Başkasının İpiyle Kuyuya İnmek 1 Bölüm
Efendim aslında tam olarak hani şu ‘’ Gerdeğe girmek ‘’ ile ilgili bir deyim var ya, onu başlık yapacaktım ama edepli günüme denk geldi. Hem ‘’Çoluk var çocuk var ayıp olmasın.’’ dedim.
****
Bugün günlerden 22 Ocak. Bundan tam seksen sene önce yani 22 Ocak 1946’da İran topraklarından Kirmanşah’ta( Kürtler Rojhilat diyorlar ) Kürtler tarih boyunca ilk kez bağımsız bir devlet kurmuşlardı.
Evet, bugün tarihteki ilk ve tek bağımsız Kürt Devleti olan Mahabat Cumhuriyetinden bahsedeceğim. Ancak konunun daha iyi anlaşılması için biraz daha gerilere gitmek lazım.
Tarihin tozlu sayfalarına baktığımızda taa 1800’lü yıllara kadar Kürtlerin, Türklere karşı bir isyanını görmüyoruz. İlk isyanları ise 1806 Yılında Babanzade Abdurrahman paşa tarafından gerçekleştiriliyor. Sonra 1812’de yine Babanzadelerden bu sefer Ahmet Paşa isyan ediyor.
1843 Yılından sonra en büyük isyanlar Bedirhanilerden geliyor. Ancak bu isyanların hiç birisinde bağımsız bir Kürt Devleti kurmak gibi bir amaç görmüyoruz. Öyle ki mesela 1806’daki isyanın sebebi Osmanlı Devletinin 1806’da ölen Babanzade İbrahim yerine Süleymaniye valisi olarak Babanzade Halid Paşayı tayin etmesi… Babanzade İbrahim’in yeğeni Abdurrahman ‘’ Hak benimdi, ben vali olmalıydım ‘’ diye ayaklanıyor.
Ancak ?
Ancak Osmanlı’nın son dönemlerinde, özellikle II. Meşrutiyetin ( 1908 ) hemen öncesinde ve sonrasında İngiltere’nin - kendi çıkarları doğrultusunda- Osmanlının iki kadim topluluğunu Osmanlı yönetimine karşı kışkırttığını görmekteyiz ki Rusya ve Fransa da bu konuda İngiltere’den geri kalmıyor. Ama tabii ki hiç biri bu kışkırtıcılık hususunda İngiltere’nin eline su dökemez.
Tarih kitapları Kürtlerin bağımsızlık isteklerine pek yer vermeden, bu dönemde sadece Ermenilerin bağımsızlık isteklerinde bulunduğundan bahsetse de gerçek tam olarak böyle değildir.
İngiltere, öteden beri doğudaki sömürge yolları için büyük tehlike olarak gördüğü Rusya’nın önünü kesmek, onu oyalamak için bir şeyler yapmak gereğini hissetmiştir. Hele de Rusya’nın 1918’de I. Dünya Savaşından çekilmesi, Osmanlı ile Brest- Litowsk Antlaşmasını imzalayıp işgal ettiği topraklardan çekilmesi İngiltere için alarm sirenlerinin çalması demekti.
Derhal harekete geçmeliydi ama önünde önemli bir engel vardı: Bağımsız devlet kurma konusunda artık kafalarını iyice doldurmuş olduğu Kürtler ve Ermenilerin her ikisi de aşağı yukarı aynı toprakları istiyordu.
Kürdistan Teali ve Teavün Cemiyeti’nin kurucularından olan ve aynı zamanda Sadrazam Said Halim Paşa’nın kız kardeşi Emine Hanımla evli olan Kürt Mahmet namıyla maruf Mehmet Şerif Paşa bir Kürdistan haritası çizmişti bile. Bu haritaya göre Urfa'nın bir kısmı, Diyarbakır ve Tunceli'nin doğusu,, Van Gölü 'nün doğusu ve güneyi ile Kirmanşah'tan daha kuzeydeki Irak topraklarına Kürdistan adını veriyordu.
Ancak Ermeniler de çizdikleri ‘’ Büyük Ermenistan’’ Haritalarında aynı toprakları Ermenistan toprakları olarak gösteriyorlardı.
Bu durum İngiltere için bir kaostu. Bunun önüne geçmek için Ermeniler ile Kürtler anlaşmalıydı.
İngiltere iki Osmanlı vatandaşı paşayı 1919 Yılında Paris’te yapılan sözde barış konferansına Ermenilerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak çağırdı.
Konferansa Kürtlerin Temsilcisi olarak Şerif Paşa, Ermenileri temsilen Bogos Nubar Paşa gitti.
İngiltere bu iki hain paşanın önüne beş maddelik bir metin koydu. Bu maddeler aynen şöyleydi:
1- Kürtler ve Ermeniler ortak istek ve çıkarlara sahiptirler,
2- İki kesim de Osmanlı Devleti’nden bağımsızlık talep etmektedirler,
3- Mandater bir devletin (Taraflar bu devletin İngiltere olmasını istemekteydiler ) yönetimi altında birleşik bağımsız bir Ermenistan ve Kürdistan meydana getirilecektir,
4- İki devletin sınırlarının Konferans tarafından belirlenmesi ilke olarak benimsenmiştir,
5- Taraflar her iki devletin sınırları içerisinde kalan azınlıkların haklarını teminat altına almayı kabul etmektedirler
20 Ocak 1919’da Şerif Paşa ile Bogos Nubar Paşanın, altına imza koydukları bu antlaşma aynı gün Paris Barış Konferansına sunuldu.
İlginçtir ki Bogos Nubar Paşa- Şerif paşa Antlaşması olarak tarihe geçen bu antlaşmaya Osmanlı Parlamentosunun Türk mebusları ne kadar tepki gösterdilerse Ermeni ve Kürt toplulukları, sivil toplum kuruluşları da aynı ölçüde tepki gösterdi.
Ha, bu arada yanlış anlaşılmasın: ‘’Tüm Kürtler ve tüm Ermeniler tepki gösterdi.’’ Demiyorum.
Mesela Bedirhanlılar neredeyse zil takıp göbek atarken Sebki , Cemadanlı, Karakeçili, Zilan , Korişli, Hişanlı, Aşvanlı ve Balaban Aşiretleri zamanın İrade-i Milliye gazetesine bir telgraf çekip aynen şöyle dediler:
‘’Bir takım cemiyet ve kişilerin Kürtlük adına hareket ettikleri haber alınmıştır. Dersim ve Erzincanlı biz Kürtler halife ve Osmanlı Hükümeti’nden başka bir yönetimi istemediğimiz gibi, bin yıldır din kardeşimiz olan Türklerden de ayrılmak düşüncesinde değiliz. Böyle bir şey hatırımıza gelmez. Amaçları bu birliği ve kardeşliği parçalamak olan insanların Kürtlük adına söz söylemeye hak ve yetkileri yoktur’’ (İrade-İ Milliye, 5 Kanun-ı Sani 1336/5 Ocak Aralık 1920, N:19. )
Ermenilerden de Bogos Nubar Paşa- Şerif Paşa Antlaşmasına karşı çıkanlar vardı. Onlar daha çok Büyük Ermenistan hayali uğruna pek çok Ermeni toprağının (!) Kürtlere verilecek olmasını kabul etmek istemiyorlardı.
Evet, Kürtlerin çok büyük bir kısmı devlete bağlıydı ama bu durum daha Milli Mücadele başlamadan 11 Mayıs 1919’da Ali Batı’nın - İngiliz kışkırtmalarıyla- devlete isyan etmesini önleyemedi.
6. Mart 1921’de başlayan Koçgiri Ayaklanmasını önleyemedi.
Evet, Kürtlerin çok büyük bir bölümü devlete bağlı ve sadık, din kardeşleri Türkleri seven insanlardı ama yine de Ağrı İsyanından Şeyh Said İsyanına, Şeyh Said İsyanından Oramar ( Dağlıca ) İsyanına, Dağlıca İsyanından Sason isyanına, Sason İsyanından Dersim İsyanına pek çok isyan gerçekleştirmişti Kürtler.
Dersim İsyanı…
Dersim İsyanının elebaşı Seyyid Rıza için her ne kadar ‘’ Kürt değil Zaza’dır o ‘’ dense de Devlet bu isyanı çok kanlı bir şekilde bastırdıktan sonra Kürtler ta ki 1979’da pkk kurulup 1984’de ilk kez bir kaymakamımızı öldürünceye kadar Türkiye sınırları içinde herhangi bir başkaldırı harekatı yapamadılar.
Evet, Dersim İsyanının bastırılmasında yaşananlar öylesine korku vermişti ki o isyan bastırıldıktan sonra artık Kürt, Zaza, Süryani, Ezidi, Nusayri ve sair hiç bir unsur Türkiye topraklarında ayaklanmayı göze alamadı. Ancak?
Ancak özellikle Kürtler sadece Türkiye’de yaşamıyorlardı. İran’da da oldukça önemli sayıda Kürt vardı ve madem Türkiye’de olmuyordu o halde neden İran’da bir Kürt Devleti kurulmasındı?
Evet, İran’da kurulabilirdi bir Kürt Devleti. Bunun için de şartların olgunlaşmasını beklemek gerekiyordu biraz.
DEVAM EDECEK.
Başkasının İpiyle Kuyuya İnmek 1 Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından
22.01.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 8
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.