Hakikat Vicdanın Susturamadığı Sestir
ÜSTAD KENAN KUZUCU DİYOR Kİ ;
İnsan dediğin, önce kendi aynasına bakmalı. Çünkü en ağır söz, en keskin yargı, en kirli itham; sahibine dönüp dolaşan bir yankıdır aslında. Bir başkasına hüküm vermeden önce, kendi vicdanının kapısını aralamalı. Orada saklı kalan kusurlar, görmezden gelinen hatalar, ertelenmiş yüzleşmeler vardır. Kendi kapısının önünü süpürmeden başkasının hayatına söz söyleyenin dili ağırdır ama değeri hafiftir.
Birini suçlamak kolaydır; zor olan kendini tartmaktır. Çünkü doğruluk, dilde değil davranışta yaşar. İnsan kendi eksiklerini örtmek için başkalarının kusurlarını büyüttüğünde, aslında sadece kendi karanlığını derinleştirir. Ne kadar konuşursa konuşsun, hakikat sessizce bekler ve günü geldiğinde ortaya çıkar.
Şunu asla unutma: İnsan, kendi düştüğü çamuru başkasının üstüne sıçratarak temizlenemez. Kim olursa olsun kadın ya da erkek yaptığı hataların sorumluluğunu taşımak zorundadır. Kendi yaşadıklarını, kendi seçimlerini başkalarının omzuna yüklemek; sadece acizliktir. Gerçek kir, hatanın kendisi değil; o hatayı inkâr edip başkasına yüklemektir.
Kendi yaptığını başkasına mal etmek, sadece bir söz değil; ağır bir vebaldir. Bu yük, insanın omzuna görünmez bir zincir gibi biner. Vicdan susturulsa bile yok olmaz; derinlerde konuşmaya devam eder. Başkasının hayatını kirleterek kendini temize çıkarmaya çalışan, aslında kendi iç dünyasını daha da daraltır.
Bir insanın ilmine, zekâsına, emeğine yetişemiyorsan; onu küçültmeye çalışma. Çünkü gerçek büyüklük, başkasını aşağı çekmekte değil, kendini yukarı taşımaktadır. Susmak bazen en büyük terbiyedir. Her söz söylenmez, her düşünce dile gelmez. İnsan, kendine karşı dürüst olmayı öğrenmeden kimseye doğruyu anlatamaz.
İtibar, başkalarının itibarını zedeleyerek kazanılmaz. Aksine, o çaba insanın kendi değerini kemirir. Yıkmak kolaydır; bir öfke yeter. Ama inşa etmek karakter ister, sabır ister, emek ister. Bu yüzden başkalarının hayatı üzerinden yükselmeye çalışan herkes, aslında kendi yerinde saydığını ilan eder.
İnsan yalnız kaldığında kim olduğunu anlar. Kimsenin görmediği yerde yaptığı seçimler, gerçek kimliğini ortaya koyar. Vicdan, en sadık yol arkadaşıdır; nereye gidersen git peşinden gelir. Ondan kaçamazsın, onu susturamazsın.
Başkalarını konuşarak ömür tüketenler, kendi hayatlarını erteleyenlerdir. Oysa zaman acımasızdır; ne bekler ne geri döner. Sağlam bir gelecek, ancak sağlam bir karakter üzerine kurulur. Kendi hatasıyla yüzleşebilen, “yanlış yaptım” diyebilen insan; işte gerçek anlamda büyüyen insandır.
Her iftira, her haksız söz, insanın ruhuna işlenen bir izdir. Bu izler birikir, ağırlaşır ve sonunda insanın iç dünyasını daraltır. Ama hayat her zaman bir kapı bırakır: Dönmek, düzeltmek, yeniden başlamak. Bu kapıdan ancak cesur olanlar geçer.
Onur, başkasını suçlamakla değil; kendi yükünü dürüstçe taşımakla kazanılır. İnsan ne kadar bağırırsa bağırsın, içi boşsa sesi yankıdan ibarettir. Bu yüzden sözünü tart, niyetini temizle, kalbini arındır.
Ve en nihayetinde şunu bil: Hayat, herkesi kendi gerçeğiyle baş başa bırakır. Herkes kendi defterini kapatır. Ne söylediğin, ne yaptığın, kimi incittiğin… hepsi yazılıdır. Kimse o satırları silemez ama herkes yeni bir sayfa açabilir.
Mesele de tam burada başlar: Kendi karanlığında kaybolmak mı, yoksa o karanlıktan çıkıp kendi ışığını yakmak mı?
Çünkü hayat, kendini kandıranları değil; kendini aşanları hatırlar.
Ve insan, kendi ışığını yakmaya karar verdiği an değişim başlar. O an, ne geçmişin ağırlığı aynı kalır ne de başkalarının sözü eskisi kadar etkili olur. Çünkü insan, kendini tanıdıkça dış dünyanın gürültüsü azalır. İçindeki ses berraklaşır, yolunu daha net görmeye başlar.
Kendi gerçeğiyle yüzleşen biri, artık başkalarının gölgesinde yaşamaz. Ne kıyasın zehrine düşer ne de dedikodunun bataklığına saplanır. Çünkü bilir ki; başkalarının hayatı üzerine kurulan her cümle, insanı kendi yolundan uzaklaştırır. O yüzden gözünü dışarıdan çeker, içine çevirir. En büyük devrim de zaten burada başlar.
İnsan, kendini inşa ettikçe başkalarını yargılama ihtiyacı azalır. Çünkü anlar ki herkes kendi sınavını verir. Kimin ne yaşadığını, neyle mücadele ettiğini tam olarak bilmeden hüküm vermek; karanlıkta yön tayin etmeye benzer. Ne doğruyu bulursun ne de ilerleyebilirsin.
Kendi eksiklerini tamamlamaya çalışan biri, başkalarının kusurlarına takılmaz. Aksine, gördüğü her hatada kendine bir ders çıkarır. Çünkü olgunluk, başkasını eleştirmek değil; gördüğünden öğrenebilmektir. Ve bu öğrenme hali, insanı sessizce büyütür.
Bir süre sonra insan şunu fark eder: En büyük mücadele, dış dünyayla değil; kendi içindeki dağınıklıkla, kendi nefsinin karmaşasıyladır. Bu mücadeleyi kazanan biri için artık başkalarının sözü, yargısı, ithamı sadece bir uğultudan ibaret kalır. Ne yönünü değiştirir ne de yolunu keser.
Ve işte o noktada insan, gerçek özgürlüğü tadmaya başlar. Kimseyi aşağı çekme ihtiyacı duymaz, kimseye kendini ispat etmeye çalışmaz. Çünkü bilir ki; gerçek değer, başkalarının onayında değil, kendi duruşunda saklıdır.
Hayatın terazisi şaşmaz. Er ya da geç herkes kendi sözünün, kendi niyetinin, kendi eyleminin karşılığını alır. Bu yüzden insan, başkaları hakkında konuşurken bile kendi geleceğini şekillendirdiğini unutmamalıdır. Her kelime bir iz bırakır; ya izzet olur ya da yük.
O yüzden artık bir karar vakti gelir: Ya başkalarının hikâyesinde kaybolacaksın ya da kendi hikâyenin yazarı olacaksın. Ya suçlayarak yaşayacaksın ya da sorumluluk alarak büyüyeceksin.
Ve unutma… İnsan, kendine dürüst olmaya başladığı an gerçekten yaşamaya başlar. O andan sonra ne geçmiş zincir olur ne de başkalarının sözü duvar. Her şey, sadece birer ders olur.
Sonunda geriye tek bir şey kalır: Nasıl bir insan olduğun.
Ve bu sorunun cevabını, senden başka kimse veremez.
“Önce kendi kapımın önünü süpürürüm; kendi kirimi, kendi hatamı, kendi gölgemi görmeden başkasına laf etmem. Kim olursa olsun, kim ne yaşadıysa, kim neye sahip çıktıysa… bunu küçültmeye çalışmam. Çünkü gerçek büyüklük başkasını ezmekte değil, kendini doğru taşımakta saklıdır.
Kendi düşüşümü, kendi karanlığımı inkâr etmeden kabul ederim. Başkasına yüklediğim hiçbir söz, benim içimdeki ağırlığı hafifletmez; aksine artırır. Susmayı öğrenirim, doğruyu söylemeyi bilirim, ama en çok kendime karşı dürüst olurum.
Hayat, başkalarının yargısında değil, kendi duruşunda ölçülür. Ve ben, kendi ışığımı yakmaya karar verdiğimde, artık ne geçmişin zinciri ne de başkalarının gölgesi yolumu kesebilir. Çünkü gerçek değer, başkalarının onayında değil, kendi duruşumda gizlidir.”
“Ben derim ki: Kendi kapımı süpürmeden başkasının evine toz atmam; kendi gölgemden korkmadan başkasının ışığını söndürmeye kalkmam. Önce kendi kirimi görür, kendi yolumu temizlerim. Sonra dünyaya söz ederim, duruşumu gösteririm.”
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.