Hala Yağıyor Yağmur


Her sonbahar akşamı 
Yağmur gibi yükseklerden yumuşakça iniyordu zemine
Yağmurca söylüyordu türküsünü .
Ak ,pak saf ve berrak bir sesle, ahenkle 
her canlıya özel olarak dokunuyordu 
Kağnı sırtında meçhul bir sürgüne giderken, 
öküzün kanayan ayağını dert edinen yağmurdu

Gecenin koynunda, 
gurbetin kapkara hüznünde, 
zihinde çakan yakıcı şimşeklerle sarsıldı, 
yürekte kopan fırtınalarla yeniden yeniye duruldu, 
ruhu saran gök gürültüleriyle yeniden ateşlendi.
Ve yağmur şanlı saltanatın yıkık taşlarına yeniden yağdı.
Güzel zamanlardan geriye kalan bu donuk bakışlara 
dolandı durdu.
Duruldu yağmur.

Hafifledi, duruldu.
Yalın bir damla olarak yeniden 
Karlı dağların serin kuytularına döndü.
Damla damla kalbimize yağmak için, 
Sağanak sağnak ruhumuza varmak için, 
aklımıza şualar düşürmek için 
saflaştı, inceldi, çoğaldıkça çağladı.

Acımasız bir şimşeğin ucunda, 
Şedit rüzgarların ardı sıra yabancı ellere savruldu.
Köpüklü nehirlerin hazin akışına kapıldı.
Yaban rüzgârlarına esir düşüp, 
uzak coğrafyalara sürüklendi yağmur.

*
Dağ başlarından devşirdiği haşin fıtratını,
Coşkun sularda yıkadı duru, keskin bakışını, 
Doğanın kavruk toprağından beslediği ateşin zekâsını 
alıp yeniden göğe karıştı yağmur.

Kızıl şafaklardan ışık vurdu yüzlere
Nefeslere derinlik veren taze bir seherde, 
ruhların göçebelik kışkırtısına 
yakın olduğu sabah vakitlerinde 
duru bir reşha olarak vardı yeryüzüne yağmur

Yitirilmiş bir coğrafyanın dağıyla taşıyla kucaklaştı, 
zaruretle derinleşen bir yaranın orta yerinde 
kan olup aktı, kıvrandı.
Uçurumlara düştü, mağaralara sığındı, 
taşlarla arkadaş oldu, 
pınar başlarında geceledi, 
gecenin orta yerinde 
yüreğine düşen dava ateşiyle buharlaştı yağmur.

Bir ananın göz yaşından taştı da geldi.
Helal-haram kaygısını 
bir tutam ota taşıyacak denli 
müttaki bir babanın alın terinden 
billurlaştı da yağdı yağmur
Arzın humma nöbetleriyle 
kıvranan toprağına dokundu en önce.
Mevsimlerin son nefesleriyle savruldu yağmur, 
aşkın rûzigarına tutuldu, 
damla damla sevdaya aktı yağmur.

*

Toprağın damarlarına karışıp 
yeni baharların toprağına gömülmeyi de göze aldı.
gözlere nur olacak 
bahçelere gözyaşı olacak değil miydi nasılsa?
Yağmur eninde sonunda göğüslere değecekti.
Yağmur göklüydü ve nasılsa göğe dönecekti.
Bir gece, karabulutların  girdabına düştü yağmur.


Hiçbir yağmura benzemiyordu.
Sanki başka zamanlara, 
başka mevsimlere, 
başka coğrafyalara aitti de, 
bu talihsiz mevsime, 
bu mahzun şehre kazara uğramış gibiydi.
Rahmet dediler adına
Eşsiz ve belki zamansız yağmış bir yağmurdu.

Bir sabah tozlu ayaklarıyla vardığı mekanlara
muhteşem bir saltanatın batmaya yüz tuttuğu 
hazan mevsiminde bir ikindi yağmuru olup düştü. 
Mahzun coğrafyanın meyus insanlarına, 
peşi sıra getirdiği yedi renk ışıklarıyla 
taze ve rengarenk bir gökkuşağı sundu.

Acele etmiş, kışta gelmişti.
Çiçekleri solmuş, tohumları kurumuş topraklara, 
yazı baharı unutmuş iklimlere 
yeni baharlar getirdi.
Yağmur, soğuk ve acı kışlarda da yağdı.
Sicim sicim ,tane tane , şehir şehir dolaştı.
Toprağın efsununda savruldu, 
Gönüllerin hüznünde yoğruldu.
Bereketini, heyecanını her diyarın göğüne taşıdı yağmur.

*
Bentleri yıkan bakışlarla yağdı 
Parmaklıklara inat yeryüzünün her noktasına vardı, 
zerreden küreye her şeyi tefekkürle yıkadı 
Bir bahar günü, çayır çimende yeni açmış çiçekleri, 
taze kokulu yapraklarıyla 
reyhana dönüştürdü yağmur.

Sessiz ve kimsesiz bir yalnızlığa itilirken, 
yavrusuna giden kuşlara kanat gerendi
hüzünlü yalnızlıklara, 
o sessiz gecelere çise çise yağan, 
sessizce çoğalan, 
hece hece biriken, 
akarsularca taşandı yağmur.

Yaprak yaprak  şebnem oldu.
Miski amber rahiya oldu
Turnaların kanatları arasında 
Haşre, ebede, Cennete taşıdı yağmur
Gözlerimizin gördüğü suretlerden 
gönlümüzün gördüğü hakikatlere 
sürükledi bizi.

Öylece yeryüzündeki rahmet eserlerine nazar eyledik.
Ve öylece dirilişe, hesaba, ebede vardı aklımız.
rüyalardan uyandırdı bizi.
Kuyuda ve zindanda aklımızı hakikate boğdu.
gecelerce aydın etti gözümüzü.
denizinde dalga dalga gerçeğe savurdu nefesimizi.

Düşülen yangınlardan bize ebedî güller devşirdi.
dilimize istikamet verdi
taşı tefekkürümüze taşıdı, 
katı kalpleri taşla yumuşatacak tane tane geldi.
Sabırlar akıttı kalbimize yağmur.

*


Gülü ve salâvatı, bülbülü ve nübüvveti tanıdı
insanı ve haşri, geceyi ve yıldızları gördü 
göğü ve tevhidi yeniden yeniye yoğurup yıkadı yağmur.
Hiç incitmeden, yıkmadan ve kırmadan, üzmeden 
ve korkutmadan alnımıza, aklımıza yağdı.
Hiç zorlamadan ve yormadan 
yüreğimize değdi yağmur.

Damağımıza metanetli bir dua yapıştırdı.
Bütün zamanların en güzel yağmuru
Muhammed Mustafa’ya selamlar sundu 
Reşha, reşha çorak iklimlere, 
kurak dimağlara inzal buyurdu yağmur.

Ve hala yağıyor yüzümüze, 
sabahları şebnem olup parıltılar saçıyor, 
ebedi bir bahardan, 
sonrasız bir andan 
taze ve sımsıcak mesajlar taşıyor, 
gökler boyu gökkuşağı oluyor, 
gözümüze ve gönlümüze haleler gönderiyor.
Rahmet rahmet müjdeler indiriyor 
hâlâ yağıyor yağmur


redfer

( Hala Yağıyor Yağmur başlıklı yazı redfer tarafından 15.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu