Kar Ve Ateş
Sami Hocamın Ermeni Meselesi yazısından etkilenerek yazdığım hikayeyi okuyabilirsiniz.
1915 kışında Çıldır Gölü neredeyse bir metre kalınlığında buz
tutmuştu. Dokuz yaşındaki Lale, yanaklarını kesen ayaza rağmen arkadaşlarıyla
birlikte kahkahalar atarak gölün üzerinde kızak kayıyordu. Lale, rüzgarın
yüzüne vurmasını severdi. Kızağıyla gölün kıyısından içerlere doğru süzülürken,
donmuş gölün üzerinde yalnızca çocukların neşeli sesleri yankılanıyordu.
Akşam olup oyun sona erdiğinde Lale’nin
elleri soğuktan kıpkırmızı kesilmişti. Köyün üzerine çöken ayazın içinde
evlerine dönerlerken, bacalardan çıkan dumanlar göğe yükseliyordu. İçeri girer
girmez tandırın sıcaklığı yüzünü ısıttı. Annesi, kış için tuzlayıp kuruttuğu
kaz etinden yaptığı pilavı tandırda ağır ağır pişirmiş, sofraya koymuştu. Lale,
babası ve kardeşleriyle birlikte yere kurulan sofranın etrafına oturup buharı
tüten pilavı iştahla yediler.
Yemekten sonra tandırın başında toplanırlardı.
Lale, babasının anlattığı eski masalları, hikayeleri ve peygamber kıssalarını
dinlemeyi çok severdi.
Maalesef bulundukları vilayet olan Kars, 93 Harbi’nden sonra imzalanan Berlin Antlaşması ile Rus yönetimine geçmişti.
1877-1878 yılları arasında gerçekleşen bu savaş, II.
Abdülhamid ile II. Aleksandr
döneminde yaşanan büyük Osmanlı-Rus mücadelelerinden biriydi. Rumi takvimde
1293 yılına denk geldiği için Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir.
Nisan
1915
Baharın gelişiyle birlikte Çıldır Gölü üzerindeki buzlar çözülmüş, göl
yeniden maviliğini göstermeye başlamıştı. Kıyılardaki ince kar tabakaları
çekilmiş, yerini yemyeşil çayırlara bırakmıştı. Lale ise gün boyu
arkadaşlarıyla kırların içinde koşturuyordu. Kimi zaman sarı kır çiçeklerini
toplayıp kendilerine taç örüyorlardı. Bazen de çimenlerin arasında öyle büyük
mantarlara rastlıyorlardı ki, onları başlarına geçirip şapka gibi
kullanıyorlardı.
Nisan 1915’te Doğu
Anadolu’daki savaş ortamı daha da ağırlaşmıştı. 19 Nisan’dan itibaren Van İsyanı başladı. İsyanın ardından Mayıs ayı
içerisinde Rus birlikleri kenti ele geçirdi. Bu dönemde Van çevresinde çok
sayıda Ermeni nüfus toplanmıştı. Ağustos ayında Osmanlı kuvvetleri Van’ı kısa
süreliğine geri alsa da, Rus ve Ermeni birlikleri şehri yeniden kontrol altına
aldı. Aynı dönemde, 18 Nisan’da Bitlis İsyanı
da yaşandı.
Lale’nin köyünde anlatılan olaylar dehşet
vericiydi. Köy halkını ve babasını daha önce hiç böyle görmemişti. Erkekler
geceleri uzun uzun konuşuyor, evlerin önünde nöbet tutuluyordu. Köyde
silahlanma başlamış, olası bir saldırıya karşı önlemler artırılmıştı.
Çocukların neşeli sesleri kesilmiş artık
duyulmuyordu. Herkesin yüzüne çöken
hüzün ve kaygı, baharın getirdiği sıcaklığı bile gölgede bırakmıştı.
Köyde çoban olarak çalışan iki Ermeni kardeş,
bir gece yarısı Lale’lerin evinin kapısını telaşla çaldı. Kapıya çıkan babası,
onların yüzündeki korkuyu görünce bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Nefes
nefese konuşan kardeşlerden biri, kısık bir sesle:
-Biz bu köyün ekmeğini çok
yedik. Artık buraya gelemeyiz. Yarın gece köyünüze baskın yapılacağını duyduk.
Sakın bizden duyduğunuzu kimseye söylemeyin. dediler. Ardından karanlığın içine
karışıp hızla uzaklaştılar.
Lale’nin babası Sami Bey,
ata iyi binen, kılıç ve silah kullanmada ustalaşmış cesur bir adamdı. Haber
duyulur duyulmaz köyün yiğitlerini topladı. Ellerindeki eski tüfeklerle köyün
girişinde mevzilendiler. Gece boyunca kimse gözünü kırpmadan bekledi.
Bir süre sonra uzaktan at sesleri duyuldu.
Ardından karanlığın içinden meşalelerin ışıkları belirdi. Silahlı bir Ermeni
çetesi köye doğru ilerliyordu. Köyün girişine yaklaştıklarında ilk silah
sesleri duyuldu. Çatışma kısa sürede büyüdü. Sami Bey ve köyün ileri gelenleri
büyük bir direniş göstererek saldırıyı geri püskürttüler.
Sabah olduğunda çatışmanın izleri her
yerdeydi. Köylüler büyük bir korku yaşamış olsa da kendi taraflarından kimse
ciddi şekilde yaralanmamıştı. O günden sonra köyde hayat tamamen değişti. Artık
her gece nöbet tutuluyor, köyün girişleri sürekli gözetleniyordu.
3
gün sonra
Öğlene doğru, uzaktan köye doğru ağır
adımlarla yürüyen sekiz kişilik bir grup göründü. Üzerlerindeki yıpranmış
elbiseleri, çamura bulanmış çarıklarıyla ve bitkin halleriyle hemen dikkat
çekiyorlardı. Yaklaştıklarında Türk oldukları anlaşılmıştı. Köy meydanına varır
varmaz, yorgunluktan oldukları yere yığıldılar.
Nefes nefese konuşan içlerinden yaşlı bir
adam, üç gündür ağızlarına tek lokma koymadıklarını söyledi. Ermenilerin, köy
halkını ağıllarda acımasızca yaktıklarına şahit olmuşlardı. Ermeni çetelerine
rastlamamak için ana yolları kullanmamışlar, dere kenarlarından, vadilerden ve sarp
tepelerden yürüyerek buraya ulaşmışlardı. Yol boyunca yalnız derelerden su
içerek hayatta kalmaya çalışmışlardı.
Bunu duyan Lale ile kardeşleri hemen eve
koştu. Evde ne kadar ekmek varsa kucaklayıp meydana getirdiler. Açlıktan elleri
titreyen insanlar, uzatılan ekmekleri gözleri dolarak aldı. O an köy meydanında
derin bir sessizlik vardı. Yalnızca yorgun insanların duaları ve çocukların
telaşlı ayak sesleri duyuluyordu.
Yaşlı adamın gelini Fatma ise susmak bilmeden
ağlıyordu. Henüz üç aylık kızını bir samanlıkta bırakmak zorunda kaldığını,
geri dönmeye cesaret edemediğini anlatıyordu. Her yakarışı ağır bir yük gibi
asılı kalıyordu.230 kişilik köyden yalnızca sekiz kişi sağ kalmıştı. Onlar da
yaşadıklarının ağırlığıyla sanki hayatta değil, sadece yürüyen gölgeler
gibiydiler.
4
gün sonra
Sami Bey gözü pek biriydi; atını hazırladı,
yanına kendisi gibi cesur amcaoğlunu alarak yola çıktı. Dörtnala, dört nal at
sürerek yakılan Şelale köyüne ulaştılar. Manzara içler acısıydı. Ermeni
çeteleri köyü harabeye çevirmişti. Türklerin yakıldıkları ağılın önünde
durduklarında sanki hayat durmuştu. Savaş
zamanı insanın merhametsiz ve acımasız
bir varlığa dönüşerek kendi ırkını yok etmesi anlaşılır gibi değildi.
Yıkıntıların arasında ilerlerken Sami Bey ve
amcaoğlu bebek sesi duydular. Sesin geldiği yöne koştuklarında, bir yanı
yıkılmış samanlık duvarının kenarında küçük bir bebek buldular.
Bebeğin hemen yanında bir dişi köpek, kendi
yavrularıyla birlikte onu da korur gibi etrafında durmuştu. Yavruları olan
köpek, içgüdüsel bir şekilde bu savunmasız bebeği de sahiplenmiş, onu soğuktan
korumak için bedenini yaklaştırıyordu.
Sami Bey gördüğü manzara karşısında donup
kalmıştı. Bu sahne, savaşın yıktığı bir yerde bile merhametin tamamen yok
olmadığını gösteriyordu.
Bebeği dikkatle kucağına alırken köpek geri
çekilmeyerek sadece bir süre baktı ve sonra yavrularının yanına dönerek
sakinleşti. Sami bey, bu çocuk Fatma’nın kızı olabilir mi? diye aklından
geçirdi.
Hüzünler içinde Şelale köyünden ayrılan Sami
Bey, bebeği de heybesine koyup amcaoğlu ile birlikte kendi köylerine döndüler.
İlk iş Fatma’nın bulunduğu eve gittiler. Fatma’ya bebeği gösterdiklerinde,
şaşkınlıktan olduğu yere yığılan genç kadın, hıçkırıklara boğularak bebeğini
kucağına bastı.
Sami bey gözlerini kaçırdı.
-Orada yakılanlar için artık hayat yok! Ama
biz buradayız. En azından bu çocuğun bir geleceği var dedi.
30 Ekim 1918'den sonra
Osmanlı Devleti Birinci Dünya
Savaşı’nı kaybedince imzalanan Mondros Mütarekesi hükümleri gereği subaylara
İstanbul’a dönme emri verildi.
Kazım Karabekir İstanbul’a
döndüğünde boğazda düşman donanmasını gördü ve bundan çok etkilendi. Şark
görevine talip olunca bu uygun görülerek XV. Kolordu Komutanlığı’na tayin
edildi. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde bulundu. Heyet-i Temsiliye üyesi
seçildi. Millî Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa’nın en önemli destekçisi oldu.
Doğu Anadolu’da çıkan iç
karışıklıkları bastırdı. Kars, Sarıkamış ve Kağızman’ı işgal eden Ermenilerin
Türklere yönelik kıyımına karşı bölgesel direniş örgütlenmeleri ortaya çıkmaya
başladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kazım Karabekir’i Doğu harekatı yapmak
üzere görevlendirince Paşa buraları Ermenilerden geri aldı. Onları antlaşma
yapmaya zorladı.
Önce 3 Aralık1920 Gümrü ve
daha sonra 13 Ekim 1921 Kars Antlaşmalarının mimarı oldu. Böylece Kuzeydoğu
sınırı Kazım Karabekir Paşa’nın askeri ve siyasi gayretleriyle çizildi. Paşa
bölgede yetim kalan çocukları himaye edip onları hayata kazandırdı.
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.