Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Satranç Tahtası 7

- Gambit -

Zugzwang’dan sonra

tahta insana başka görünür.


Öncesinde sanırsın ki

oyun, elindeki taşları koruma sanatıdır.

Sonrasında anlarsın:

bazı tahtalarda

kurtuluş dediğin şey

bir şeyi bile bile öne sürmektir.


İşte orada başlar gambit.


Yani kaybetmek için değil,

daha büyük bir alan açmak için

bir taşı gözden çıkarmak.

Çünkü insan bir taşı

değerini bilmediği için vermez.

tam tersine

en çok da değerini bildiği için verir.


Ben hayatımda ilk gerçek gambiti

gururumla oynadım.


Onu düşman sevinsin diye bırakmadım.

Yalnızca

aşkın boğazıma kadar gelen sessizliğini

biraz geri itmek istedim.

Bir duygunun vurgununu aşmak için,

bir bakışın önündeki pası sökmek için,

saklı kalmaktan vazgeçtim.


Dış dünya

bunu zayıflık sandı.


Hayat çoğu zaman

bilinçli fedayı anlamaz zaten.

Ona göre verilen taş

yalnız eksilmiştir.

oysa ben biliyorum.

Bazen insan

bir şeyi elinden bırakmadan

aslını koruyamaz.


Sonra zamanı verdim.


Bu daha görünmez bir fedadır.

Kimse farkında olmaz.

Kimse dışardan bakınca

bir ömrün hangi yıllarının

hangi karede bırakıldığını anlamaz.

Ama ben bilirim.

Bir bekleyişin içinde eriyen gençlik,

bir sorumluluğun içine bırakılmış mevsimler,

başkaları ayakta kalsın diye

kendi sabahlarından kısılan ışık

artık taş düşmesine tahta çoktan alışık.


Ama tahta açıldı.

İşte gambitin sırrı burada.


Verdiğin şey gerçekten gider.

Bu bir numara değildir.

bir göz boyama, bir hile,

bir “aslında kaybetmedim” oyunu hiç değildir.

Hayır.

taş düşer.

kare boşalır.

içinde bir yer

o eksikliği sonsuza kadar taşır.


Ama aynı anda

başka bir çizgi görünür.

Daha önce kapalı olan bir çapraz,

hiç bakamadığın bir merkez,

sıkışmış bir filin önündeki açıklık,

uzun süredir susan sezginin

ilk kez rahat nefes aldığı bir alan…

İşte beyaz filin

yeniden konuştuğunu duydum o an.

Tutku değildi bu kez yalnız,

daha olgun,

daha ağır bir sezgiydi.

Bana dedi ki:

“Her şeyi koruyarak yaşayamazsın.

Bazı bütünlükler

eksilmeden kurulmaz.”


Ne büyük cümle.


İnsan hayatı boyunca

çoğu şeyi toplamakla güçleneceğini sanıyor.

oysa bazen

elinden çıkarabildiğin şey kadar

yer açıyorsun kendine.


Bir başka gambiti

itibarla oynadım.


Bu daha sert oldu.

Çünkü dış dünya

itibarı kendi taşlarından sayar.

seni onunla ehlileştirir,

onunla hizaya sokar,

onunla tehdit eder.

Ben bir gün

bana biçilen iyi görünüşten

bir parça vazgeçtim.

Birilerinin doğru bulduğu yerden

bir kare geri çıktım.

Dış dünyanın veziri

bunu not aldı hemen.

Ama beyaz atım,

hırs,

o gün ilk kez doğru sıçradı.

Çünkü hırs yalnız yükselmek istemez;

bazen kendi yüksekliğini

kendi seçtiği yerde kurmak ister.


Gambit böyle bir şeydir.

Dışarıdan bakan

“neden verdi?” diye sorar.

İçeride oynayan bilir:

çünkü vermeseydim

oyun zaten yavaş yavaş beni alıyordu.


Oysa bir taşını kendin verdiğinde

kaybın yönünü değiştiriyorsun.

çünkü hayatta bütün mesele

kaybetmemek değildir.

Bazı oyunlarda asıl ustalık,

neyi, ne zaman, ne uğruna

vereceğini bilmektir.


Önce tutunmaya çalıştım.

Her şeyi.

Aşkı,

gururu,

haklılığı,

itibarı,

iç huzuru,

eski alışkanlıkları,

beni ben sanan eski tanımları…

Hepsini aynı anda taşımaya kalktım.

Tahta daraldı.

Şah nefessiz kaldı.

Yeni vezir olan umut bile

kendine yol bulamadı.


Sonra anladım:

fazla yük taşıyan iç dünya

kendi taşlarına mezar olur.


İşte o gün

ilk bilinçli fedamı yaptım.

Bir savunmayı bıraktım.

Bir alışkanlığı geride koydum.

Bir bağı,

sırf eski diye tutmadım artık.

Bir acıyı,

kimliğimin ana taşı sanmaktan vazgeçtim.

Ve tahta,

çok az, ama yeterince

genişledi.


Dış dünya bu hamleleri

çoğu zaman yanlış okur.

“Sarsıldı,” der.

“Kaybetti,” der.

“Zayıfladı,” der.

Oysa iç dünya bazen

tam da en çok eksildiği anda

ilk gerçek alanını kazanır.


Çünkü gambit

süs değildir.

şiirlik bir fedakârlık pozundan da ibaret değildir.

Gambit,

bedeli ödeyip

oyunun yönünü başka bir yazgıya çevirmektir.


Ve işte oyun tam da

orada değişir.


Şah hâlâ kırılgandır.

Dış dünya hâlâ güçlü.

Kaleler dimdik.

Siyah vezir hâlâ

uzaktan zekâsını parlatıyordur.

Ama artık iç dünyam

yalnız savunmuyor,

alan açmayı da biliyordur.


Ve umut

o terfi etmiş yeni beyaz vezir

şimdi ilk kez gerçekten hareket etmektedir.


Sessizce.

Göz boyamadan.

Bir zafer arzusu gibi değil,

kendi hakkını ilk kez öğrenmiş bir iç kuvvet gibi.


İşte orada gördüm:

umut büyüyünce

yalnız teselli olmuyor.

Bir stratejiye dönüşüyor.


Bu, oyunun en kırıcı ve en güzel ânıdır.


Çünkü insan

ancak o zaman anlıyor:

küçükken taşıdığı şey

yalnızca dayanma gücü değilmiş;

bir gün bütün tahtanın akışını

değiştirecek çekirdekmiş.


Ve ben,

gambitin tam ortasında,

kendi içimden şu cümleyi geçirdim:

Kaybettiğim her şey

beni eksiltmedi sadece.

Bazısı bana yol açtı.


Bu cümle

öyle kolayca kurulmuyor.

İnsanın bunu söyleyebilmesi için

önce gerçekten kaybetmiş olması gerekiyor.


Ben kaybettim.


Hayat bazen

sana her şeyi koru diye öğretiyor.

oysa bazı büyük oyunlar

en değer verdiğin şeyi

bile bile masaya koyabildiğin an açılıyor.


Gambit budur.


Kaybetmek değil.

Kaybı, kaderin tekeline bırakmamak.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Satranç Tahtası 7

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ