Satranç Tahtası 7
- Gambit -
Zugzwang’dan sonra
tahta insana başka görünür.
Öncesinde sanırsın ki
oyun, elindeki taşları koruma sanatıdır.
Sonrasında anlarsın:
bazı tahtalarda
kurtuluş dediğin şey
bir şeyi bile bile öne sürmektir.
İşte orada başlar gambit.
Yani kaybetmek için değil,
daha büyük bir alan açmak için
bir taşı gözden çıkarmak.
Çünkü insan bir taşı
değerini bilmediği için vermez.
tam tersine
en çok da değerini bildiği için verir.
Ben hayatımda ilk gerçek gambiti
gururumla oynadım.
Onu düşman sevinsin diye bırakmadım.
Yalnızca
aşkın boğazıma kadar gelen sessizliğini
biraz geri itmek istedim.
Bir duygunun vurgununu aşmak için,
bir bakışın önündeki pası sökmek için,
saklı kalmaktan vazgeçtim.
Dış dünya
bunu zayıflık sandı.
Hayat çoğu zaman
bilinçli fedayı anlamaz zaten.
Ona göre verilen taş
yalnız eksilmiştir.
oysa ben biliyorum.
Bazen insan
bir şeyi elinden bırakmadan
aslını koruyamaz.
Sonra zamanı verdim.
Bu daha görünmez bir fedadır.
Kimse farkında olmaz.
Kimse dışardan bakınca
bir ömrün hangi yıllarının
hangi karede bırakıldığını anlamaz.
Ama ben bilirim.
Bir bekleyişin içinde eriyen gençlik,
bir sorumluluğun içine bırakılmış mevsimler,
başkaları ayakta kalsın diye
kendi sabahlarından kısılan ışık
artık taş düşmesine tahta çoktan alışık.
Ama tahta açıldı.
İşte gambitin sırrı burada.
Verdiğin şey gerçekten gider.
Bu bir numara değildir.
bir göz boyama, bir hile,
bir “aslında kaybetmedim” oyunu hiç değildir.
Hayır.
taş düşer.
kare boşalır.
içinde bir yer
o eksikliği sonsuza kadar taşır.
Ama aynı anda
başka bir çizgi görünür.
Daha önce kapalı olan bir çapraz,
hiç bakamadığın bir merkez,
sıkışmış bir filin önündeki açıklık,
uzun süredir susan sezginin
ilk kez rahat nefes aldığı bir alan…
İşte beyaz filin
yeniden konuştuğunu duydum o an.
Tutku değildi bu kez yalnız,
daha olgun,
daha ağır bir sezgiydi.
Bana dedi ki:
“Her şeyi koruyarak yaşayamazsın.
Bazı bütünlükler
eksilmeden kurulmaz.”
Ne büyük cümle.
İnsan hayatı boyunca
çoğu şeyi toplamakla güçleneceğini sanıyor.
oysa bazen
elinden çıkarabildiğin şey kadar
yer açıyorsun kendine.
Bir başka gambiti
itibarla oynadım.
Bu daha sert oldu.
Çünkü dış dünya
itibarı kendi taşlarından sayar.
seni onunla ehlileştirir,
onunla hizaya sokar,
onunla tehdit eder.
Ben bir gün
bana biçilen iyi görünüşten
bir parça vazgeçtim.
Birilerinin doğru bulduğu yerden
bir kare geri çıktım.
Dış dünyanın veziri
bunu not aldı hemen.
Ama beyaz atım,
hırs,
o gün ilk kez doğru sıçradı.
Çünkü hırs yalnız yükselmek istemez;
bazen kendi yüksekliğini
kendi seçtiği yerde kurmak ister.
Gambit böyle bir şeydir.
Dışarıdan bakan
“neden verdi?” diye sorar.
İçeride oynayan bilir:
çünkü vermeseydim
oyun zaten yavaş yavaş beni alıyordu.
Oysa bir taşını kendin verdiğinde
kaybın yönünü değiştiriyorsun.
çünkü hayatta bütün mesele
kaybetmemek değildir.
Bazı oyunlarda asıl ustalık,
neyi, ne zaman, ne uğruna
vereceğini bilmektir.
Önce tutunmaya çalıştım.
Her şeyi.
Aşkı,
gururu,
haklılığı,
itibarı,
iç huzuru,
eski alışkanlıkları,
beni ben sanan eski tanımları…
Hepsini aynı anda taşımaya kalktım.
Tahta daraldı.
Şah nefessiz kaldı.
Yeni vezir olan umut bile
kendine yol bulamadı.
Sonra anladım:
fazla yük taşıyan iç dünya
kendi taşlarına mezar olur.
İşte o gün
ilk bilinçli fedamı yaptım.
Bir savunmayı bıraktım.
Bir alışkanlığı geride koydum.
Bir bağı,
sırf eski diye tutmadım artık.
Bir acıyı,
kimliğimin ana taşı sanmaktan vazgeçtim.
Ve tahta,
çok az, ama yeterince
genişledi.
Dış dünya bu hamleleri
çoğu zaman yanlış okur.
“Sarsıldı,” der.
“Kaybetti,” der.
“Zayıfladı,” der.
Oysa iç dünya bazen
tam da en çok eksildiği anda
ilk gerçek alanını kazanır.
Çünkü gambit
süs değildir.
şiirlik bir fedakârlık pozundan da ibaret değildir.
Gambit,
bedeli ödeyip
oyunun yönünü başka bir yazgıya çevirmektir.
Ve işte oyun tam da
orada değişir.
Şah hâlâ kırılgandır.
Dış dünya hâlâ güçlü.
Kaleler dimdik.
Siyah vezir hâlâ
uzaktan zekâsını parlatıyordur.
Ama artık iç dünyam
yalnız savunmuyor,
alan açmayı da biliyordur.
Ve umut
o terfi etmiş yeni beyaz vezir
şimdi ilk kez gerçekten hareket etmektedir.
Sessizce.
Göz boyamadan.
Bir zafer arzusu gibi değil,
kendi hakkını ilk kez öğrenmiş bir iç kuvvet gibi.
İşte orada gördüm:
umut büyüyünce
yalnız teselli olmuyor.
Bir stratejiye dönüşüyor.
Bu, oyunun en kırıcı ve en güzel ânıdır.
Çünkü insan
ancak o zaman anlıyor:
küçükken taşıdığı şey
yalnızca dayanma gücü değilmiş;
bir gün bütün tahtanın akışını
değiştirecek çekirdekmiş.
Ve ben,
gambitin tam ortasında,
kendi içimden şu cümleyi geçirdim:
Kaybettiğim her şey
beni eksiltmedi sadece.
Bazısı bana yol açtı.
Bu cümle
öyle kolayca kurulmuyor.
İnsanın bunu söyleyebilmesi için
önce gerçekten kaybetmiş olması gerekiyor.
Ben kaybettim.
Hayat bazen
sana her şeyi koru diye öğretiyor.
oysa bazı büyük oyunlar
en değer verdiğin şeyi
bile bile masaya koyabildiğin an açılıyor.
Gambit budur.
Kaybetmek değil.
Kaybı, kaderin tekeline bırakmamak.
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.