Medeniyet Dediğin Canavar
Günümüzde medeniyet tok insanların oynadığı kırılgan bir tiyatrodur. Düzen ise, bireylerin temeldeki en temel biyolojik gereksinimleri kesintisiz karşılandığı sürece işleyen, görünmez bir mutabakattır.
Toplumların kurduğu düzen, aslında görünmeyen bir güven duygusunun ürünüdür. Refah arttıkça insanlar birbirlerine daha çok gülümser, kurallar daha doğal görünür ve ahlak daha evrensel bir kisveye bürünür.
Oysa insan davranışları yalnızca ideallerle değil, ihtiyaçlarla da şekillenir. Yoksulluğun derinleştiği, eşitsizliğin büyüdüğü dönemlerde nezaket önce susar, ardından adalet topallar. İnce porselenden yapılmış toplumsal uzlaşı, ekonomik sarsıntıların ilk çatlağında örümcek ağı gibi kırılmaya başlar.
Elektrikler üç gün kesilse, marketlerdeki yiyecekler bütünüyle tükense, o çok övülen medeniyetten geriye bir şey kalmaz. Sokak birbirini görüp selem veren o kibar insanların, apartmanda akşam muhabbetleri yaptığınız komşularınızın kırk sekiz saat içinde nasıl ilkel canlıya dönüştüğünü görürsünüz.
Açlık kapıyı çaldığında, menfaatler devreye girdiğinde, o yüce değerler, sahneden aceleyle kaçışan oyuncular gibi karanlıkta kaybolur. Geriye sadece çıplak, vahşi ve acımasız bir varoluş savaşı kalır.
İnsan, doymuş olduğu sürece trajedilere estetik kılıflar uyduran bir şair, acıktığı andan itibaren ise kendi cinsini parçalamaya hazır bir avcıdır. Bu dönüşüm, insanın kötücüllüğünden ziyade, günümüz medeniyetinin ne denli yüzeysel bir yansıma olduğunu kanıtlar.
İnsanlık, tarih boyunca , gözü doyduğu ve midesinin açlığını bastırabildiği ölçüde nezaketi icat etmiş, midesinin gurultusu kesildiğinde hukuktan, sanattan ve felsefeden bahsetmeye başlamıştır.
Günümüz medeniyeti, çoğu zaman ekmeğin üzerine serilmiş ince bir dantel gibidir. Güzel görünür ama onu taşıyan hamurun varlığı unutulduğunda anlamını da yitirir.
Modernizmin cilalı kentlerinde süzülen, inceltilmiş zevklere sahip modern insan, aslında karnı tok olduğu için canavarlaşamayan, konforun pelerinine sarındığı sürece aktörlüğünü sürdüren bir figürandır. Sahne ne kadar parlak, kostümler ne kadar ihtişamlı olursa olsun, bu tiyatronun başrolünde her zaman o ilkel ve bastırılmış hayatta kalma arzusu saklanır.
Günümüzde bu hal, dijital ekranların soğuk ışığı altında bir şova dönüşmüştür. Karnı tok, sırtı pek modern kitleler, ekran başından dünyadaki acılara gözyaşı dökerken, aslında kendi güvenli localarından sahnedeki trajediyi izleyen seyircilerdir.
Bugün gururla taşınan o modern kimlikler, tok karınların birbirine verdiği geçici bir sözden ibarettir. Bu söz, ilk kıtlık çanları çaldığında hafızalardan silinmeye mahkûmdur. Karnı tok insanın oynadığı etik rol, midesine giren son lokmayla birlikte son perdesini oynar ve sahne, doğanın o kaçınılmaz, sert gerçekliğine terk edilir.
Bugün sokaklarda süzülen "çağdaş" birey, sözüm ona ‘’medenileştiği’’ için değil, sadece henüz yeterince acıkmadığı için nezaketini koruyan bir oyuncudur. Ve o ilkel karanlık, her an sahnenin gerisinde, dekorların hemen arkasında sırasını beklemektedir.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.