Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Allahın Rızasını Kazanmak İçin Hz Aliyi Öldürmek 3 Bölüm

Allahın Rızasını Kazanmak İçin Hz Aliyi Öldürmek 3 Bölüm



Efendim,  bu  bölümde  sizlere  Hakemler  Olayını  anlatacağım  ama  daha  önce Sünni  Müslümanların (  Ki  ben  de  onlardanım )  neredeyse  hiç  bilmediği  ama  Şiilerin,  Kızılbaş  ve  Alevilerin  çok  iyi  bildikleri  bir  kitaptan  bahsedeceğim.

Kitabın  adı:  Nehcü’l  Belaga
Yazarı: Şerif  El  Radi

Peki  bu  kitap  neden  önemli?

Önemli  çünkü  iddiaya  göre  bu  kitapta  yer  alan  hutbe  ve  mektupların  hepsi  Hz.  Ali’nin  sözleridir. Yani  Hz Ali  ne  söylemişse  Şerif  El  Radi  onu  yazmıştır.

Bu kitap  Şiiler, Kızılbaşlar  ve  Aleviler  nazarında tüm  yaratıkların  sözünün  üstünde,  Allah’ın  sözünün  altında bir  kitap  olarak kabul görür.

Peki  bu  kitaba  göre  Hz.  Ali  kendi  halifeliği  hakkında  neler  demiştir?

Şunları  demiştir:

“Allah’a yemin ederim ki, Allah Teala, Yüce Peygamber’inin ruhunu aldığından bugüne kadar, sürekli ben hakkımdan uzaklaştırılmış bulunuyorum...” (Nehcul-Belağa, Hutbe: 6.)

Allah’a andolsun ki Ebu Kuhafe oğlu Ebubekir, hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek gibi üzerine giyindi. Oysa sel her zaman benden akar ve hiç bir kuş benim yükseldiğim yüce zirvelere yükselemez. Ben de hilafetle kendi arama bir perde gerdim, ondan tümüyle yüz çevirdim.

Başladım kendi kendime düşünmeye; şu kesilmiş elimle hemen atağa mı geçeyim, yoksa şu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Öyle bir karanlık ve körlük ki bu, büyüğü tamamıyla yıpratır, küçüğü tümüyle ihtiyarlatır, mümin kimse de Rabbine ulaşıncaya dek bu karanlık körlükte sürekli olarak zahmetten zahmete düşer.

Gördüm ki sabretmek akla daha yatkındır, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda ise kemik. Mirasımın tümüyle yağmalandığını görüyordum.” (Nehcul-Belağa, Şıkşıkıyye Hutbesi/Hutbe: 3)


Yani kitaba göre  Hz.  Ali,  halifelik  hakkının  kendisine  ait  olduğuna  inanıyordu  ama  Hz. Ebubekir adeta  gömlek  giyer  gibi  bu  hakkı  elinden  aldığında  fitne  çıkmasın  diye  sabretti

Kitapta  Hz.  Ali’nin,  Hz.  Ömer  ve  Osman’ın  halifeliklerine  de  aynı  endişe  ile  sabrettiği  yazılmaktadır.  Yani  gönlü  hiç  de  onların  halifeliğini  kabulden  yana  değildir  ama  Müslüman  kanı  dökülmesin  diye  biraz  da  zoraki  kabullenmiştir.

Evet, Nehcü’l  Belaga  doğruyu  mu  yazıyor  yoksa  Şerif  El  Radi  kendi  inandığı  şeyi  Hz.  Ali  söylemiş  gibi  mi  yazmış  bilemiyoruz  ama  bir  gerçek  var  ki en  azından  Hz. Ebubekir,  Hz. Ömer  ve  Hz.  Osman’dan  sonra Halifelik  sırasının   kendisine  ait  olduğuna  inanıyordu Hz.  Ali.

Hz.  Osman’ın katlinden  sonra  Müslümanların  önemli  bir  kısmı  Hz.  Ali’ye  biat  edip  onu  halife  seçerken  bir  kısmı  da  Şam  Valisi  Muaviye’yi  halife  seçmişlerdi  yani  İslam  dünyasında  iki  halife  vardı  ki  bu  olacak  iş  değildi.  Nitekim  de  olmadı.

Müslümanların  önemli  bir  bölümü  ilginç  bir  şekilde Muaviye’nin  tarafını  tutuyorlardı.  Öyle  ki  Peygamberimizin  eşi  Hz.  Ayşe,  İslam  büyüklerinden  Talha  ve  Zübeyir  bile  Hz.  Ali’ye  karşıydı.  Yani  bir  iç  savaş  kaçınılmazdı  ve  nitekim  de  herkesin  bildiği  gibi  ilk  savaş  Hz.  Ayşe’nin  birlikleri  ile  Hz.  Ali’nin  kuvvetleri  arasında 8  Aralık  656’da  Basra’da  yapıldı  ve  bu  savaşa  Cemel  Vak’ası dendi. 

Cemel  Savaşının  galibi  Hz.  Ali’ydi.  Daha  doğrusu  bu  tür  savaşların  galibi  olmazdı  aslında  zira  Müslüman,  Müslümanın  kanını  dökmüştü.

Cemel  Savaşı  gösteriyordu  ki  bu  daha  başlangıç.  Asıl  savaş  bundan  sonra.

Gerçekten  de  öyle  oldu.  Asıl  Savaş  Muaviye  orduları  ile  Hz.  Ali’nin  ordularını  karşı  karşıya  getiren  ve  Sıffin  Ovasında  26  Temmuz  657  Tarihli  Sıffin  Savaşıydı.

Bu  savaşın  başlarında  Hz.  Ali  kuvvetleri,  Muaviye  kuvvetlerini  darmadağın  ediyordu.  Ancak Muaviye’nin  ordusunda  bulunan  Mısır  fatihi  Amr  İbn’ül  As  hemen  bir  hileye  başvurarak  askerlerin  mızraklarının  ucuna  Kur’an  sayfalarını  taktırdı.

Hz  Ali  her  ne  kadar  ‘’  Bu  bir  hiledir.  Savaşmaya  devam  edin ‘’  dediyse  de askerlerinin önemli  bir  kısmı  ‘’  Biz  Kur’ana  kılıç  çekmeyiz ‘’  dedi. 

İşte  bunlar,  Kur’anı  Hz.  Ali’den daha iyi  bildiklerini  düşünen  sapıklardı.  Hz.Ali onları  ikna  edemiyordu ve  maalesef ileride Hz.  Hüseyin’e  de  ihanet  edecek  olan  Kufelilerdi  bunların  büyük  çoğunluğu.

Savaş  durdu.  İki  ordu  öylece ‘’ Ne  yapalım? ‘’  Diye  birbirine  bakıyor.

Amr  İbn’ül  As  yine  meydana  çıktı  ve  Hz.  Ali’ye  ‘’ Gel  iki  taraf  da  bir  hakem  seçsin.  Bu  hakemlerin  halifelik  konusunda  vereceği  karara  her  iki  taraf  da  uysun.’’  Dedi.

Hz.  Ali,  daha  fazla kan  dökülmesin  diye  teklifi  kabul  etti  ve  hakem  olarak  Basra  kadısı  Ebu  Musa  El  Aş’ari’yi  seçti.  Muaviye’nin  hakemi  ise   Amr  İbn’ül  As  oldu.

İki  hakem  bir  çadıra  girdiler.

Amr  İbnü’l  As, Eb u  Musa’ya  ‘’  Bu  ikisi  yüzünden  pek  çok  Müslümanın  kanı  döküldü.  Bence  gel  her  ikisini  de halifelikten  çıkaralım.  Daha  sonra  Müslümanlar  yeni  bir  halife  seçerler  ‘’ dedi.

Bu  teklif  Ebu  Musa’ya  makul  geldi  ve  iki  hakem  çadırdan  dışarı  çıktılar.

Ebu  Musa daha  yaşlı  olduğu  için  ilk  o  konuştu.

‘’Ey  Müslümanlar !  Ben  parmağımdaki  yüzüğü  nasıl çıkarıyorsam  hakemi  olduğum  Ali’yi  de  aynen  öyle  halifelikten  çıkarıyorum.’’

Herkes  şaşkın..  Ortalıkta  büyük  bir  uğultu.

Amr  İbnü’l  As geldi  kürsüye daha  sonra  ve  Ebu  Musa’nın  bıraktığı  yüzüğü  alıp  parmağına  geçirdikten  sonra  konuştu: 

‘’  Ebu  Musa’yı  duydunuz.  Hakemi  olduğu  Ali’yi  halifelikten  çıkardı. Ben  de  bu  yüzüğü  parmağıma nasıl  geçirdiysem  Muaviye’yi  aynen  öyle  halifeliğe  geçiriyorum’’

Uğultular  bu  sefer  bağrışmalara  döndü.  Ebu  Musa  ‘’  Kavlimiz  böyle  değildi ‘’ Dese  de  Muaviye  lehine  yapılan  tezahüratlar  sebebiyle sesi  duyulmadı  bile.

Bu  olay  bir  kırılma  noktasıydı.  İleride  Hz.  Hüseyin’e  de  ihanet  edecek  olan  pak  çok  Iraklı  Müslüman,  Hz.  Ali’ye  ateş  püskürüyordu  hakem  tayinini  kabul  ettiği  için.  Oysa  Allah, Kur’an’da  Hz.  Ali’nin  halife  olduğunu  zaten  buyurmuştu. Bu  durumda  Hz.  Ali de,  Muaviye  de,  Amr  İbnü’l  As  da  Kur’an’ın  hükmüne  uymayarak  dinden  çıkmışlardı (!) her üçünün  de  katli  vacipti (!) 

Her  üçünün  de  katli  vacipti  ama  Ali’yi  kim  öldürecekti?

Bu  görev  Abdurrahman  İbni  Mülcem’e  verildi.

Abdurrahman  İbni  Mülcem  tereddütteydi ‘’ Ali’yi  öldüreyim  mi  yoksa  öldürmeyeyim  mi?’’  hususunda.  Ama  Kuttame (  Ya da Katami )  adlı  bir  dilbere  talip  olunca  işler  değişti.  Çünkü  Kuttame  mehir  olarak ‘’ Dört bin dinar , bir halayık ve bir köle ve bir de Ali’yi katletmeni istiyorum.’’ Diyordu. Hatta  diğerlerinden  vazgeçebileceğini  ama  Ali’yi  mutlaka  öldürmesi  gerektiğini  söylüyordu.

İyi  de  Kuttame’nin  Hz.  Ali   ile  derdi  neydi?

Onu  da   Hz.  Ali’nin  ölümü ve  Abdurrahman  İbni  Mülcem’in  sonu  ile  ilgili  olarak  yazacağım  son  bölümde  anlatayım.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 11
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Allahın Rızasını Kazanmak İçin Hz Aliyi Öldürmek 3 Bölüm

Allahın Rızasını Kazanmak İçin Hz Aliyi Öldürmek 3 Bölüm

Sami  Biber Sami Biber