Yazmaya Dair
Kendime rastlamaktan çekindiğim bir o kadar kendimle restleştiğim ömrün yankısıdır yazdıklarım öyle yorgun iklimlerden eser ki rüzgâr hem üşürüm hem serinlerim hem de ateş alırım ve bu bıçkın rüzgârla beraber büyür de büyür o ateş.
Düş tekrarlarından ibaret rüyalarım bazense uykusuzluk iken gözüm açık gördüğüm baş belası kâbusum.
Sırnaşık ruhlar çelme takarken huzuruma bense aralıksız Rabbin huzurunda ve işte böyle geçiyor ömrüm.
Sözcüklerin rütbesi ise tartışılır hem kimse aslında herkes beni beğenmek zorunda değil hem bakalım, ben beğeniyor muyum kendimi ve de yazdıklarımı en azından kademe atladım terfi edildim şair rütbesine ve bu yüzden günbegün içimde büyüyen o çelimsiz yangın nerede ise devasa bir yanardağa dönüştü ve ben tüm çekincelerimi elimin tersiyle itip yine kendimle baş başa kaldığımda yazmaktan ötesi bana huzur vermiyor.
Belki de ölümdür daimi huzurun adresi ama gitmeye asla niyetim yok ve göçebe tanrılar gibi tıklım tıklım ruhları isyanla dolu insan mafyalarından da asla haz etmiyor.
Öncemde hep sevdim üstelik sebepli sebepsiz.
Sonramda ise gerçekleri gösterdi bana kader ve hayat ve tüm gardım yenik düştü.
Kör noktaymış meğer görmezden geldiklerim.
Ne akraba gibi akraba ne kardeş gibi kardeş ne de dost gibi dost değilmiş hiç biri.
İçerlemekten de ötesi.
İçtikçe hüznü büyüdüm.
Büyüdükçe hüzünlendim.
Baktım ki kaçış yok: şiirler yazdım ve hikâyeler bunlar da kesmedi beni ve de romanlar.
Hayatın romansını didikleyen kuşlara çemkirmedim bir de onları ellerimle besledim.
Uyaklar mı?
Yoksa uyrukları mı insanların?
Ve de dinleri mensup oldukları ve cinsiyetleri…
Asla önem arz etmedi ben severken.
Ama ne zamanki sırtımdan hançerlendim ve ne zamanki gerçekleri bir bir gördüm…
Diyorum ya: öncemde hep sevdim.
An itibari ile sadece sevilmesi gerekenleri seviyorum sayıyorum da harici zaten gazel okuyor kimi ise martaval.
Kaçışım yok madem kendimden.
Rast geldiğim kaç tana ben içimde saklı:
Hem Pişekâr ama pişkin olmayan.
Hem sevgi dolu ama nefreti de öğrettikleri.
Hem uslu hem yaramaz hem asi.
Asil elbet olmam gereken.
Ve de o kırılgan çocuk yüreğimi tefe koyan.
Kitap bile çıkardım içimdeki çocuk diye.
Ama mızmızlanmaktan da geri kalmayan yine de büyük ölçüde eskisi kadar hayıflanmıyorum ne de olsa gidenler gitti kalan sağlar bizimdir!
İyi de kimse de kalmazken geriye benden b/aşka.
Elimine ettim mi de kendimi sanırım ben Don Kişot misali yeldeğirmenleri ile savaşıyorum kalemime gelince: o da Sanço Panço hüviyeti ile sadık kılavuzum eh o halde dertlenecek bir şey de yok değil mi?
Siz öyle sanın!
Öykündüğüm çok sevdiğim yazar ve şairler ise yegâne dostlarım onların ölülerinden bile nasiplenmek eşsiz bir duygu ve işte yol arkadaşım olan nice yazar nice şair:
Kimi usta.
Kimi çırak.
Kendimle ilgili bir yorum yapmam gerekirse ben yazmaya başladığım ilk günkü gibi amatör bir ruhla kaleme alıyorum iç sesimi.
Dış ses zaten martaval okurken ne iç sesim dış sesin umurunda ne de dış ses iç sesimin:
Belki de bu belirsizliktir her iki sesin de kesişme noktası diğer yandan içimde büyüyen yangına esir düşen hayallerim bazen sonlanan bazen yeniden biçimlenen hayallerim.
Bir o kadar da bu günümü borçlu olduğum hayallerim ve hayal kırıklıklarım elbet yazacak bahane mi yok bende?
Artık arkamı toplayan biri de yok madem…
Ve usulca çekiliyorum sahnemden bu günlük gıdamı aldım madem kalemim sayesinde şimdi izninizle arkamı toplamaya gidiyorum…
Sevgilerimle…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.