Bir Çift Ayağın Üstünde Çocukluk
15 Ocak 2026 – Balıkesir
H. Çiğdem Deniz
Bugün küçük kız kardeşim aradı.
“Çarşıdayım,” dedi, “ilk göz ağrımla… vaktin varsa sen de gel.”
Kahvaltı sofrasında son lokmamı çiğnerken “gelirim” dedim; çıkmam bir saati bulur.
“Tamam,” dedi, “bekliyoruz.”
Evin düzenini hızla toparlayıp giyinme odasına geçtim. Güncem, bu arada birkaç telefon daha düştü payıma. Annemle ve kayınvalidemle Miraç Kandili’ni kutladık. Annem üniversite hastanesine, gözünden iğne olmaya gidiyordu; ortanca kardeşim ilgilenecekti, sağ olsun. Kayınvalidem ise kaynımın geçirdiği anjiyo ve takılan stentten sonra nasıl olduğunu merak ediyordu. Bir annenin kalbi işte; endişesi de merakı da eksilmiyor. Biz de onu rahatlatmak için elimizden geleni yapıyoruz.
Kış güneşine aldanmamak gerek. Sıkı sıkıya giyinip çıktım evden. TTM’ye varmadan aradım kardeşimi; hızlı yürüdüğümü ispatlarcasına nefes nefeseydim.
“Biz Hasan Baba Çarşısı’ndayız,” dedi.
Günceme daha önce de anlatmıştım Hasan Baba Çarşısı’nı; Balıkesir’in ilk modern alışveriş merkezlerinden biri sayılır. Bugünün camlı, parlak AVM’lerinden çok farklıdır elbette. Çok katlıdır; döne döne, ağır ağır çıkarsın katlarını. Terzileri, küçük dükkânları, el emeğinin kokusu sinmiş koridorlarıyla hâlâ bir buluşma yeridir. Hayırlı bir niyetle çıktıysan evden, yolun mutlaka oraya düşer; hem işini görür hem de tanıdık bir yüzle selamlaşırsın.
Yolda karşı komşumla ve lise yıllarından sınıf arkadaşımın sevgili eşiyle ayaküstü sohbet ettik. Gecikmem bundandı. Deri sandalyeye nefes nefese oturduğumda On On’da içtiğim duble kahve iyi geldi doğrusu. Oradan buradan konuştuk, sonra çarşıda mağaza mağaza dolaştık.
Millî Kuvvetler Caddesi’nde yürürken tanımadığım bir kadın içten bir selam verdi.
“Galiba ünlendim,” dedim, kıkırdadım. Son zamanlarda hiç tanımadığım yüzler bana selam veriyor. Geçen gün Helvacılar Sokağı’ndaki bir gelinlik mağazasının önünde duran güleç bir kadın da “çok şıksınız” diyerek beni onere etmişti. Galiba memleketim insanı beni çoktan bağrına bastı da ben bunu yeni yeni fark ediyorum.
Telefonuma bakıyorum; gazetede çıkmışım. Şarkılarla, şiirlerle andığımız Nazım Hikmet Ran gecesinden bir haber. Kent Konseyi de videolar hazırlamış, ben de içindeyim. İçimden “ne hoş” diyorum.
Derken konu babama geliyor.
İç sesim hemen fısıldıyor: izah et.
Kardeşimin koluna girmiş yürürken, eskiden de hep böyle dolaştığımızı hatırlıyorum. Babamın koluna girmeyi ne çok severdim. Bunu söyleyince o da gülümsüyor; babamın ayaklarına basarak dans ettiği günleri hiç unutmadığını anlatıyor.
Babamın ayaklarının üzerine basıp dans ederdik üç kız kardeş.
Ayakkabılarının içi bize koca bir salon olurdu; ritmi o belirler, biz gülüşlerimizle çoğaltırdık.
Bir adım sağa, bir adım sola… Dengemiz bozulduğunda bile düşmezdik, çünkü babamın elleri hep oradaydı.
O anlarda dünya küçülür, güven büyürdü; çocukluk tam da böyle bir şeydi işte—
bir çift ayağın üstünde, korkusuzca dönmek.
Bir an durup “bak,” diyorum, “şimdi söylediklerinle beni yine eski çocukluk günlerime götürdün.”
(
Bir Çift Ayağın Üstünde Çocukluk başlıklı yazı
çitlembik tarafından
15.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.