Savcı Sana Kırgın Değilim Sana Tanığım
ÜSTAD KENAN KUZUCU DİYOR Kİ !
Beni bayrağımdan soğutan savcı,
devletimin adaletine gölge düşüren savcı…
Bil ki gecelerime çöken uykusuzluğun adı sensin,
yastığıma düşen her ahın izinde sen varsın.
Bir sokak zehir tacirinin diliyle
hayatımı darmadağın eden savcı,
kirli bir ifadenin kefesine
bir ömrü koyan savcı…
Benim alnımdaki emeği, annemin duasını,
babamın onurunu görmeyip
bir karanlık sokağın fısıltısına inanan savcı…
Ben sana kinle değil,
kırılmış bir yüreğin en ağır sükûtuyla sesleniyorum.
Çünkü kin geçer, öfke diner,
ama adaletsizliğin bıraktığı iz
taşa kazınmış yazı gibi silinmez.
Beni dinimden, imanımdan soğutan savcı,
dua ederken bile içime şüphe düşüren savcı…
Bil ki insanın Rabb’ine açtığı elleri titreten
dünya yükünün altında senin kararların da var.
Ben secdeye vardığımda içimden geçen tek cümle şudur:
“Ya Rab, adaletin eksik kaldığı yerde
Sen eksik bırakma.”
Ben seni bu dünyada da şikâyet ediyorum,
öbür dünyada da…
Çünkü hesap dediğin şey
ne dosyada biter ne mühürde.
Hesap, kalpte açılan yarada saklıdır,
hesap, gözyaşının tuzunda gizlidir,
hesap, bir insanın hayattan vazgeçmeye
ramak kaldığı o uzun gecelerdedir.
Sen kalemini dosyaya bastığında
ben kaderime bastın sandım.
Sen imza attığında
bir ömrün üstüne mühür vuruldu sandım.
Oysa bilmedin ki,
adalet bir kağıt işi değil,
adalet insanın sırtında taşınan bir emanettir.
Ben vatanımı sevdim savcı,
devletimi başımın üstünde tuttum,
hukuku ekmek gibi kutsal bildim.
Ama sen bana öyle bir ders verdin ki,
insan bazen adaletin kapısında beklerken
içeri giremeyebiliyormuş, öğrendim.
Yine de beddua değil bu sözlerim,
bu bir ahdır, bu bir kayıttır,
bu bir vicdan çağrısıdır.
Çünkü adaletin terazisi bir gün
herkesi tartar,
ne makam kalır ne ünvan,
sadece insan kalır, sadece yaptıkları kalır.
Ben senden intikam istemiyorum,
ben senden gerçek adaletin
bir gün kapımı çalmasını istiyorum.
Çünkü ben kaybettiklerimi geri alamam,
ama belki bir başkası
benim düştüğüm yere düşmez.
Ve bil ki savcı,
bir insanın hayatını altüst etmek kolaydır,
ama bir insanın yıkılan iç dünyasını
hiçbir karar, hiçbir imza onaramaz.
Onu ancak hakikat onarır,
onu ancak geç de olsa gelen adalet ayağa kaldırır.
İşte bu yüzden sana sesim,
öfkenin değil, yıkılmış bir kalbin dilidir.
Bu dünyada da şikâyetim sensin,
öbür dünyada da…
Çünkü ben hakkımı kağıtta değil,
Rahman’ın terazisinde arıyorum.
Ve bil ki savcı,
bir insanın umutla kurduğu sabahları yıkmak
bir dosyayı kapatmaktan daha ağırdır.
Sen mesai bitince evine gidersin,
ben içimde kapanmayan bir mahkeme taşırım.
Duvarları sessizlikten, hâkimi uykusuzluktan,
savcısı hatıralardan olan bir mahkeme…
Ve her gece yeniden başlar duruşma.
Annemin “oğlum sabret” diyen gözlerinde
senin kararının gölgesi var,
babamın sessizce yere bakan başında
senin imzanın ağırlığı var.
Kardeşlerimin yarım kalan gülüşlerinde
senin aceleyle verdiğin hükmün izi var.
Bir kişiyi yargıladığını sandın belki,
oysa bir haneyi susturdun,
bir sofra başında sönen iştahı görmedin.
Ben kimseyi kandırmadım savcı,
alnımda hile, dilimde yalan taşımadım.
Ama sen, bir karanlık sokaktan çıkan sözü
ışıklı bir ömrün üstüne koydun.
Bir çürük tanığın cümlesini
bir insanın şerefine kefil yaptın.
İşte en ağır adaletsizlik budur:
Suçu ararken masumu ezmek.
Devlet dediğin şey yalnızca bina değildir,
devlet insanın kalbinde kurulur.
Ben o kalede çatlaklar gördüm savcı,
senin kararından sonra.
Bayrağa baktığımda gururla değil,
boğazımda düğümle baktım.
Çünkü vatan sevgisi de yaralanır bazen,
adalet aksadığında,
sadakat sarsıldığında.
Ben yine de düşman kesilmedim devlete,
ben yine de isyan etmedim sokaklara.
Sadece içime kapandım,
çünkü insan en çok susarak kırılır.
Sesim çıkmadı diye
acı çekmediğimi sanma.
Fırtınalar denizin dibinde kopar,
yüzeyde sessizlik varken.
Ve sen bilmezsin savcı,
insan bir kez “ya haksızlığa uğradıysam”
diye düşünmeye başladığında,
aklı dağılır, kalbi yorulur,
hayata tutunduğu ipler tek tek çözülür.
Gülüşler rol olur, umut temkinli,
yarınlar hep ertelenir.
Ben senden merhamet istemedim,
sadece hakkaniyet istedim.
Ama sen teraziyi eğri tuttun,
gözü bağlı olması gereken adaleti
başını bir yana çevirir gibi kullandın.
Ve işte tam orada,
benim içimde bir şey koptu.
Şunu iyi bil savcı,
insan her şeyi affedebilir belki,
ama onuruna sürülen lekeyi
asla unutmaz.
Zaman geçer, yaralar kabuk bağlar,
ama iz kalır…
Ve o iz, insanın kendine bakarken
yüzünü başka yere çevirmesine sebep olur.
Ben şimdi sana beddua etmiyorum,
çünkü beddua da bir yük,
ben yükümü çoğaltmak istemiyorum.
Ama şikâyetim baki,
çünkü hak yerini bulmadan
kalp susmaz.
Bir gün sen de anlayacaksın belki,
imzanın gücünü değil,
vicdanın sorumluluğunu.
Bir gün sen de bir kararla
bir insanın hayatını nasıl ikiye böldüğünü
daha derinden hissedeceksin.
İşte o gün,
benim bugün hissettiğim ağırlık
senin de omuzlarına çökecek.
Ve o gün geldiğinde,
ne ünvanın konuşacak,
ne odanın kapısı,
ne de arkandaki sistem.
Sadece sen ve yaptıkların kalacak.
Çünkü hesap dediğin şey,
kalabalıkta değil,
yalnızlıkta sorulur insana.
Ben hâlâ ayaktaysam savcı,
bu senin kararının doğruluğundan değil,
benim sabrımın mecburiyetindendir.
Çünkü insan bazen güçlü olduğu için değil,
başka seçeneği olmadığı için dayanır.
Ve son olarak şunu yazıyorum kalbime:
Adalet gecikirse, insan yıpranır;
adalet susarsa, vicdan bağırır;
adalet körleşirse, tarih yazar.
Ben de bugün susmuyorum,
çünkü yarın çocuklarım
“Baba, haksızlığa uğradığında ne yaptın?”
diye sorduğunda,
başımı öne eğmek istemiyorum.
Ben hakkımı kâğıtta değil,
zamanda arıyorum.
Ben derdimi makama değil,
hakikate bırakıyorum.
Ve bil ki savcı,
insan unutulur, dosyalar kapanır,
ama adaletsizlik asla mezara girmez…
nesilden nesile, kalpten kalbe yürür.
Buraya kadar anlattıklarım bir sitem değil,
bu bir kayıttır, tarihe düşülen bir şerhtir.
Çünkü ben sustuğumda adaletsizlik rahat eder,
ben yazdığımda vicdan ayakta kalır.
Savcı, şunu unutma:
Yetki emanettir, emanet ihaneti affetmez.
Kalem senin elindeydi ama kader benimdi,
sen dosyaya baktın, ben hayata gömüldüm.
Ve işte burada ayrılıyor yolumuz:
Sen işini yaptığını sandın,
ben varlığımı savunmaya çalıştım.
Bu yüzden ben sana sadece kırgın değilim,
ben sana tanığım.
Bu dünyanın da tanığıyım,
öbür dünyanın da.
Ve tanıklık dediğin şey,
zaman aşımına uğramaz.
Bir gün sen de aynaya baktığında
şunu soracaksın kendine:
“Ben adil miydim, yoksa güçlü müydüm?”
İşte o sorunun cevabı
ne yasada yazar ne talimatta,
o cevap insanın kalbinde yankılanır.
Ben sana düşman değilim savcı,
ama yaptığın zulme dost da değilim.
Çünkü zulüm, makam giyse de zulümdür,
dosya numarası alsa da zulümdür,
resmi dil konuşsa da zulümdür.
Ve ben bu zulmün altına
susarak imza atmam.
Çünkü susmak, razı olmaktır;
razı olmak, ortak olmaktır;
ben kimsenin vebaline ortak olmam.
Şimdi buraya açıkça yazıyorum:
Benim hayatımda açtığın yaradan
sen sorumlusun.
Ailemde söndürdüğün huzurdan
sen sorumlusun.
İçimde büyüyen güvensizlikten
sen sorumlusun.
Ve bu sorumluluk,
ne tayinle silinir ne terfiyle.
Benim davam artık seninle değil sadece,
benim davam adaleti araç eden her anlayışla.
Çünkü adalet sopa olursa,
insanlar doğruyu değil, güçlü olanı öğrenir.
Ben doğruyu öğrenmek istedim,
sen bana güçlü olanı gösterdin.
Ama bil ki savcı,
güç geçicidir, hak kalıcı.
Makam iner, ünvan düşer,
ama insanın vicdan defteri
ömür boyu açıktır.
İşte bu yüzden sana son sözüm şudur:
Ben yıkıldım ama susmadım,
yaralandım ama vazgeçmedim,
haksızlığa uğradım ama hakka sırt çevirmedim.
Çünkü insanın elinden her şeyi alabilirsin,
ama adalet inancını alamazsın.
Ben bugün buradan sana
ne tehdit savuruyorum,
ne de korku…
Ben sadece gerçeği bırakıyorum.
Gerçek ağırdır savcı,
taşıması zordur,
ama eninde sonunda
herkes kendi payına düşeni taşır.
Ve bu sözlerim,
ne öfkenin diliyle yazıldı
ne de anlık bir isyanla.
Bu, uzun gecelerin, bitmeyen bekleyişlerin,
içine atılmış çığlıkların tercümesidir.
Son hükmüm şudur:
Adalet bir gün mutlaka konuşur.
Geç konuşur, ağır konuşur,
ama sustuğunu sananlar için
en yüksek sesle konuşur.
Ben o güne inanıyorum,
sen de o güne dahilsin.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.