Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Karanlığa Alışanlar Ve Karanlığı Aydınlatanlar

ÜSTAD KENAN KUZUCU DİYOR Kİ:

Cahillik, yalnızca bilmemek değildir; çoğu zaman bilmediğini bilmemektir. İnsan, eksikliğinin farkında olmadığı anda en karanlık noktaya ulaşır. Çünkü öğrenmenin kapısı, ancak insanın kendi yetersizliğini kabul etmesiyle aralanır. Aksi halde kişi, kendi zihninin dar sınırlarını evren sanır ve o sınırların dışına çıkmayı tehdit gibi algılar. Cahil insan, çoğu zaman yüksek sesle konuşur ama derinliksizdir. Çünkü sesini yükselttikçe haklı çıkacağını sanır. Oysa bilgi bağırmaz; bilgi sakindir, kendinden emindir. Gürültü, çoğu zaman boşluğu gizlemek için vardır. Bu yüzden cahillik, sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda bir savunma mekanizmasıdır. Kişi bilmediğini kabul etmek yerine, bildiğini sanarak kendini korur. Kendi eforuyla yükselen insan ise bambaşka bir yoldadır. O, başkasının gölgesine sığınmaz. Öğrenirken utanmaz, yanılırken kaçmaz, düştüğünde başkasını suçlamaz. Çünkü bilir ki gerçek güç, dışarıdan verilen değil, içeride inşa edilendir. Böyle bir insan için bilgi bir süs değil, bir ihtiyaçtır. Gelişim bir gösteriş değil, bir yolculuktur. Cahil insan başkalarını küçümseyerek büyüdüğünü zanneder. Oysa kendi emeğiyle ilerleyen insan, başkalarını ezmeden de yükselebileceğini bilir. Çünkü onun derdi görünmek değil, gerçekten olmaktır. Aradaki fark tam da burada başlar: Biri görünüşle yaşar, diğeri özle. En tehlikeli cahillik, öğrenmeye kapalı olandır. Çünkü bu tür bir zihin, değişime direnç gösterir. Yeni bir fikir onun için tehdittir. Farklı bir düşünce düşman gibidir. Oysa kendini geliştiren insan, her fikri bir fırsat olarak görür. Katılmasa bile dinler, anlamasa bile araştırır. Çünkü bilir ki hakikat, tek bir bakış açısına sığmaz. Sonuç olarak mesele cahil olmak değil, cahil kalmayı seçmektir. İnsan doğuştan eksik gelir ama bu eksikliği doldurmak ya da onun içinde kaybolmak tamamen kendi iradesine bağlıdır. Kendi eforuyla ilerleyen insan, yolunu zor da olsa bulur. Ama cahil insan, kolay olanı seçer: sorgulamadan yaşamak. Ve belki de en büyük fark şudur: Biri hayatı anlamaya çalışır, diğeri anlamadan yaşamaya razı olur. Cahil insan, çoğu zaman kendine en yakın olan gerçeği bile reddeder. Çünkü gerçek, onun kurduğu sahte düzeni sarsar. Bu yüzden hakikatten kaçmak, onun için bir alışkanlık haline gelir. Duyduğu değil, duymak istediği şeylere inanır. Gördüğü değil, görmek istediğini kabul eder. Böylece kendi zihninde bir dünya kurar ve o dünyanın dışına çıkmamaya yemin eder. Kendi eforuyla yükselen insan ise gerçeğin yükünü taşımayı göze alır. Çünkü bilir ki hakikat her zaman rahatlatmaz; bazen yıkar, bazen acıtır, bazen de insanı kendiyle yüzleştirir. Ama o yüzleşmeden kaçmaz. Kendini kandırmak yerine kendini inşa etmeyi seçer. Bu yüzden onun yolu daha zordur ama daha gerçektir. Cahil insan zamanını tüketir; üreten değil, tüketen taraftadır. Dedikoduya vakti vardır ama öğrenmeye yoktur. Eleştirmeye enerjisi vardır ama geliştirmeye yoktur. Hep konuşur ama nadiren dinler. Çünkü dinlemek, anlamayı gerektirir; anlamak ise emek ister. Oysa emek, onun en çok kaçtığı şeydir. Kendi eforuyla ilerleyen insan için zaman en değerli sermayedir. Her geçen anın hesabını yapar, her gününe bir şey katmaya çalışır. Küçük adımlarla büyür, sessizce ilerler. Onun gelişimi gösterişli değildir ama kalıcıdır. Çünkü o, hızın değil, istikrarın peşindedir. Cahillik aynı zamanda bir kibir biçimidir. İnsan bilmediğini kabul etmediği sürece, öğrenemez. Ve öğrenemeyen insan, yerinde saydığını fark etmeden geride kalır. Ama kendi emeğiyle büyüyen insan, her gün biraz daha değişir. Dünkü haliyle yarışır, bugünkü haliyle hesaplaşır. Ve unutulmaması gereken en keskin gerçek şudur: Cahil insan karanlığa alışır, emek veren insan ise karanlığı aydınlatır. Birinin hayatı bahanelerle doludur, diğerinin hayatı mücadeleyle. Biri kaderine sığınır, diğeri kaderini yazmaya çalışır. Sonunda ise yollar ayrılır: Biri yaşadığını zanneder, diğeri gerçekten yaşar. Cahil insanın en büyük yanılgısı, her şeyi bildiğini sanmasıdır. Bu sanrı, onu öğrenmekten alıkoyar. Çünkü dolu olduğunu düşünen bir kap, içine yeni bir şey alamaz. Oysa gerçek bilgelik, insanın ne kadar az bildiğini fark etmesiyle başlar. Bu farkındalık, insanı küçültmez; aksine büyütür. Kendi eforuyla ilerleyen insan, eksiklerini saklamaz. Onları kabul eder ve üzerine gider. Çünkü bilir ki her eksik, doğru işlendiğinde bir güce dönüşebilir. Hatalarını örtmez, onlardan ders çıkarır. Başarısızlık onun için bir son değil, bir başlangıçtır. Cahil insan çoğu zaman kolay olanın peşinden gider. Çünkü zorluk, onun konfor alanını bozar. Oysa gelişim, tam da o konfor alanının dışında başlar. Kendi eforuyla büyüyen insan, zoru seçer. Çünkü bilir ki kolay olan, çoğu zaman geçicidir. Kalıcı olan ise emek ister, sabır ister, zaman ister. Bir diğer fark da şudur: Cahil insan başkalarının hayatını konuşur, kendi hayatını ihmal eder. Sürekli dışarıya bakar ama içeriye dönüp bakmaz. Oysa insanın en büyük yolculuğu, kendi içine yaptığı yolculuktur. Kendi eforuyla ilerleyen insan, bu yolculuktan kaçmaz. Kendini tanımaya çalışır, sınırlarını zorlar, potansiyelini keşfeder. Ve belki de en derin ayrım burada gizlidir: Cahil insan sorulardan kaçar, emek veren insan sorularla büyür. Biri sorgulamaktan korkar, diğeri sorgulayarak güçlenir. Biri hazır cevapların peşindedir, diğeri doğru soruların. Çünkü doğru soru, insanı ileri götürür; ama yanlış bir kesinlik, insanı yerinde tutar. Son söz niyetine: Hayat, herkese aynı fırsatı vermez belki ama herkese bir seçim hakkı verir. İnsan ya cahilliğin rahat karanlığında kalır, ya da kendi emeğinin ışığında yürümeyi seçer. Bu yol kolay değildir; yalnızlık vardır, yorgunluk vardır, hatta bazen anlaşılmamak da vardır. Ama sonunda insan, kendine ulaşır. Ve kendine ulaşan insan için artık en büyük zafer şudur: Başkalarını geçmek değil, kendi karanlığını geçebilmektir. Cahil insan çoğu zaman aynaya bakmaz; baksa bile kendini görmez. Çünkü görmek, kabul etmeyi gerektirir. Kabul etmek ise değişimin ilk adımıdır. Oysa değişim, onun en çok korktuğu şeydir. Sabit kalmak ona güven verir, tekrar etmek ona huzur verir. Bu yüzden aynı hataları farklı zamanlarda yaşamaya mahkûm olur. Kendi eforuyla ilerleyen insan ise aynadan kaçmaz. Kendine bakar, eksiklerini görür ve onları düzeltmek için adım atar. Bu süreç sancılıdır ama gerçektir. Çünkü insan en çok kendine dürüst olduğunda büyür. Başkalarına karşı güçlü görünmek kolaydır; asıl güç, kendine karşı açık olabilmektir. Cahillik, sadece bilgi eksikliği değil; aynı zamanda bir alışkanlıktır. Düşünmemeye alışmak, sorgulamamaya alışmak, yüzeyde kalmaya alışmak… Zamanla bu alışkanlık karaktere dönüşür. Ve insan, farkında olmadan kendi sınırlarını kendi çizer. Ama kendi emeğiyle yükselen insan, o sınırları kabul etmez. Her gün biraz daha ileri gitmeye çalışır. Küçük de olsa bir adım atar. Çünkü bilir ki büyük değişimler, küçük ama kararlı adımların sonucudur. Ve en sonunda şu gerçek ortaya çıkar: Cahil insan, hayatın ona verdiğiyle yetinir, emek veren insan, hayatın veremediklerini inşa eder. Biri bekler, diğeri yapar. Biri konuşur, diğeri üretir. Biri hayal eder ama kalır, diğeri hayal eder ve yürür. Ve hayat, her zaman yürüyenleri hatırlar. ÜSTAD KENAN KUZUCU DER Kİ: “Ben kimseyi geçmeye çalışmadım; ben sadece dünümden daha güçlü olmaya yürüdüm, yolu anlayanlar zaten farkı gördü.”  

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Karanlığa Alışanlar Ve Karanlığı Aydınlatanlar

ÜSTAD KENAN KUZUCU ÜSTAD KENAN KUZUCU