Arayan Mevlasını Aranan Belasını Nasıl Bulur 6 Bölüm
ARAYAN MEVLASINI,
ARANAN BELASINI NASIL
BULUR?- 6. BÖLÜM-
Sponsorumuz anlattıkça bizim hayaller büyüyor da büyüyordu.
Oldukça kısa bir süre sonra gerçekten de bir kargo firması ile bizim siparişler kapımızda ayağımıza kadar geldi. Aman Allah’ım…İlk kez marketten aldığımız bir şeyi eve taşımak için zahmet etmemiştik. Hem sponsorumuz ne demişti? ‘’Bundan sonra artık siz isteyeceksiniz ayağınıza gelecek.’’[ Gerçekten de o tarihten sonra artık neredeyse her istediğimiz internetten bir tıkla ya da cep telefonundan siparişle ayağımıza kadar gelir olmuştu.]
Hayatımızın vaz geçilmez temel ihtiyaçları(!) kapımızdaydı. Sevinçle aldık ve adeta yırtarcasına açtık koliyi. Evet, bizim deterjanlar ve dahi yutmamız gereken haplarımız ayağımıza kadar gelmişti. Ayrıca bir sürü ıvır zıvır vardı.
Mesela: Parlatıcı deterjanı fıslatmak için plastik fıslatgaç ( ayrıca para ödenerek alınıyor-3 Lira ) Bulaşık deterjanını kolay damlatabilmek için şişe ağzına damlatgaç—3 lira) Yani anlayacağınız deterjanlara ayrı, kapaklarına ayrı para ödemişiz. Neyse, koliden bir de kitap çıktı. Kitabı açtık ve başladık okumaya.
Kitapta bize bu işten nasıl para kazanacağımızı anlatıyor.
Uzun uzun anlatarak okuyucuların canını sıkmayalım. Kısa ve öz olarak olay şu: Siz sisteme dört kişi kaydediyorsunuz( Daha fazla da olur tabii ki ) O dört kişinin her biri de dörder kişi kaydediyor ve o dörder kişilerin her biri de dörder kişi kaydediyor. Böylece başında sizin olduğunuz bu sistemde toplam üye sayısı siz dahil 85 oluyor.
Bu sistemin en kısa özeti şöyle yapılabilir: ‘’ Sen bana kazandır, ben de sana kazandırayım.’’
Peki siz ne kadar kazandıracaksınız, sistem size ne kadar kazandıracak?
Siz 85 üye kaydederseniz ve 85 üyenin her biri 200 Puanlık yani 550 Tlik alış veriş yaparsa; Yani siz 85x550= 46.700 Tl kazandırırsanız sistem size 3500 Tl kazandırıyordu bir ayda (2006 Yılına göre konuşuyorum.)
Maaşımım 1004. 76. YTL olduğunu hesaba katacak olursak bu sistemden her ay 3500 Tl kazanacak olmak çılgınca bir şeydi.
Kitabın anlattığı buydu ve görüldüğü gibi oldukça kolaydı. Bütün mesele her ay 550 Tl lik gerçek ihtiyacı deterjan, kozmetik ya da hap olan vatandaş bulmaktı ki işin en kolay tarafı buydu çünkü bizim vatandaşımızın alayı kozmetik ve deterjan delisiydi(!) Hapa gelince; millet zaten topyekun hapçıydı.
Kolay işti. Hem de çok kolay (!)
Hemen karı-koca kolları sıvadık. Önce deterjanları satacağız millete. Öyle ya bir sonraki ay da 200 puan yapmak gerekiyor ( En azından tabii ki ) Yoksa Hemwey’e çok ayıp olacak..Millet o kadar güvenmiş, sana taaa nerelerden ayağına kadar ürün göndermiş eh artık bu kıyağa karşılık her ay 200 puanı doğrultmak gerekiyor.
Ben her ay 550 kağıdı bunlara verirsem ay sonuna kadar peynir ekmek, seker yerine poh yerim. O halde bu ürünlerin çoğunu satmam lazım. Satmam lazım da nasıl?
Bakmayın Fethiye’de oturduğumuza…Öyle Ölüdeniz’de, Çalış’ta, Paspaturda, Karagözlerde ( Fethiye’yi bilenler buraları çok iyi bilir.) Villaları olan ve aslen Fethiyeli olmayan Fethiyelilerden değiliz. Biz daha çok geçimi patatesçilik olan yayla köylüleri ve de sahilde de seracılıkla iştigal eden kesimiz ki benim hanım da seracılık yapıyor ve ben de ona elimden geldiğince yardımcı oluyorum…En azından evde yemek, bulaşık, çamaşır, işleri, ortalığın düzeni, temizliği vesair tamamen bana ait…Yani oldukça sıradan bir hayatımız var. Ama artık tüm bunlara son vereceğiz…Yaşasın Hemveyyyy.
Eveeet…Bu deterjan ve hapları bizim komşulara kakalamak lazım. İşe bizim evde bir toplantı yaparak komşulara hem ürünleri tanıtmak hem de onlardan şöyle beşer onar üye kaydederek başlamak lazım. İt sürüsü gibi komşu var. Rahat on tane filan kaydederiz.
Kaydetmesine kaydederiz de o kadar ballandıra ballandıra reklamını yaptığımız halde evimize gelen komşu sayısı on filan olsaydı olurdu o iş. Evet maalesef eve gelen komşu sayısı sadece ve sadece altı idi.
Başka bir poh olsa cemi-i cümlesi bizim evden çıkmayan komşular, kırk yılda bir bir şeyler kakalayalım dediğimizde toz oldular
Geberesiceler onca keki, böreği mideye indirip mis gibi çayları yudumladılar ama sıra deterjan, kozmetik, hap almaya gelince fiyatları duyar duymaz hepsi toz oldu gelenlerin de…
Anaaaa…Yahu bir de kayıt filan yapacaktık. Kaldık mı ürünlerimizle sap gibi başbaşa. Kayıt mayıt da yapamadık kimseyi. Eee ne olacak şimdi?
Sponsorumuzla konuştuk. Aldığımız cevap üç aşağı beş yukarı o zamanki Başbakanımızın sloganının aynısıydı: ‘’ Durmak yok yola devam ‘’
Biz ki çıkmıştık açık alınla on yılda her savaştan, bu savaştan mı çıkamayacaktık alnımızın akıyla.
Evet, bu savaştan da alnımızın akıyla çıkacaktık ama bunun için yaşam şeklimizde ciddi değişiklikler yapmamız gerekiyordu.
Artık peynirden, zeytinden, yağdan vs tasarruf ederekten kendimizi tamamen hapa vurduk. Yanlış anlamayın. Vitamin haplarından bahsediyorum.
Deterjanlarla da tüm kap kacak, elbise, döşemeler, cam- çerçeve, halı-yorgan pırıl pırıl oldu. Artık benim ve hane halkımın mübarek ve de çok asil kelleleri o kimyasal şampuanlarla değil suyunda saksı çiçeği bile yetiştireceğiniz organik şampuanlarla yıkanıyor, dişlerimiz at kılından yapılmış diş fırçaları ve dahi tüpü on iki lira olan diş macunu ile fırçalanıyordu.
Artık çağ dışı yobazların kullandıkları misvakı kullanamazdım. O sebeple dişlerimi atın g.t kıllarından imal edilmiş organik diş fırçalarıyla fırçalıyordum.
Kendimizi o kadar kaptırmıştık ki eve yeni eşyalar bile almaya başladık. Artık komşularımız olan sefil köylüler gibi yemeğimizi yer sofrasında yiyemezdik. Onlara kendimizi kanıtlamamız için onlardan daha üstün olduğumuzu gösteren alametlere ihtiyacımız vardı. O sefillere bir şeyler kakalayacaksak önce görüntüyü düzeltmemiz gerekiyordu. ( Bu kısım sponsorun önerdiği bir şey değildi..Biz öyle düşünüyorduk. En çok da eşim..)
Aman Allah’ım! Düşündükçe hâlâ ‘’Biz bunları nasıl yaptık’’ diyorum.
Düşünsenize: Benim iki Nolu Kangalım Tuğrul, evde, servis tabağında ve de çatal-bıçak kullanarak yemek yiyor. Kıyamet alameti. ( Cihangir asker o sıralarda ama evde olsa ona da aynı şekilde yedirteceğiz yemeği )
Bir kaç gün sonra sponsorumuz geldi.
-Yahu sayın sponsorum…Biz bu ürünlerden hiç kimseye kakalayamadık?
-Kakalamak? Anlamadım .
-Yani pazarlayamadık.
-Sami Bey…Bakın…Biz pazarlamacı değiliz. Serbest Girişimciyiz…İkisi çok farklı şeyler.
‘’Hay senin kafana köpekler sı. sın e mi Sami? Tabii ki kimseye bir şey satamazsın ulan geri zekalı. Sen pazarlamacımızın ulan? Sen bugüne bugün koskoca Hemwey’n koskoca bir serbest girişimcisisin. Öyle davransana. Ne o oyle basit pazarlamacılar gibi millete bir şeyler kakalamaya çalışmak? Yakışıyor mu hiç sana? ‘’
Hicabımdan ‘’Yer yarılsa da içine girsem’’ diye düşünüyordum.
Ulan ilkokul mezunu karım bile anlamıştı meseleyi.
Bir matbaaya gidip kartvizit bastırmıştı ‘’ Münire Biberoğulları- Serbest Girişimci’’ Diye. Sonra bu kartları dergahta, bargahta, çarşıda, pazarda kimi gördüyse dağıtmıştı. Öyle ki ‘’ What is this? ( Bu nedir ) diyen İngiliz Turistlere ve ‘’ Was ist das ( Bu nedir? ) diyen Alman turistlere de ve dahi Ruslara bu kartvizitlerden dağıtmıştı yani o anlamıştı bizim pazarlamacı olmadığımızı da ben yüksek tahsilime rağmen daha vizonumuzun ve misyonumuzun ne olduğunu anlayamamıştım.
Biz ürün satmayacaktık, sistemi anlatacaktık ( ki buna plan deniliyordu )
Evet. Ürün satmayacaktık, sistemi satacaktık. Yani asıl vazifemiz bir taraftan ürün satın alıp sistemde kalmak, öte yandan üye kaydedip ağır ağır merdivenleri tırmanmaktı eteklerimizde bir yğın güneş rengi kurumuş yaprakla
Amma velakin nasıl yapacaktık bu işi?
Yarın anlatmaya çalışayım
FOTOĞRAF: O günlere ait duygusal bir anı. Evladım Tuğrul ( soldaki ) ve ben, hayatımızda ilk kez masada çatal, bıçak kullanarak yemek yiyoruz.
Sponsorumuz anlattıkça bizim hayaller büyüyor da büyüyordu.
Oldukça kısa bir süre sonra gerçekten de bir kargo firması ile bizim siparişler kapımızda ayağımıza kadar geldi. Aman Allah’ım…İlk kez marketten aldığımız bir şeyi eve taşımak için zahmet etmemiştik. Hem sponsorumuz ne demişti? ‘’Bundan sonra artık siz isteyeceksiniz ayağınıza gelecek.’’[ Gerçekten de o tarihten sonra artık neredeyse her istediğimiz internetten bir tıkla ya da cep telefonundan siparişle ayağımıza kadar gelir olmuştu.]
Hayatımızın vaz geçilmez temel ihtiyaçları(!) kapımızdaydı. Sevinçle aldık ve adeta yırtarcasına açtık koliyi. Evet, bizim deterjanlar ve dahi yutmamız gereken haplarımız ayağımıza kadar gelmişti. Ayrıca bir sürü ıvır zıvır vardı.
Mesela: Parlatıcı deterjanı fıslatmak için plastik fıslatgaç ( ayrıca para ödenerek alınıyor-3 Lira ) Bulaşık deterjanını kolay damlatabilmek için şişe ağzına damlatgaç—3 lira) Yani anlayacağınız deterjanlara ayrı, kapaklarına ayrı para ödemişiz. Neyse, koliden bir de kitap çıktı. Kitabı açtık ve başladık okumaya.
Kitapta bize bu işten nasıl para kazanacağımızı anlatıyor.
Uzun uzun anlatarak okuyucuların canını sıkmayalım. Kısa ve öz olarak olay şu: Siz sisteme dört kişi kaydediyorsunuz( Daha fazla da olur tabii ki ) O dört kişinin her biri de dörder kişi kaydediyor ve o dörder kişilerin her biri de dörder kişi kaydediyor. Böylece başında sizin olduğunuz bu sistemde toplam üye sayısı siz dahil 85 oluyor.
Bu sistemin en kısa özeti şöyle yapılabilir: ‘’ Sen bana kazandır, ben de sana kazandırayım.’’
Peki siz ne kadar kazandıracaksınız, sistem size ne kadar kazandıracak?
Siz 85 üye kaydederseniz ve 85 üyenin her biri 200 Puanlık yani 550 Tlik alış veriş yaparsa; Yani siz 85x550= 46.700 Tl kazandırırsanız sistem size 3500 Tl kazandırıyordu bir ayda (2006 Yılına göre konuşuyorum.)
Maaşımım 1004. 76. YTL olduğunu hesaba katacak olursak bu sistemden her ay 3500 Tl kazanacak olmak çılgınca bir şeydi.
Kitabın anlattığı buydu ve görüldüğü gibi oldukça kolaydı. Bütün mesele her ay 550 Tl lik gerçek ihtiyacı deterjan, kozmetik ya da hap olan vatandaş bulmaktı ki işin en kolay tarafı buydu çünkü bizim vatandaşımızın alayı kozmetik ve deterjan delisiydi(!) Hapa gelince; millet zaten topyekun hapçıydı.
Kolay işti. Hem de çok kolay (!)
Hemen karı-koca kolları sıvadık. Önce deterjanları satacağız millete. Öyle ya bir sonraki ay da 200 puan yapmak gerekiyor ( En azından tabii ki ) Yoksa Hemwey’e çok ayıp olacak..Millet o kadar güvenmiş, sana taaa nerelerden ayağına kadar ürün göndermiş eh artık bu kıyağa karşılık her ay 200 puanı doğrultmak gerekiyor.
Ben her ay 550 kağıdı bunlara verirsem ay sonuna kadar peynir ekmek, seker yerine poh yerim. O halde bu ürünlerin çoğunu satmam lazım. Satmam lazım da nasıl?
Bakmayın Fethiye’de oturduğumuza…Öyle Ölüdeniz’de, Çalış’ta, Paspaturda, Karagözlerde ( Fethiye’yi bilenler buraları çok iyi bilir.) Villaları olan ve aslen Fethiyeli olmayan Fethiyelilerden değiliz. Biz daha çok geçimi patatesçilik olan yayla köylüleri ve de sahilde de seracılıkla iştigal eden kesimiz ki benim hanım da seracılık yapıyor ve ben de ona elimden geldiğince yardımcı oluyorum…En azından evde yemek, bulaşık, çamaşır, işleri, ortalığın düzeni, temizliği vesair tamamen bana ait…Yani oldukça sıradan bir hayatımız var. Ama artık tüm bunlara son vereceğiz…Yaşasın Hemveyyyy.
Eveeet…Bu deterjan ve hapları bizim komşulara kakalamak lazım. İşe bizim evde bir toplantı yaparak komşulara hem ürünleri tanıtmak hem de onlardan şöyle beşer onar üye kaydederek başlamak lazım. İt sürüsü gibi komşu var. Rahat on tane filan kaydederiz.
Kaydetmesine kaydederiz de o kadar ballandıra ballandıra reklamını yaptığımız halde evimize gelen komşu sayısı on filan olsaydı olurdu o iş. Evet maalesef eve gelen komşu sayısı sadece ve sadece altı idi.
Başka bir poh olsa cemi-i cümlesi bizim evden çıkmayan komşular, kırk yılda bir bir şeyler kakalayalım dediğimizde toz oldular
Geberesiceler onca keki, böreği mideye indirip mis gibi çayları yudumladılar ama sıra deterjan, kozmetik, hap almaya gelince fiyatları duyar duymaz hepsi toz oldu gelenlerin de…
Anaaaa…Yahu bir de kayıt filan yapacaktık. Kaldık mı ürünlerimizle sap gibi başbaşa. Kayıt mayıt da yapamadık kimseyi. Eee ne olacak şimdi?
Sponsorumuzla konuştuk. Aldığımız cevap üç aşağı beş yukarı o zamanki Başbakanımızın sloganının aynısıydı: ‘’ Durmak yok yola devam ‘’
Biz ki çıkmıştık açık alınla on yılda her savaştan, bu savaştan mı çıkamayacaktık alnımızın akıyla.
Evet, bu savaştan da alnımızın akıyla çıkacaktık ama bunun için yaşam şeklimizde ciddi değişiklikler yapmamız gerekiyordu.
Artık peynirden, zeytinden, yağdan vs tasarruf ederekten kendimizi tamamen hapa vurduk. Yanlış anlamayın. Vitamin haplarından bahsediyorum.
Deterjanlarla da tüm kap kacak, elbise, döşemeler, cam- çerçeve, halı-yorgan pırıl pırıl oldu. Artık benim ve hane halkımın mübarek ve de çok asil kelleleri o kimyasal şampuanlarla değil suyunda saksı çiçeği bile yetiştireceğiniz organik şampuanlarla yıkanıyor, dişlerimiz at kılından yapılmış diş fırçaları ve dahi tüpü on iki lira olan diş macunu ile fırçalanıyordu.
Artık çağ dışı yobazların kullandıkları misvakı kullanamazdım. O sebeple dişlerimi atın g.t kıllarından imal edilmiş organik diş fırçalarıyla fırçalıyordum.
Kendimizi o kadar kaptırmıştık ki eve yeni eşyalar bile almaya başladık. Artık komşularımız olan sefil köylüler gibi yemeğimizi yer sofrasında yiyemezdik. Onlara kendimizi kanıtlamamız için onlardan daha üstün olduğumuzu gösteren alametlere ihtiyacımız vardı. O sefillere bir şeyler kakalayacaksak önce görüntüyü düzeltmemiz gerekiyordu. ( Bu kısım sponsorun önerdiği bir şey değildi..Biz öyle düşünüyorduk. En çok da eşim..)
Aman Allah’ım! Düşündükçe hâlâ ‘’Biz bunları nasıl yaptık’’ diyorum.
Düşünsenize: Benim iki Nolu Kangalım Tuğrul, evde, servis tabağında ve de çatal-bıçak kullanarak yemek yiyor. Kıyamet alameti. ( Cihangir asker o sıralarda ama evde olsa ona da aynı şekilde yedirteceğiz yemeği )
Bir kaç gün sonra sponsorumuz geldi.
-Yahu sayın sponsorum…Biz bu ürünlerden hiç kimseye kakalayamadık?
-Kakalamak? Anlamadım .
-Yani pazarlayamadık.
-Sami Bey…Bakın…Biz pazarlamacı değiliz. Serbest Girişimciyiz…İkisi çok farklı şeyler.
‘’Hay senin kafana köpekler sı. sın e mi Sami? Tabii ki kimseye bir şey satamazsın ulan geri zekalı. Sen pazarlamacımızın ulan? Sen bugüne bugün koskoca Hemwey’n koskoca bir serbest girişimcisisin. Öyle davransana. Ne o oyle basit pazarlamacılar gibi millete bir şeyler kakalamaya çalışmak? Yakışıyor mu hiç sana? ‘’
Hicabımdan ‘’Yer yarılsa da içine girsem’’ diye düşünüyordum.
Ulan ilkokul mezunu karım bile anlamıştı meseleyi.
Bir matbaaya gidip kartvizit bastırmıştı ‘’ Münire Biberoğulları- Serbest Girişimci’’ Diye. Sonra bu kartları dergahta, bargahta, çarşıda, pazarda kimi gördüyse dağıtmıştı. Öyle ki ‘’ What is this? ( Bu nedir ) diyen İngiliz Turistlere ve ‘’ Was ist das ( Bu nedir? ) diyen Alman turistlere de ve dahi Ruslara bu kartvizitlerden dağıtmıştı yani o anlamıştı bizim pazarlamacı olmadığımızı da ben yüksek tahsilime rağmen daha vizonumuzun ve misyonumuzun ne olduğunu anlayamamıştım.
Biz ürün satmayacaktık, sistemi anlatacaktık ( ki buna plan deniliyordu )
Evet. Ürün satmayacaktık, sistemi satacaktık. Yani asıl vazifemiz bir taraftan ürün satın alıp sistemde kalmak, öte yandan üye kaydedip ağır ağır merdivenleri tırmanmaktı eteklerimizde bir yğın güneş rengi kurumuş yaprakla
Amma velakin nasıl yapacaktık bu işi?
Yarın anlatmaya çalışayım
FOTOĞRAF: O günlere ait duygusal bir anı. Evladım Tuğrul ( soldaki ) ve ben, hayatımızda ilk kez masada çatal, bıçak kullanarak yemek yiyoruz.
Arayan Mevlasını Aranan Belasını Nasıl Bulur 6 Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından
19.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 14
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.