Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
5 (1 oy)

Sessizliğin içinden geçen ses

İnsan bazen kendi göğsünde bile unutulur da

bir başkasının acısında arar yüzünü.

Sanki içinin en tenha yerinde

üstü örtülmüş bir kıyamet uyuyordur, 

kimse bilmez.

Bir tek geceler bilir,

bir de yastığa düşen o sessiz ağırlık.

Eskiden yağmuru yalnızca su sanırdım, 

oysa her damla

göğe geri dönememiş bir duanın kırığıymış meğer.

Çatılara çarpa çarpa yorulan hüzünler

oluklardan geçip

çocukluğun paslı avlularına dökülürmüş.

Bir serçenin ürkek kanadında

annesiz kalmış akşamların kokusu varmış da

kimse fark etmezmiş.

Bir vakit gelir, 

aynalar insanı tanımamaya başlar.

Yüzünün kenarında biriken yorgunluk

eski bir mezar taşı gibi susar.

Ne kadar gülersen gül,

içinde bir yer

hep matem rengine çalar.

Çünkü insan bazen

kendi kalbinde kiracı olur da

kapısını çaldığı merhametten

çekinerek geçer içeri.

İnsan eskiden ölümü

yalnız toprağın sessizliği sanırdı.

Oysa bazı insanlar

nefes alırken de gömülürmüş dünyaya.

Bir cümlenin ortasında,

yarım bırakılmış bir vedada,

omzuna dokunulmayan gecelerde

yavaş yavaş eksilirmiş insan.

Sonra bir ezan yükselir uzaklardan, 

göğün ince damarlarına işleyen

kadim bir hicaz gibi.

Minarelerden dökülen ses

sanki kırılmış ruhların alnına sürülen

serin bir zeytinyağıdır.

Kuşlar bir anda susar,

rüzgâr bile başını eğermiş meğer

Allah’ın adı geçince.

Ve güller. 

Güller tam o sırada açarmış bazı bahçelerde.

Kimsenin görmediği avlularda

geceyi yırtarak büyüyen kırmızı bir sabır gibi.

Rayihası yükseldikçe

insanın içindeki karanlık

bir kandilin titrek ışığında çözülürmüş.

O vakit anlarsın, 

kalbin dediğin şey

etle kemik arasında sıkışmış bir yalnızlık değil yalnızca.

Bir secdenin içinden geçen

sonsuz bir yolculuktur aynı zamanda.

İnsan bazen

ellerini göğe kaldırınca değil de

tam düşecekken tanırmış Rabbini.

Çünkü en sahici dualar

dilin değil,

kırılmışlığın içinden yükselirmiş.

Ve gece. 

Gece sandığımız kadar siyah değilmiş aslında.

Allah, karanlığı bile

yorulan kulları dinlensin diye yaratmış meğer.

Ay; eski bir derviş gibi

sessizce dolaşırken damların üstünde,

yıldızlar

öksüz kalmış umutlara nöbet tutarmış.

İnsan eskiden

yalnızlığını ceza sanırdı.

Oysa bazı yalnızlıklar

Rahmân’ın kulunu kalabalığın kirinden çekip

kendi sesine yaklaştırmasıymış.

İçinde kimsenin duymadığı bir ayet büyürmüş sonra, 

yavaş yavaş. 

Bir çınarın kökü gibi derine inen

sabırlı bir teslimiyetle.

Ve bir gün

herkes susunca,

şehirler yorulunca,

bütün yalanlar kendi karanlığında çürüyünce

insan, kalbinin tam ortasında

ince bir kapının aralandığını duyarmış.

Ne korku kalır o vakit

ne dünya.

Sadece O’nun sesi. 

Bir annenin çocuğunu uyandırırkenki şefkati kadar yakın,

bir mezar taşının sessizliği kadar derin,

ve göğün altında

bütün kırılmış ruhları toplayacak kadar sonsuz. 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)
  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sessizliğin içinden geçen ses

basak--kaya basak--kaya