Allahın Rızasını Kazanmak İçin Hz Aliyi Öldürmek 3 Bölüm
Efendim, bu bölümde
sizlere Hakemler Olayını
anlatacağım ama daha
önce Sünni Müslümanların ( Ki
ben de onlardanım )
neredeyse hiç bilmediği
ama Şiilerin, Kızılbaş
ve Alevilerin çok
iyi bildikleri bir
kitaptan bahsedeceğim.
Kitabın adı: Nehcü’l
Belaga
Yazarı: Şerif El Radi
Peki bu
kitap neden önemli?
Önemli çünkü iddiaya
göre bu kitapta
yer alan hutbe
ve mektupların hepsi
Hz. Ali’nin sözleridir. Yani Hz Ali
ne söylemişse Şerif
El Radi onu
yazmıştır.
Bu kitap Şiiler, Kızılbaşlar ve
Aleviler nazarında tüm yaratıkların
sözünün üstünde, Allah’ın
sözünün altında bir kitap
olarak kabul görür.
Peki bu
kitaba göre Hz.
Ali kendi halifeliği
hakkında neler demiştir?
Şunları demiştir:
“Allah’a yemin ederim ki, Allah Teala, Yüce
Peygamber’inin ruhunu aldığından bugüne kadar, sürekli ben hakkımdan
uzaklaştırılmış bulunuyorum...” (Nehcul-Belağa, Hutbe: 6.)
“Allah’a andolsun ki Ebu Kuhafe oğlu Ebubekir, hilafete göre
yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek
gibi üzerine giyindi. Oysa sel her zaman benden akar ve hiç bir kuş benim
yükseldiğim yüce zirvelere yükselemez. Ben de hilafetle kendi arama bir perde gerdim, ondan tümüyle yüz çevirdim.
Başladım kendi kendime düşünmeye; şu kesilmiş elimle hemen atağa
mı geçeyim, yoksa şu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Öyle bir karanlık ve
körlük ki bu, büyüğü tamamıyla yıpratır, küçüğü tümüyle ihtiyarlatır, mümin
kimse de Rabbine ulaşıncaya dek bu karanlık körlükte sürekli olarak zahmetten
zahmete düşer.
Gördüm ki sabretmek akla daha yatkındır, sabrettim. Ama gözümde
diken vardı, boğazımda ise kemik. Mirasımın tümüyle yağmalandığını görüyordum.” (Nehcul-Belağa,
Şıkşıkıyye Hutbesi/Hutbe: 3)
Yani kitaba göre Hz. Ali, halifelik hakkının kendisine ait olduğuna inanıyordu ama Hz. Ebubekir adeta gömlek giyer gibi bu hakkı elinden aldığında fitne çıkmasın diye sabretti
Kitapta Hz. Ali’nin, Hz. Ömer ve Osman’ın halifeliklerine de aynı endişe ile sabrettiği yazılmaktadır. Yani gönlü hiç de onların halifeliğini kabulden yana değildir ama Müslüman kanı dökülmesin diye biraz da zoraki kabullenmiştir.
Evet, Nehcü’l Belaga doğruyu mu yazıyor yoksa Şerif El Radi kendi inandığı şeyi Hz. Ali söylemiş gibi mi yazmış bilemiyoruz ama bir gerçek var ki en azından Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dan sonra Halifelik sırasının kendisine ait olduğuna inanıyordu Hz. Ali.
Hz. Osman’ın katlinden sonra Müslümanların önemli bir kısmı Hz. Ali’ye biat edip onu halife seçerken bir kısmı da Şam Valisi Muaviye’yi halife seçmişlerdi yani İslam dünyasında iki halife vardı ki bu olacak iş değildi. Nitekim de olmadı.
Müslümanların önemli bir bölümü ilginç bir şekilde Muaviye’nin tarafını tutuyorlardı. Öyle ki Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe, İslam büyüklerinden Talha ve Zübeyir bile Hz. Ali’ye karşıydı. Yani bir iç savaş kaçınılmazdı ve nitekim de herkesin bildiği gibi ilk savaş Hz. Ayşe’nin birlikleri ile Hz. Ali’nin kuvvetleri arasında 8 Aralık 656’da Basra’da yapıldı ve bu savaşa Cemel Vak’ası dendi.
Cemel Savaşının galibi Hz. Ali’ydi. Daha doğrusu bu tür savaşların galibi olmazdı aslında zira Müslüman, Müslümanın kanını dökmüştü.
Cemel Savaşı gösteriyordu ki bu daha başlangıç. Asıl savaş bundan sonra.
Gerçekten de öyle oldu. Asıl Savaş Muaviye orduları ile Hz. Ali’nin ordularını karşı karşıya getiren ve Sıffin Ovasında 26 Temmuz 657 Tarihli Sıffin Savaşıydı.
Bu savaşın başlarında Hz. Ali kuvvetleri, Muaviye kuvvetlerini darmadağın ediyordu. Ancak Muaviye’nin ordusunda bulunan Mısır fatihi Amr İbn’ül As hemen bir hileye başvurarak askerlerin mızraklarının ucuna Kur’an sayfalarını taktırdı.
Hz Ali her ne kadar ‘’ Bu bir hiledir. Savaşmaya devam edin ‘’ dediyse de askerlerinin önemli bir kısmı ‘’ Biz Kur’ana kılıç çekmeyiz ‘’ dedi.
İşte bunlar, Kur’anı Hz. Ali’den daha iyi bildiklerini düşünen sapıklardı. Hz.Ali onları ikna edemiyordu ve maalesef ileride Hz. Hüseyin’e de ihanet edecek olan Kufelilerdi bunların büyük çoğunluğu.
Savaş durdu. İki ordu öylece ‘’ Ne yapalım? ‘’ Diye birbirine bakıyor.
Amr İbn’ül As yine meydana çıktı ve Hz. Ali’ye ‘’ Gel iki taraf da bir hakem seçsin. Bu hakemlerin halifelik konusunda vereceği karara her iki taraf da uysun.’’ Dedi.
Hz. Ali, daha fazla kan dökülmesin diye teklifi kabul etti ve hakem olarak Basra kadısı Ebu Musa El Aş’ari’yi seçti. Muaviye’nin hakemi ise Amr İbn’ül As oldu.
İki hakem bir çadıra girdiler.
Amr İbnü’l As, Eb u Musa’ya ‘’ Bu ikisi yüzünden pek çok Müslümanın kanı döküldü. Bence gel her ikisini de halifelikten çıkaralım. Daha sonra Müslümanlar yeni bir halife seçerler ‘’ dedi.
Bu teklif Ebu Musa’ya makul geldi ve iki hakem çadırdan dışarı çıktılar.
Ebu Musa daha yaşlı olduğu için ilk o konuştu.
‘’Ey Müslümanlar ! Ben parmağımdaki yüzüğü nasıl çıkarıyorsam hakemi olduğum Ali’yi de aynen öyle halifelikten çıkarıyorum.’’
Herkes şaşkın.. Ortalıkta büyük bir uğultu.
Amr İbnü’l As geldi kürsüye daha sonra ve Ebu Musa’nın bıraktığı yüzüğü alıp parmağına geçirdikten sonra konuştu:
‘’ Ebu Musa’yı duydunuz. Hakemi olduğu Ali’yi halifelikten çıkardı. Ben de bu yüzüğü parmağıma nasıl geçirdiysem Muaviye’yi aynen öyle halifeliğe geçiriyorum’’
Uğultular bu sefer bağrışmalara döndü. Ebu Musa ‘’ Kavlimiz böyle değildi ‘’ Dese de Muaviye lehine yapılan tezahüratlar sebebiyle sesi duyulmadı bile.
Bu olay bir kırılma noktasıydı. İleride Hz. Hüseyin’e de ihanet edecek olan pak çok Iraklı Müslüman, Hz. Ali’ye ateş püskürüyordu hakem tayinini kabul ettiği için. Oysa Allah, Kur’an’da Hz. Ali’nin halife olduğunu zaten buyurmuştu. Bu durumda Hz. Ali de, Muaviye de, Amr İbnü’l As da Kur’an’ın hükmüne uymayarak dinden çıkmışlardı (!) her üçünün de katli vacipti (!)
Her üçünün de katli vacipti ama Ali’yi kim öldürecekti?
Bu görev Abdurrahman İbni Mülcem’e verildi.
Abdurrahman İbni Mülcem tereddütteydi ‘’ Ali’yi öldüreyim mi yoksa öldürmeyeyim mi?’’ hususunda. Ama Kuttame ( Ya da Katami ) adlı bir dilbere talip olunca işler değişti. Çünkü Kuttame mehir olarak ‘’ Dört bin dinar , bir halayık ve bir köle ve bir de Ali’yi katletmeni istiyorum.’’ Diyordu. Hatta diğerlerinden vazgeçebileceğini ama Ali’yi mutlaka öldürmesi gerektiğini söylüyordu.
İyi de Kuttame’nin Hz. Ali ile derdi neydi?
Onu da Hz. Ali’nin ölümü ve Abdurrahman İbni Mülcem’in sonu ile ilgili olarak yazacağım son bölümde anlatayım.
- Yorumlar 11
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.