğlenmek,  topluca bazı  eylemlerde  bulunmak,  kafa  dengi  çocukların  bir  arada  bulunmak  amacıyla  kurdukları resmi olmayan  dayanışma  kuruluşlarıydı. Eh  gerekli  hallerde  başka  çetelerle  kavgalar da  olmuyor  değildi  hani.

Yahu  bilirsiniz  işte ‘’Sen  bizim  mahalleden  geçersin’’meselesi.  Ya  da  ‘’  Sen  bizim  mahallenin( ya  da  okulun-sınıfın )  kızına  nasıl  bakarsın  lan?’’  meselesi… Her  birimizin  başından  geçmiştir  mutlaka.

Ancak  bahsini  ettiğim  yıllarda ipin  ucu  biraz  kaçmıştı. Dahası  bu  çeteleşme  ve  akran  zorbalığı  olayı  orta  okullara  da  sıçramıştı  ve  o  senenin  yani  öğretim  yılının  sonuna  doğru  bir  gün  bütün  gün  boyu  camilerden  ve  belediye  hoparlörlerinden  bir  anons  yapılmaktaydı:

‘’  İlçemiz  Filanca  Orta  Okulu  öğrencisi Mustafa oğlu Hakan ( İsimler uydurma  tabii  ki.  Asıl  isimleri  unuttum  gitti. )   kaybolmuştur.  Kendisini  görenlerin  ya  da  nerede  olduğu  hakkında  bilgisi  olanların  ilçemiz  emniyetine  bildirmeleri  önemle  rica  olunur.’’

Evet  ortada  12  yaşlarında  olduğunu  tahmin  ettiğim bir  erkek  çocuk  kaybı  söz  konusuydu  ve  sabahtan  akşama  kadar  bu  anons  sürekli  tüm  hoparlörlerden  yapıldı.

Çok  da  büyük  olmayan,  hepi  topu  üç  caddeden  ibaret  bir  ilçede  böyle  bir  kayıp  ilginçti.  İlginç  olmasına  ilginçti  ama çocuk  sanki  yer  yarılmış  da  içine  geçmişti.  Neredeyse  bakılmadık  hiç  bir  köşe  kalmamıştı  ama  bulunamıyordu.

Yaklaşık  bir  hafta arandı  Hakan  ama  yoktu. 

Derken  bir  gün  yine  hoparlörlerden  Hakan’ın  bulunduğu  haberini  duydum  ve  kendi  adıma  derin  bir  oh  çektim ama  erken  sevinmişim.

Evet bütün ilçeyi  ayağa  kaldıran  kayıp  çocuk  bulunmuştu.  Bulunmasına  bulunmuştu  ama  maalesef  sağ  olarak  bulunamamıştı. Tam  anlamıyla  kurbanlık  bir  koyun  gibi  boğazlanmış vaziyette yani  gırtlağı  kesilmiş halde  bulunmuştu.

Peki  kim  bulmuştu  Hakan’ın  kanlar  içindeki  cesedini?  Ya  da  bulunmasını  sağlamıştı?

Günlerdir  arandığı  halde  bulunamayan  Hakan’ın  nerede  olabileceğini  okul  arkadaşlarından  Veysel  söylemişti.

Evet,  Veysel,  kendisine  ‘’  En  çok seninle  konuşur,  seninle  görüşürmüş.  Sen  bilebilirsin  Hakan’ın  nerede  olabileceğini’’  Diyen  polis  memuruna kasabanın  dış  taraflarında,  daha  yeni  yeni  -insanların  yerleşmesi  için-  inşaatların yapıldığı  boş  bir  arsada  olabileceğini söyledi  ve  gerçekten  de  Hakan’ın  cesedi  tam  olarak  işte  o  arsada bir  tümseğin  arkasında  boynu  kesik  bir vaziyette  bulundu.

Peki  Hakan’ı  kim  katletmişti?

Veysel’in bir  navigasyondan  çok  daha  net  bir  tarifle aranan  Hakan’ın  cesedinin  yerini  söylemiş  olması  üzerine  tabii  olarak  tüm  şüpheler  onun  üzerinde  yoğunlaşmıştı  ama?  Ama  dünyada  her  şey  olur  da Veysel  bir  insanı hem  de  boğazını  keserek  öldüremezdi. Çünkü  Veysel  o  kadar  zarif  ve  nahif  bir  çocuktu  ki babası  kurban  keserken ya  da tavuk  kesilirken  bile  asla  bakamazdı.  Ayrıca son  derece  sakin,  son  derece  uslu,  son  derece  kurallara  uyan  bir  çocuktu Veysel. Ama az  sıkıştırılınca  cinayeti  nasıl  işlediğini  anlatmıştı  ve  gerçekten  de tüm  deliller,  katilin  Veysel  olduğunu  gösteriyordu.

İyi  ama  neden?

Okulunun,  hatta  belki  de  ilçenin  en  sakin,  en  halim  selim,  en  kurallara  uygun  ve  hatta  en  çalışkan, geleceği  parlak  çocuğu  olan  Veysel,  yaşıtı  Hakan’ı,  hem de  hunhar  bir  şekilde,  koyun boğazlar  gibi  nasıl  boğazlamıştı?

İşte  bu sorunun  cevabı  çok  önemliydi  zira  ortada  kuzuluktan  canavarlığa  dönüşmüş  bir  çocuk olduğu  gibi  bir  de  vahşice  öldürülmüş  bir  çocuk  vardı.

*****

BİR  KAÇ  GÜN  ÖNCE

Veysel  adeta  yalvarıyordu  Hakan’a.

-Vallahi  beş  kuruşum  kalmadı.  Son  paramla  da  kendime  tost  ve  gazoz  aldım.
-Vaaaayyyy,  demek  benim  haracımı  vermeden  kendi  mideni  düşündün  ha?  Ulan  peki  ben  ne  yiyeceğim  ha?  Ben  ne  yiyeceğim?
-Ya  unuttum  seni  kusura  bakma.
-Demek  beni  unuttun?  Ulan  ben  unutulacak  adam  mıyım?
-Tamam,  yarın  iki kat  veririm.
-Hele  verme  de  göreyim  seni.  Bu  okulu  sana  dar  ederim  anladın  mı?


Evet,  Hakan’ın  bu  zorbalığı  sadece  Veysel’e  karşı  değildi.  Kendince  küçük  bir  çete  kurmuştu  okulda  ve  pek  çok  öğrenciyi  haraca  bağlamıştı.   

İşin  kötü  tarafı  bir  kaç  defa  bu  yaptıkları  şikayet  edilince  disiplin kurulu  tarafından  cezalandırılmış  ama  babası  okulu  okulu  basıp  ‘’  Siz  benim  oğlumu  nasıl  cezalandırırsınız  ulan?’’ naralarıyla  ortalığı  darmadağın  ettiği için  daha  da edepsizleşmiş,  daha  da  pervasızlaşmıştı ve  artık  okulda  bıçak  taşımaya,  bazı  arkadaşlarını  bıçakla  tehdit  etmeye  başlamıştı.

Normal  şartlarda  hakan  ve  benzerlerinin  örgün  eğitimin  dışına  çıkarılması  gerekiyordu  ama  gel  gör  ki  bazılarına  ‘’ Suç  işleyecek  kadar  aklı  başında  olanın,  cezasını  çekecek  kadar  da  aklı  başındadır.’’  Kuralını  kavratmak  kabil  olmuyordu.  ‘’  Çocuktur,  çocuklukta  olur  böyle  şeyler.’’  Denilip  her  zaman  olduğu  gibi  pislik  halı  altına  süpürülüyordu.

****
Veysel’in artık  canına  tak  etmişti.

Ertesi  gün  Hakan’a  iki  günlük  haraç  vermeyecekti.  Bu  zorbalığa  aynen  Hakan’ın  metodlarıyla  son  vermeye,  kendisini  ve  okulu  Hakan’ın  zorbalıklarından  kurtarmaya  karar  verdi.

Çarşıya  çıktı.  Bıçakçılar  çarşısından  oldukça  keskin  bir  bıçak  satın  aldı ve  bıçağı  beline  takıp  okul  yolunu  tuttu.

Hakan,  her  zamanki  gibi  haracını  istediğinde  ona  ‘’ Paralarımı  yeni  yapılan  inşaatların  orada bir  yere  sakladım.  Gel beraber  gidip  alalım,  senin  hakkını  da  vereyim’’  dedi. 

Hakan ‘’  hazır  gitmişken  tüm  parayı  alırım bu  sümsüğün  elinden.’’  Düşüncesiyle  boş  araziye  gitti  Veysel’le.

Veysel,  büyükçe  bir  taşı  işaret  edip ‘’  İşte  burada  paralar.’’  Dedi. Hakan tam  taşa  doğru eğildiğinde   belinden  çıkardığı  bıçağı  aniden  onun  gırtlağına   sürterek  ondan  ebedi  olarak  kurtuldu.

Sonra?

Sonrasında  Veysel’e  ne  oldu  bilemiyorum  zira  o  ilçeden  tayinim  çıktı.
( Akran Zorbalığı başlıklı yazı Sami Biber tarafından 14.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu