Zaman  zaman çok  deriz  değil  mi?  ‘’Allah’ın  sopası  yok ki’’

Peki  gerçekten de  Allah’ın  bir  sopası  var  mıdır  yok  mudur?

O zaman  toplanın  dizimin  dibinde,  ben  anlatayım,  siz  dinleyin  ve  kararınızı  verin  öyle  bir  sopa  var    yok  mu?

1970 yılıydı. Tam olarak on altı yaşındaydım o zamanlar. Teyzem bir kadın hastalığı sebebiyle Kadın Hastalıkları ve  Doğum hastanesine kaldırılmıştı. İşte orada gördüm herkesin merak edip ‘’Gerçekten var mı? ‘’ diye sorduğu Allah’ın sopasını. Evet  varmış. 

Peki  basıl  bir  şeymiş  bu  sopa? Mesela  özellikle  öfkeli  şoför  abilerin ya  da sokak  çetelerinin  kavgalarda  kullandıkları şu  meşhur  ‘’Haydar’’ ya da  ‘’Kas Gevşetici’’  gibi  bir  şey miydi? Ayrıca  bir  kadın  doğum  hastanesinde  ne  işi  vardı?

Öncelikle  belirteyim  Haydar’la da  Kas Gevşetici’yle  de  uzak  yakın  alakası  yoktu ama onlardan  çok  çok  daha  etkiliydi.


Teyzemi ziyarete gitmiştim. Hemen yan tarafındaki yatakta ise doğumu oldukça yaklaşmış bir kadıncağız yatmaktaydı. Anne olacak her kadın gibi onun da sevinç içinde dünyaya getireceği o cennet kokuluyu bekliyor olması ve sevinçten yüzünde güller açıyor olması gerekirdi ama ne gezer. Zavallı kadın hiç durmadan ağlamaktaydı.

Dayanamadım. Kadına sordum niçin ağladığını; cevap vermedi. Daha sonra teyzem anlattı kısık bir sesle.

-Sami, yeğenim. Bu kadıncağızın üç tane kızı varmış. Her kız çocuk doğurduğunda kocası buna olmadık hakaretler, küfürler eder, hastaneden çıkınca da dövermiş kadını ‘’niçin erkek çocuk doğurmadın?’’ diye…Neymiş efendim o kuruyasıca soyu ancak bir erkek çocuk ile devam edermiş…Kadın şimdi yine hamile kalınca adam kadını tehdit etmiş ‘’ Bu sefer de kız doğurursan her iki kolunu da omzundan keserim ‘’ diye. Herif çok zalim bir adammış. Yani keserim demişse kesecek bir tip. Ben de gördüm adamı. O kadar nasihat ettik, öğüt verdik ama anlamadı. Bu kadın işte o yüzden ağlar. Korkuyor ‘’ya yine kız doğurursam?’’ diye.

O odaya gelen her Allah’ın kulu, her ziyaretçi o kadın için dua ediyordu ‘’ İnşallah bir erkek evlat doğurur ‘’ diye.

Evet, tüm dualar o kadının bir erkek evlat doğurmasına odaklandı. Herkesin tek dileği oldu o kadının bir erkek evlat doğurması. Ancak o dileklerde unutulan bir şey vardı ki asla unutulmamalıydı : ‘’Hayırlısıyla…’’ İşte bu unutulmuştu. Ben de dahil  herkes ‘’ Allah’ım  şu  kadına bir  erkek  evlat  ver de  şu  zalim  kocasının  zulmünden  kurtulsun.’’ Diye  dua  ediyorduk.

Bir kaç gün sonra yine teyzemi ziyarete gittiğimde o kadının yatağını boş gördüm ve konuşmaya başladık teyzemle.

-Teyzeciğim o hep ağlayan bir kadın vardı. Ne oldu ona? Doğum yaptı mı?

Teyzem bu soruyu sormamı hiç istemiyormuş gibi yüzünü buruşturdu. Yüzü gölgelendi. Göz pınarlarına biriken yaşları elindeki mendille sildikten sonra cevap verdi.

-Evet Sami o kadın doğum yaptı.
-Yine kız doğurdu değil mi? Onun için ağlıyorsun?
-Hayır bu sefer erkek doğurdu.
-İyi ya işte erkek doğurmuş. O zalim herifin gazabından kurtulmuş. Niçin ağlıyorsun ki?

Teyzem anlattı

*******
Üzerinde kırmızı büyük harflerle ‘’DOĞUMHANE ‘’ yazılı kapının önünde otuz beş yaşlarında, kara yağız ama suratsız bir herif yaktığı son sigarasını da ayağının altında söndürdü. Karısı doğumhaneye gireli neredeyse bir saat olmuştu. İçeriden ne bir viyaklama sesi ne de haber gelmişti.

-Ulan bu namussuz kahpe yine kız doğuracak sanırım.
-Oğlum etme eyleme. Allah’a isyan ediyorsun. Evladın kızı erkeği mi olurmuş? Bak biz seni de kız kardeşlerini de hep bir tutmadık mı? Günahtır. Yazıktır.

Aslında hiç de bir tutmamıştı babası ve annesi…O hep kız kardeşlerine( ablalarına) nazaran daha çok sevilmiş, ne isterse verilmiş, evin tek erkek evladı diye hep el üstünde tutulmuş, kız kardeşleri adeta onun hizmetçisi, kölesi olmuşlardı. Ama her şeye rağmen babası hiç bir zaman annesini horlamamıştı hep kız doğurduğu için. Yoksa horlamış mıydı? Kendisi doğduktan sonra mı artık kızlarını da zaman zaman kucağına alıp saçlarını okşamaya başlamıştı babası? Hikayenin  o  kısmını  hatırlamıyordu.  Oysa  asıl  acıklı  hikaye  o  kısımdaydı.

‘’Neyse ne ‘’ diye düşündü içinden

-Yav baba ne kadar oldu içeri gireli. Alt tarafı bir çocuk doğuracak. Millet köyde ebe bile görmeden tarlada doğuruyor. Bu namussuz karı hastane odasında, ebeler ve doktorların yardımıyla doğuramadı bir türlü.

-Oğul, kızı öyle bir korkuttun ki korkudan gıkını çıkaramaz oldu, değil ki ıkınmak… Ikınamıyordur zavallı gelinim.

Annesiydi bu  sözleri  söyleyen. O da geçmişti bu yollardan. Onun da başının eti yenmişti ‘’ erkek çocuk ‘’ diye. Çok şükür sonunda doğurmuştu da biraz nefes alabilmişti evin içinde. Kocası olacak hınzır az mı çektirmişti zamanında. Bakmayındı siz şimdi ‘’ Yazıktır, günahtır ‘’ demesine. Otuz beş sene önce o da oğlundan hiç farklı değildi. Armut  oğlu  armut  da  dibine  düşmüştü  doğal  olarak.

-Yav ana kes sesini. Kafam bozuk zaten. Baba sen de oradan bir sigara ver bana. Sigaram bitti.

Babasının uzattığı sigarayı yakmak üzereydi ki içeriden beyaz önlüklü biri çıktı. Ebe ya da hemşire olmalıydı bu.

-Şeyyy..Doktor hanım. Acaba benim karı doğurdu mu?

-Ben doktor değilim. Ameliyat hemşiresiyim. O içeride yatan da ‘’karı ‘’ değil, sizin eşinizdir, hanımınızdır. Önce konuşmayı öğrenin ondan sonra soru sorun.

-Kusura kalma hemşire hanım. Benim hanım doğum yaptı mı?
-Evet yaptı.
-Eeee neyim oldu? Kız mı erkek mi?
-Az sonra getirirler görürüsün kız mı erkek mi?
-Yahu sen söylesen dilin mi aşınır? Kız mı erkek mi? Sana bu kadar basit bir soru sorduk.

*

-Eeee Teyze…Kız mı olmuş erkek mi doğan çocuk?

-Az sonra sedye içinde eşi çıktı adamın. Onu yoğun bakım odasına doğru götürmekteydiler. Nemrut suratlı adam eşine dönüp bakmadı bile. Ona ne olduğu, niçin yoğun bakım odasına götürüldüğü umurunda bile değildi. Tek düşündüğü şey doğan çocuktu. Kız mı erkek miydi? Gerisi hiç mi hiç umurunda değildi.

Bir kaç dakika sonra ebe de dışarı çıktı. Adam tanımıştı ebeyi. Heyecanla kolunu tuttu.

-Ebe hanım..Benim hanım doğum yapmış da.. Kız mı oldu erkek mi?

Ebe hanım adamın çirkin suratına okkalı bir tükürük yapıştırdıktan sonra arkasına bile bakmadan çekip giderken cevap verdi.

-Hastabakıcılar getiriyorlar. Görürüsün az sonra oğlunu.

‘’Oğlum mu?’’

Adam sevinçten zıp zıp zıplamaya başladı. Anne ve babasına sarıldı. Cebinden bir tomar para çıkarıp ebenin arkasından koşarak ona müjde parası vermek için hazırlanıyordu ki…

Allah’ın sopasını gördü. Hem de en dehşet verici şekilde gördü. 

Allah’ın sopası  küvezin içindeydi.

Karısının  erkek  olarak dünyaya  getirdiği  oğlu,  her iki kolu da omuzlarından itibaren eksik olarak doğmuştu.

Tam da karısına işaret edip ‘’Kollarını işte buradan keserim ‘’ dediği noktadan aşağısı yoktu oğlunun.

 Dalsız bir sopa gibi upuzun yatıyordu küvezin içinde.

Yanlış anlaşılmasın. Ölü değil canlıydı…Hem de capcanlı… Ama kolları yoktu. Hem de omuz başlarından itibaren.

-Sonra ne oldu teyze?

-Sonra adam kafasını duvarlara vurmaya başladı. ‘’Allah’ım ben ne yaptım ‘’ diye ağlayıp inlemeleri bütün hastaneyi doldurdu. Ama Sami biliyor musun en az o adam kadar bizler de vicdan azabı çektik.

-Niye ki Teyze..Sizin suçunuz ne?

-Biz de hep ‘’bir erkek çocuğu olsun’’ diye dua etik. ‘’Hayırlısıyla’’ diye dua etmek hiç aklımıza gelmedi. O yüzden Allah bizim de kafamıza indirdi sopasını.

Teyzem  anlattıkça ben de gördüm Allah’ın sopasını.

O Allah’ın sopası başımıza çok iniyor aslında. Ama görmek için göz gerek.

( Allah’ın Sopası başlıklı yazı Sami Biber tarafından 28.03.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu