Bir Kalbin Teslimiyet Defteri
ÜSTAD KENAN KUZUCUDAN GECENİN GÜZELLİĞİNE SESLENİŞ
Ben seni ilk gün sevdim.
Daha adını doğru dürüst bilmezken, yüzünü tam seçemezken…
İçimde tuhaf bir tanıdıklık vardı, sanki çok önceden kaybettiğim bir şeyi bulmuş gibiydim.
İnsan bazen birine bakar ve der ki: “Ben seni bir yerden tanıyorum.”
İşte ben seni oradan sevdim… hatırlayamadığım bir yerden, ama kalbimin bildiği bir yerden.
Ben seni ilk sesini duyduğumda sevdim.
Sözlerin ne anlattığından önce, sesinin bende bıraktığı sızıdan…
İnsan her sesi duymaz, bazı sesler insana dokunur.
Seninki dokundu.
O an anladım; bu ses bir gün susarsa, içimde bir şey hep eksik kalacak.
Ben seni güçlü olduğun zamanlarda değil,
yorgun olduğun anları düşündüğümde daha çok sevdim.
Kimseye belli etmeden dayandığın şeyleri,
“önemli değil” deyip içine attığın cümleleri,
gülüşünün arkasına sakladığın kırıkları sevdim.
Çünkü herkes mutlu hâline âşık olur insanın…
ama ben senin yaralarını da sahiplendim,
daha görmeden, daha dokunmadan.
Biliyor musun,
insan bazen birini sevmekle kalmaz… ona alışır.
Onsuz kurduğu cümleler yarım kalır,
onsuz düşündüğü gelecek eksik görünür.
Ben seni öyle bir yere koydum ki kalbimde,
git desen de eşyalarını toplayamazsın oradan…
çünkü sen eşya gibi değil, nefes gibi duruyorsun içimde.
Sana anlatamadığım o kadar çok şey var ki…
Sustum diye unuttuğumu sandın belki,
ama insan sustuğu şeyleri kalbinde daha çok büyütür.
Ben sana söyleyemediklerimi gecelere anlattım,
duvarlara, yastığa, yoldaki ışıklara…
Herkes duydu, bir sen duymadın.
Bazen çok şey beklemedim senden, inan…
Bir “buradayım” deseydin yeterdi,
bir “yoruldun mu” deseydin, dünyayı sırtımdan indirirdim.
İnsan sevilirken büyümüyor,
anlaşıldığında güçleniyor.
Ve ben…
sana kızdığım zamanlarda bile içimden bir parça seni korudu.
“Hak etmedi” dedi bana kalbim,
“o bilerek kırmadı” dedi,
“o da kendi savaşını veriyor” dedi.
İşte en tehlikeli sevgi bu galiba…
Seni inciteni bile savunacak kadar bağlanmak.
Şimdi düşün…
bir insan, seni düşünmeden kaç gün geçirebilir?
Ben saymayı bıraktım.
Çünkü her gün bir şekilde adın değiyor aklıma,
ya bir şarkıda, ya bir sokakta, ya da hiçbir sebep yokken kalbimin ortasında.
Beni en çok ne korkutuyor biliyor musun?
Bir gün seni düşünmeden uyanmak değil…
Seni düşünerek uyanıp, sana ulaşamamak.
Ben senden mucize istemedim,
mükemmel olmanı hiç istemedim.
Sadece gerçek ol, benimle kal, yalan olma yeter dedim.
Çünkü bu dünyada her şey yalan olabilir de,
sevdiğim insan bana yalan olmasın istedim.
Eğer bir gün “neden bu kadar sevdin” diye sorarsan…
sana uzun uzun anlatamam.
Çünkü bazı sevgiler sebep istemez.
Kalp bazen sadece “işte bu” der…
ve insan bütün mantığını orada bırakır.
Ben seni ilk gün sevdim…
ve bazı sevgiler vardır ya,
üzerinden zaman geçtikçe geçmez,
tam tersine derine iner, sessizleşir ama kök salar.
Benimki öyle oldu.
Şimdi bu satırları okurken kalbin biraz sıkışıyorsa,
bil ki bu kelimeler sana ağır gelmek için değil,
sana ne kadar gerçek olduğunu hatırlatmak için yazıldı.
Çünkü bu dünyada herkes birilerini sever…
ama herkes böyle yanarak sevemez.
Ben yanmayı seçtim.
Sessizce, gururumu da alıp yanıma…
ama sevgimden vazgeçmedim.
Ama bilmeni isterim…
Ben seni severken hep sessiz tarafı seçtim.
Bağırmadım, kimseye anlatmadım, gösterişe sarmadım bu sevgiyi.
Çünkü bazı duygular vitrine konmaz,
bazı sevgiler sadece kalpte taşınır,
ve en ağır yükler en sessiz omuzlarda durur.
Bazen sana bir şey söylemek isterken vazgeçtim.
“Şimdi zamanı değil” dedim,
“zaten yorgun, zaten kafası dolu” dedim.
Kendimden kıstım, senden korudum.
Ama insan kendi duygularını susturunca,
geceler daha gürültülü oluyor zümrüt gözlüm…
uyku gelmiyor, kalp susmuyor.
Ben sana gelmek isterken hep kendime çarptım.
Gurur diye bir duvar var ya,
insanı en sevdiğinden bile uzak tutan…
işte ona çarpa çarpa kanattım içimi.
Çünkü sevmek kolaydı,
ama “sana ihtiyacım var” demek cesaret istiyordu.
Belki de en çok buna kırıldım…
senin bana bilerek değil ama farkında olmadan uzak kalmana.
İnsan bazen sevilmediği için değil,
sevilip hissedilmediği için yoruluyor.
Ben senin hayatında küçük bir detay olmak istemedim.
Arada hatırlanan, canı sıkılınca yazılan,
boşlukta akla gelen biri olmak istemedim.
Kalbinde bir yerim olsun istedim,
adım geçince içinden bir sıcaklık aksın istedim.
Çok mu şey istedim bilmiyorum…
ama kalbim bunu eksik saydı.
Yine de sana kızarken bile dua ettim ben.
“Yolu açık olsun” dedim,
“kimse canını yakmasın” dedim.
Beni kıran kalbi bile başkasının kırmasına razı gelmedim.
Bak bu nasıl bir çelişki, nasıl bir sevgi bilmiyorum…
ama insan sevince mantık izne çıkıyor.
Bazı geceler seni hayalimde karşıma alıp konuştum.
Söyleyemediklerimi söyledim,
ağladım, sustum, güldüm, sarıldım…
Sonra sabah oldu, sen yine orada değildin,
ama kalbim bütün gece seninle konuşmuş gibi yorgundu.
İnsan birine bu kadar alışınca,
hayatı onun etrafında döndürmeye başlıyor fark etmeden.
Bir şarkıyı “sen seversin” diye dinliyor,
bir yeri “sen olsan sevinirdin” diye düşünüyor.
Sonra bir bakıyor, her şeyde sen varsın…
ama sen yokmuşsun.
Biliyor musun,
en çok ne acıtıyor?
İnsanın sevdiği kişiye yabancı gibi davranmak zorunda kalması.
İçinde fırtınalar varken, dışarıda sakin görünmek.
Sana “iyiyim” deyip, sonra arkanı dönünce çöküp kalmak.
Ben senden vazgeçmeyi çok düşündüm.
“Artık yeter” dediğim geceler oldu.
Ama her sabah içimde yine senin adınla uyandım.
İnsan kalbini ikna edemiyor Zümrüt gözlüm…
akıl ne kadar bağırsa da, kalp bildiğini okuyor.
Belki bir gün diye bekledim.
Belki anlarsın, belki hissedersin, belki gelirsin diye…
Ama zaman geçtikçe şunu öğrendim:
Bazı sevgiler kavuşmak için değil,
insana sevmeyi öğretmek için gelirmiş.
Eğer yolun bir gün başkasına düşerse,
bil ki sana beddua etmeyeceğim.
Sadece içimden sessizce şunu diyeceğim:
“Umarım seni benim kadar seven biri çıkar karşına.”
Çünkü insan sevdiğini, mutlu görmek ister…
kendisi olamasa bile.
Ama şunu da saklamayacağım…
Eğer bir gün geri gelirsen,
kapıda hesap sormayacağım, geçmişi masaya dökmeyeceğim.
Sadece gözlerine bakıp şunu soracağım:
“Yoruldun mu?”
Çünkü ben seni suçlamak için değil,
sarmak için sevdim.
Benim sevgim büyük laflar etmedi,
küçük detaylarda yaşadı.
Sessizce bekledi, gizlice üşüdü,
ama hiç terk etmedi kalbini.
Ve eğer bu mektup sana ulaşırsa bir gün,
bil ki yazıldığı anda kalbim hâlâ senin adınla atıyordu.
Bazı duygular zamanla geçmez Zümrüt gözlüm…
sadece daha sessiz sevmeyi öğrenir.
Ben seni ilk gün sevdim…
ve bazı ilkler vardır ki,
sonu olmasa bile, izini ömür boyu taşır insan.
Belki de en zor olan şu:
İnsanın sevdiği kişiyi kaybetmeden, yavaş yavaş yitirmesi.
Hâlâ hayattasın, hâlâ bir yerlerdesin,
ama bana ait olan “biz” her gün biraz daha eksiliyor.
Adın duruyor, hatıralar duruyor, sesin duruyor…
ama dokunabileceğim bir gerçek kalmıyor geriye.
Ben seni kaybetmedim belki,
ama seni yaşayamadım.
Ve inan, bazı kayıplar hiç sahip olamamaktan daha çok yakıyor.
Bazen kendime kızıyorum…
“Niye bu kadar sevdin?” diye.
“Niye bu kadar bağladın kalbini?” diye.
Ama kalbe kızmak kolay değil zümrüt gözlüm ,
çünkü o sadece işini yaptı: sevdi.
Hesap yapmadı, ihtimal düşünmedi,
sonunu sormadan bağlandı.
İnsan kalbini frenleyemiyor işte…
akıl yavaş git diyor, kalp çoktan yola çıkmış oluyor.
Sana dair hayaller kurdum ben, farkında mısın bilmiyorum.
Büyük büyük planlar değil belki ama,
sıradan ama gerçek hayaller…
Aynı sofrada susarak oturmak,
yorgun bir günde omzuna başımı koymak,
“geçti” demeden sadece sarılmak.
İnsanı en çok yoran da bu galiba…
ulaşamayacağı mucizeleri değil,
çok basit şeyleri özlemesi.
Bazen diyorum ki,
belki de yanlış zamanda doğru insandık.
Ya da doğru zamanda yanlış cesaret…
Kim bilir…
Hayat bazen insanları tanıştırıyor ama kavuşturmayı ihmal ediyor.
Ben seni beklerken çok şey öğrendim.
Sabretmeyi, susmayı, içime akmayı…
Güçlü durmayı, kimseye yük olmamayı…
Ama bir şeyi öğrenemedim:
Senden vazgeçmeyi.
Her “tamam, bitti” dediğimde,
kalbim “henüz değil” dedi.
Her gitmeye kalktığımda,
bir parçam geride kaldı.
Belki sen hiç fark etmedin ama
ben seni sevmekten başka bir şey yapmadım bu aralar.
Günler geçti, mevsimler değişti, insanlar geldi geçti…
ama benim içimdeki sen, hep aynı yerde kaldın.
Bazen korkuyorum Zümrüt gözlüm …
ya bu sevgi hiç karşılık bulmadan yaşlanırsa içimde?
Ya bir gün aynaya bakıp
“ben hayatımı bekleyerek mi tükettim” dersem?
Ama sonra düşünüyorum…
Beklemek bile seninle ilgiliyse,
o bile boşa değil gibi geliyor.
Çünkü insan sevdiği şeyi beklerken bile yaşıyor aslında.
Nefesi senin adınla alıyor,
geceleri senin hayalinle sabahlıyor.
Ben senden büyük sözler duymadım,
büyük vaatler almadım.
Ama bazen bir bakış, bir duruş,
insana bir ömür yetecek kadar umut veriyor.
Belki de ben o umuda fazla inandım.
Şunu bil istiyorum…
Eğer bir gün “beni gerçekten seven oldu mu?” diye düşünürsen,
cevabı bu satırlarda gizli.
Ben seni, kendimi ikinci plana atacak kadar sevdim.
Kırıldığım yerde bile seni koruyacak kadar…
Yalnız kaldığım gecelerde bile seni suçlamayacak kadar.
Ama bu da kolay değildi.
Güçlü görünmenin bedeli ağır oluyor bazen.
Kimse bilmez neyle savaştığını,
kimse sormaz neden sustuğunu.
Herkes sadece “dayanıyor” zanneder…
oysa insan içten içe tükenir.
Yine de sana yük olmadım.
Çünkü seni sevmenin, seni yormak olmaması gerektiğine inandım.
Belki de bu yüzden bazı şeyleri hiç öğrenmedin…
ne kadar özlediğimi,
ne kadar zor tuttuğumu kendimi,
ne kadar çok gelmek isteyip gelmediğimi.
Şimdi düşün…
Bir insan, sevilmediğini hissettiği hâlde
neden hâlâ sever?
Çünkü umut, kalbin en inatçı yerinde saklanır.
Ve bazen en küçük ihtimal bile,
koca bir sevgiyi ayakta tutmaya yeter.
Eğer bir gün bu sevgi biterse içimde,
inan bana gürültüyle olmayacak.
Kimse fark etmeyecek.
Sadece daha az düşüneceğim,
daha az hayal kuracağım,
daha az bekleyeceğim.
İnsan bazen sessizce bırakır sevdiğini…
kimse anlamaz, kendisi hariç.
Ama henüz orada değilim.
Hâlâ içimde sana yer açıyorum,
hâlâ kalbim sana doğru çalışıyor.
Belki aklım yoruldu,
ama kalbim hâlâ mesaiye devam ediyor.
Eğer bu mektubun bir yerinde durup nefes aldıysan,
bil ki ben bu satırları yazarken
çoktan boğazım düğümlenmişti.
Çünkü bazı duygular yazıyla hafiflemez,
sadece daha görünür olur.
Ben seni ilk gün sevdim…
ve bazı sevgiler vardır ya,
adını koyamazsın, tarif edemezsin,
sadece yaşarsın.
Benimkisi öyle…
ne gürültülü, ne gösterişli…
ama derin, sadık ve inatçı.
Son olarak şunu söyleyeyim sana,
belki de en gerçek cümle bu olacak:
Ben senden vazgeçmedim…
sadece seni zorlamamayı seçtim.
Çünkü sevgi bazen tutmak değil,
incitmeden uzaktan sevmektir.
Artık saklamayacağım…
yoruldum güçlü görünmekten.
Her şeyi tek başıma taşıyormuş gibi yapmaktan,
seni umursamıyormuş gibi susmaktan,
içimde kopan fırtınaları kimseye belli etmemekten yoruldum.
Gel artık…
yanıma gel demiyorum sadece,
hayatıma gel, kalbime gel, yüküme gel.
Birlikte yorulalım, birlikte susalım,
birlikte toparlanalım istiyorum.
Çünkü insan tek başına güçlü olabilir belki,
ama mutlu olamıyor zümrüt gözlüm …
Mutluluk, paylaşılmadıkça eksik kalıyor.
Gel artık…
bir kahraman gibi değil,
kusursuz biri gibi hiç değil.
Sadece sen olarak gel.
Yorgun, kararsız, kafası karışık hâlinle gel.
Ben seni öyle de sevmeye hazırım.
Bak hâlâ buradayım.
Kapıları kapatmadım, kalbimi taşlamadım.
İçimde sana ayrılmış bir yer var hâlâ,
tozlanmış belki ama kilitli değil.
Belki de sen de korkuyorsun…
bağlanmaktan, yanlış yapmaktan,
birine gerçekten ait olmaktan korkuyorsun.
Ama şunu bil:
Ben sana sahip olmak için çağırmıyorum seni,
yanımda yürümek için çağırıyorum.
Gel artık…
daha neyi bekliyoruz bilmiyorum.
Doğru zamanı mı, doğru cesareti mi,
yoksa daha fazla kaybetmeyi mi?
Hayat bekleyenleri değil, gelenleri hatırlıyor.
Ben sana gelmekten hiç korkmadım aslında,
sadece seni ürkütmekten korktum.
O yüzden sustum, geri durdum, ağırdan aldım.
Ama artık susmak içimi daha çok acıtıyor.
Biliyor musun,
bir insanın hayatına gerçekten girmek için
mükemmel olmasına gerek yok.
Sadece kalpten gelmesi yeter.
Gel artık…
gel de şunu anlayayım:
Bu kalp boşuna mı bekledi,
yoksa gerçekten bir yuvası mı vardı sende?
Eğer gelmezsen de…
inan kızmayacağım.
Ama bil ki, ben elimden geleni yaptım.
Gururumu susturdum, kalbimi konuşturdum.
Daha fazlasını da yapamazdım zaten,
çünkü sevgi dilenmez, sadece davet edilir.
Bu da benim davetim işte…
sade, sessiz ama çok gerçek.
Gel…
çünkü bazı kalpler uzun süre açık kalmaz.
İnsan bir yere kadar bekler,
sonra yavaş yavaş kabullenir.
Ve kabulleniş, umuttan daha sessiz ama daha kalıcıdır.
Ben kabullenmek istemiyorum zümrüt gözlüm …
seni hayatımın “olmamış” hikâyesi yapmak istemiyorum.
Seni “bir zamanlar” diye başlayan cümlelere sıkıştırmak istemiyorum.
Gel de,
bu hikâye yarım kalmasın.
Eğer gelmeye niyetin yoksa bile,
bunu da dürüstçe söyle.
İnsan belirsizliğe, yokluğundan daha zor dayanıyor.
Ya kal, ya git…
ama beni arada bırakma.
Çünkü ben seni sevmekten vazgeçemiyorsam,
en azından beklemekten vazgeçebileyim.
Ama içimde hâlâ küçük bir ses var,
bütün yorgunluğuma rağmen hâlâ diyor ki:
“Belki gelir… belki bu sefer gerçekten gelir…”
İşte ben o sesi susturamıyorum.
O yüzden son kez,
gururu da korkuyu da bir kenara bırakıp söylüyorum:
Gel artık…
geceme gel, sabahıma gel,
yarınıma gel.
Ben buradayım.
Eksik, yorgun, ama seni hâlâ bütün kalbiyle isteyen hâlimle buradayım.
Ve eğer bu çağrı kalbine değerse…
bil ki ben seni,
gelmen için değil,
geldiğinde kalman için sevdim.
Belki de bazı hikâyeler,
ne kadar sevilirse sevilsin,
insanın değil kaderin defterinde yazılıdır.
İnsan kalbiyle ister, kader zamanı ve yolu seçer.
Biz sadece yürürüz…
karşımıza çıkana “nasip” der, geçene “imtihan”.
Ben seni isterken,
kader belki başka bir ders anlatıyordu bana.
Sabretmeyi, kabullenmeyi,
birini çok sevip yine de ona sahip olamamayı…
Çünkü her sevgi kavuşmak zorunda değilmiş,
bazıları insanı büyütmek için gelirmiş.
O yüzden artık şunu biliyorum:
Eğer yollarımız birleşirse, bu benim ısrarım değil,
nasibimizin buluşması olacak.
Eğer birleşmezse de, bu sevgimin eksikliği değil,
kaderin başka bir yere imza atması olacak.
Ben kalbimi sana kapatmadım…
sadece kaderin kapısını zorlamaktan vazgeçtim.
Çünkü nasip, zorla tutulmaz zümrüt gözlüm I,
gelirse sessizce gelir,
gitmesi gerekiyorsa da en çok seveni bile durdurmaz.
Şimdi sana değil, zamana bırakıyorum bu duyguyu.
Zaman bilir…
kim kalmalı, kim geçmeli,
kim iz olmalı, kim yol.
Ben seni kalbimde güzel bir yere koydum.
Ne öfkeyle, ne pişmanlıkla…
şükranla.
Çünkü seni sevmek bana insan olduğumu hatırlattı.
Hâlâ sevebilen bir kalbim olduğunu,
hâlâ bağlanabilen bir ruhum olduğunu…
Eğer bir gün yollarımız yeniden kesişirse,
belki de artık doğru zamanda,
doğru yerde, doğru cesaretle olur.
Ve o zaman ne geçmişi sorgularız,
ne geciken günlere sitem ederiz.
Sadece “demek ki vakti şimdiymiş” deriz.
Ama kesişmezse…
bil ki ben seni kötü anmayacağım.
Adın kalbimde hep sakin bir yerde duracak.
Ne lanet, ne pişmanlık, ne de öfke…
Sadece derin bir “olmadı ama gerçekti” duygusu kalacak.
Çünkü nasip olmayan bir şey,
sevilmemiş sayılmaz.
Sadece yaşanmamış olur.
Ben kaderime kızmıyorum artık.
Belki de bu sevgi,
birlikte olmak için değil,
birbirimizi sevmeyi öğrenmek içindi.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil,
iz bırakmak için gelirmiş.
Ve sen…
bende iz bıraktın.
Şimdi gönlümü teslim ediyorum.
Olursa olur, olmazsa da başım eğik değil.
Çünkü ben kalbimin hakkını verdim.
Sevdim, bekledim, çağırdım, sustum, kabullendim.
Daha fazlası zaten benim gücümün değil,
kaderin yetkisinde.
O yüzden son sözüm ne isyan, ne sitem…
Sadece şükür ve teslimiyet:
Nasipse yollar buluşur,
değilse dualarda anılır.
Ben seni ya hayatımda yaşarım,
ya da kalbimde taşırım.
Her iki hâlde de,
bu sevgi boşa gitmiş sayılmaz.
“Ben seni kendime değil, kaderime emanet ettim;
gelirsen nasibim, gelmezsen imtihanımsın…
ama her hâlükârda, kalbimdeki yerin helal.”
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.