Sabah üzeri.
Solmuşken çiçekler.
Ekmek kırıntılarının peşinde üç serçe.
Zayıf ince bacaklı üç kuşlar.
Arkaları yok.
Biri vursa, tık diye düşüverirler de
Kimsenin haberi olmaz.
Terasta fır dönmeleri bu sebepten,
habire etrafı kollamaları.
Hep bir tedirginlik ayaklarında.
Açlıktan kararan kara gözleri korkulu.
Habire dönüp duruyor
üç serçe kuş.
Kumrularla kılığı bozuk saksağanlar gelmeden
kursaklarını şişirip uçmaya niyetli konik gagalı üç kuşcuk.
Yana yatırıp başını cama bakıyor biri.
Sandalyede oturmuş adamla göz göze geliyor.
Elleri kocaman adamın.
Allah göstermeye yakalasa
kuşu avucunda sıksa.
Bir lokmacık hale gelir kuş.
*
Böyle maraz adamlar gırla buralarda.
Her yerde.
Ufacık kuş,
bir uçup ürküntüsünü silkeliyor dalda.
Dönüp geliyor saçılmış kırıntıların ortasına.
İki kuşun yanına.
Adamın umurunda değil kuşlar.
İçerde televizyon izliyor.
Bu sabah üzeri gelecek .
Meydandan taksiye binecek,
sokağın başında inip anahtarla dış kapıyı açacak,
merdivenlerden çıkacak yavuklusu
Çıkacak mı acaba
Parmaklarının ucuna inen soğukluk ve endişe
soğutuyor bedenini maraz adamın
Aşağı ki parkta çocuk sesleri.
Cıvıl cıvıl.
Ürkmüyor üç serçe.
Oyun oynayan çocukgiller.
Zararsız.
Oysa bir taşla onulmaz yara açarlar.
Tüylerin altından sızar ıpıl ıpıl.
*
Bir bildiği vardır kuşların.
Umursamıyorlar.
Dönüp duruyorlar kırıntıların arasında.
Herkesin hayattan alacağı ayrı.
Dünden kalık kurumuş kırıntıları didiklerken
yan gözleri de camdaki adamda.
Kocaman kafası döndükçe,
üç serçelerin ince bacakları çevriliyor duvar dibine.
Bir küpeşteye bir yere.
Kocaman adam uykusuz.
Uyku da umurunda değil aslında.
Gelecek mi yavuklusu,
kuşkusu germiş kirpiklerini.
Gecenin sesleri lambanın etrafında tınlayıp durmuş.
Gözü saatin üzerinde lambanın.
Yandaki saat iki. Kapattı gözünü.
Yandaki saat üç. Kapattı…
Kafasının içinde dönüp duruyor
Plaktaki arabesk müzik
İyice ağırlaşıyor gövdesi.
Böylece eriyor sabaha
Sabah oldu.
*
Kanadı ıslak kuşlar da uçtu erdi sabaha.
Kim bilir nerede uyandılar kuş uykusundan.
Dalları kesik ağaçlarının.
Yuva bozan yaramazlar çoğaldı buralarda.
Her yerdeler.
Terasın borularına tünediler.
Uzun plastik borular bir yol uzanıyor beton duvarı.
Üç adımda bir kelepçe boyunlarında.
Yağmur yağarsa taşmasın, zapt olsun diye.
Deli yağan yağmurlar için.
Sükunetle gelip geçsinler diye.
Patırtıyla rahatsız etmesinler insanları.
Üç kuşumu düşünmüşler yoksa.
Üç küçücük serçeyi.
Koca ağaca kıymışlar,
bükmüşler boynunu da.
Kim esirgesin ıslak kanatlarını,
zayıfcık ayaklarını.
*
Adamın da umurunda değil bunlar.
Ağaçmış, dalmış umurunda değil kimsenin.
Solmuşsa çiçekler onlara ne.
Yağmur nereden akıp geçiyor,
somun nereden sıkıştırır plastik boruyu.
Hiç dertlerinde değil.
Döngedeki dış çemberle iç çemberin seslerinde o.
Huzursuz adam .
Zilin çalması tek derdi.
Kapının açılması
Koca adamın sabah üzerinden tüm beklentisi bu.
Coşkunun içeriyi, içini doldurmasında.
Böyle adamlar çoğaldı buralarda.
Her yerde böyle magandalar.
redfer