Yazmak İnsanı İkinci Kez Gezdiriyor
YAZMAK İNSANI İKİNCİ KEZ GEZDİRİYOR
8 Haziran 2026
Denizli kebabının ardından rotamızı Kaleiçi'ne çevirdik. Profesyonel bir rehberimiz yoktu ama yıllardır bana eşlik eden bir alışkanlığım vardı: Merak etmek.
Arabamızı Kaleiçi'ne yakın bir yere park ettik. Bu kadar eski ve büyük bir çarşının tek bir girişi olamayacağını düşünüyordum. Nitekim birkaç dakika içinde kendimizi birbirine açılan sokakların, üstü kapalı geçitlerin ve dükkân sıralarının arasında bulduk.
İlk bakışta sıradan bir çarşı gibi görünse de biraz dikkat edince her dükkânın, her taşın ve her yapının ayrı bir hikâyesi olduğunu hissediyordum. Ayakkabıcılar, terziler, takım elbiseciler, baharatçılar... Burası yalnızca turistlerin uğradığı bir yer değil, hâlâ yaşayan bir çarşıydı.
Kaleiçi'nin dar sokaklarında dolaşırken bir ayakkabıcı dükkânına da uğradım. Dükkan sahibine, "Topuk dikeniyle yeni tanışma evresindeyim," dedim. O da gülümseyerek topuğa yerleştirilen çeşitli aparatlar gösterdi. İnsan gençken yürümeyi düşünmez; ayaklar zaten seni taşır. Ama yıllar geçtikçe ayakların da söz hakkı istiyor. Bir yandan tarihî çarşıları gezmek, bir yandan topuk dikeninin nazını çekmek... Doğrusu bu da yolculuğun ayrı bir parçası. Bazen insanın gezerken en büyük rakibi kilometreler değil, kendi ayakları oluyor.
Topuk dikenim ara sıra varlığını hatırlatıp beni yavaşlatmaya çalışsa da gezi hevesim kolay kolay pes etmiyordu. Doğrusu, bu kadar nazıma niyazıma rağmen Engin'in bir kez olsun "Of" dediğini duymadım. Belki de sebebi geçen yıl aynı dertten onun da muzdarip olmasıydı. Acısını çekmiş insan başkasının ağrısını daha iyi anlıyor galiba. Neyse ki o bu sıkıntıyı atlattı. Benim ne zaman iyileşeceğim ise şimdilik ayrı bir muamma. Şimdilik topuk dikenimle aramızda sessiz bir anlaşma var; o ara sıra sızlanıyor, ben ise gezmeye devam ediyorum.
"Merak duygum, topuk dikenimden biraz daha inatçı çıktı."
Sokaklardan birinde karşıma Arasta Camii çıktı. Beyaz duvarları, ahşap direkleri ve mütevazı görünümüyle çarşının ortasında sessizce duran bir tarih parçasını andırıyordu. Sonradan araştırınca caminin yüzyıllardır Kaleiçi'nin kalbinde yer aldığını öğrendim.
Eskiden gezer, görür ve dönerdim. Yazmaya başladıktan sonra bu değişti. Artık bir caminin kitabesini, bir çarşının geçmişini, bir sokağın neden o isimle anıldığını merak eder oldum. Sanırım yazmak insana ikinci kez gezme fırsatı veriyor.
Sonra Bayramyeri'ne doğru yürüdük. Haziran sıcağı kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Benim aklımda ise yalnızca içimi ferahlatacak güzel bir dondurma vardı. Arayışım o kadar ciddiydi ki kendi aralarında sohbet eden birkaç gencin yanına gidip fikrini bile sordum.
Sağ olsunlar yardımcı olmaya çalıştılar. İçlerinden biri bir tatlıcı önerdi ama benim aradığım tam olarak o değildi. Bazen insanın canı bir şey ister ama ne istediğini kendisi de tam tarif edemez ya, işte öyle bir durum.
Denizli'nin meşhur tahinli pidesini de o sırada denemeyi düşündüm. Ancak güneş tepemizde kavrulurken tahinli pide bana biraz ağır geldi. Onu başka bir geziye bırakmaya karar verdim. Her lezzetin kendine yakışan bir mevsimi, hatta bir havası var sanırım.
Bayramyeri'nde dolaşırken tarihî çeşmeyi fotoğraflamayı da ihmal etmedim. Yazmak insana tuhaf alışkanlıklar kazandırıyor. Eskiden önünden geçip gideceğim bir çeşmenin bugün kitabesini merak ediyor, fotoğrafını çekiyor, sonra eve dönünce araştırmaya başlıyorum.
Gezi bittikten sonra araştırmalarım devam etti. Öğrendim ki Denizli'nin ticari hafızası yüzyıllardır bu sokaklarda yaşamış. Nice tüccarlar, nice yolcular, nice esnaf aynı taşların üzerinden geçmiş. Biz de o gün, kısa bir süreliğine onların izine karışmış olduk.
Belki de bir şehri gerçekten görmek, yalnızca sokaklarında yürümekle olmuyor. Biraz da eve dönüp okuduklarınla, araştırdıklarınla ve yazdıklarınla mü
mkün oluyor.
H. Çiğdem Deniz
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.