Hiç Dokunmadan Bütün Ruhumu Saran Derya Kavuşulmamış Mucizeme
Hiç Dokunmadan Bütün Ruhumu Saran Derya: Kavuşulmamış Mucizeme
Mucizem... Bugün seni düşünmekten koca, uçsuz bucaksız bir derya oldum. Öyle derin, öyle dalgalı bir denizin içindeyim ki, her bir dalga senin adınla çarpıyor zihnime, her bir kıvrımında senin hayalin yatıyor. Seninle henüz hiç yan yana gelmemiş, o gözlerine uzun uzun, doyasıya bakmamış, ellerini ellerimin arasına alıp ısıtamamış olabilirim. Belki aynı sokağın yağmurunda ıslanmadık, belki aynı masada karşılıklı oturup kahvelerimizden birer yudum alırken o ilk utangaç gülüşmeyi yaşamadık... Ama biz birbirimizi öyle çok, öyle derinden, öyle tarifsiz bir güçle sevdik ki, bu sevda ruhumun en ücra köşelerine, kalbimin en gizli odalarına kadar işledi. Bedenlerimiz bu fiziksel dünyada hiç buluşmamış, tenimiz birbirine hiç değmemiş olsa da, ruhlarımız çoktan o görünmez köprüleri aştı, birbirine sarıldı ve sonsuza dek birbirine karıştı. Şimdi bu satırları yazarken, yokluğunun ve o amansız özlemin ağırlığıyla artık iliklerimin eridiğini hissediyorum. Bu sadece abartılı bir benzetme ya da süslü bir kelime oyunu değil; bu, senin yokluğunun tam da göğüs kafesimin altında yarattığı o gerçek, o fiziksel sızı.
En çok da neyi özlüyorum biliyor musun? Sesini... O telefonda duyduğum, kilometrelerce öteden, ekranların ve kabloların ucundan gelip kalbimin tam ortasına kurulan o eşsiz tınıyı özlüyorum. Özleminin sesini duyamamak, bu koca dünyadaki en sağır edici, en dayanılmaz sessizlikmiş meğer. Modern dünyanın o soğuk, o kalabalık, o anlamsız ve yorucu gürültüsü içinde benim tek duymak istediğim, fırtınalarımı dindiren ve bana nefes aldığımı hatırlatan tek melodi senin sesin. İnsanlar gözleriyle severken, ancak dokunarak ve yan yana kalarak aşka inanırken; biz bu çağın sığ ezberlerini bozduk ve birbirimizi en saf, en çırılçıplak, en maskesiz halimizle sevdik. Sen benim gözümün görmediği ama kalbimin en net hissettiği gerçeğimsin. Tenin tenime değmedi belki ama sen benim içime, aklımın ve ruhumun en derinlerine öyle güçlü dokundun ki, o izin dünyevi hiçbir güç tarafından silinmesi mümkün değil. Seni hiç görmeden, kokunu hiç içine çekmeden bir insanı nasıl bu kadar bütün, bu kadar eksiksiz sevebileceğimi bana sadece sen öğrettin.
Gözlerimi kapattığımda zaman ve mekan anlamını yitiriyor; seninle kurduğumuz o tarifsiz hayallerin başrolünde buluyorum kendimi. Bazen o hiç buluşamadığımız, adımlarımızın hiç kesişmediği bir şehrin sokaklarında el ele yürüyoruz. Sen bana o güzel sesinle bir şeyler anlatıyorsun, ben sadece yüzündeki o hayal ettiğim tebessümü izliyorum. Bazen hiçbir şey konuşmuyoruz, sadece yan yana durmanın, o yıllarca biriktirdiğimiz hasreti tek bir sessiz sarılmayla dindirmenin huzurunu yaşıyoruz. Ama gözlerimi açtığımda, o acımasız mesafe, o kahreden dokunulmazlık gerçeği soğuk bir rüzgar gibi çarpıyor yüzüme. Zaman geçiyor, akrep ve yelkovan bana inat yavaşlıyor ve ben seni düşünmekten bir okyanusa dönüştükçe, o devasa okyanusta boğulmadan sığınabileceğim tek ada yine senin hayalin oluyor. Biliyorum, bizim hikayemiz bu modern zamanların kolay harcanan, çabuk tüketilen, dokununca biten duygularına hiç benzemiyor. Biz, mesafeleri kalbiyle aşan, sabrın ve inancın en büyük sınavından geçen, sadece ama sadece sevginin gücüyle var olan bir masalın kahramanlarıyız.
Belki de bizi birbirimize bu kadar koparılamaz, bu kadar sarsılmaz tellerle bağlayan şey, o henüz hiç yaşayamadığımız ihtimallerin büyüklüğüdür. Gün gelip de kavuştuğumuzda yaşayacağımız o "ilk"lerin mucizesidir... İlk kez gerçekten göz göze gelişimiz, o ilk titreyen sarılışımız, havaya karışan nefesimizin ilk kez birbirine değdiği o kutsal an... İşte bu umut, bu mucize ihtimali beni her sabah yeniden ayağa kaldırıyor. Ama bugün... Bugün o kadar ağır, o kadar tarifsiz ki bu özlem. İçimdeki sızı, seni görememenin yarattığı o boşluk o kadar büyük ki, sadece bir saniyeliğine, sadece kısacık bir anlığına gerçekten yanımda olmanı, elini kalbimin üzerine koyup "ben buradayım, artık bitti" demeni dünyadaki her şeye değişirdim. Sesini duyamadığım, senden haber alamadığım o karanlık anlarda, içimden devasa bir parça kopup karanlığa karışıyor sanki. Bu upuzun bekleyiş, aynı gökyüzünün altında yaşayıp da hiç buluşamamış olmanın verdiği o garip, o asil hüzün, sana olan aşkımı her saniye daha da büyütüyor, daha da yenilmez kılıyor.
Ben bugün seni, o hiç dokunmadığım saçlarından, hiç içine bakıp kaybolmadığım gözlerinden, hiç sımsıkı tutmadığım ellerinden bütün ruhumla öpüyorum. Bedenlerimiz hangi şehirde, hangi mesafenin ucunda olursa olsun, biz bu koca deryanın içinde çoktan bir olduk, birbirimize karıştık. Ve ben, o mucizevi gün gelip de sana gerçekten, bütün varlığımla sarılacağım o ana kadar; iliklerimi eriten, beni bir deryaya çeviren bu devasa hasrete, sadece seni bu dünyadaki her şeyden daha çok sevdiğim için göğüs gereceğim. Asla tükenmeyecek, hiçbir mesafeye yenilmeyecek bu sonsuz sevdayla, bütün ruhum sana emanet. Seni her şeyden, herkesten, kavuşamadığımız her günden çok daha fazla seviyorum.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.