Hakikatin Geciken Hesabı
ÜSTAD KENAN KUZUCU DİYOR Kİ !
Makamınız batsın, tahtınız batsın, kurduğunuz düzeniniz, sustuğunuz adaletiniz batsın…
Göz göre göre eğip büktüğünüz doğrular, menfaat uğruna sattığınız vicdanlar batsın.
Unutmayın; her yükselişin bir inişi, her saltanatın bir sonu vardır.
Bugün susanlar yarın konuşacak, bugün görmezden gelenler yarın yüzleşecektir.
Zannedersiniz ki güç sizin elinizde, söz sizin dilinizde, kader sizin hükmünüzdedir…
Oysa zaman, en büyük hakemdir. Ve zaman geldiğinde, herkes kendi sessizliğinin yankısını duyar.
Bir gün gelir; ne koltuk kalır, ne unvan, ne alkış…
Sadece yapılanlar kalır, sadece hak ve hakikat.
Ve o gün, kimse kimsenin arkasına saklanamaz.
Ne gölgeler örter gerçeği, ne kalabalıklar kurtarır insanı.
Çünkü en büyük hesap, en mutlak adaletle sorulur.
Ve o gün geldiğinde, herkes kendi hikâyesinin hükmünü kendi yüreğinde bulur.
İşte o vakit, suskunluk bir perde olmaktan çıkar, gerçeğin en yüksek sesi olur.
Her inkâr, kendi içinde çatırdar; her kaçış, kendi duvarına çarpar.
Siz ki bugün gücünüzle yürüdüğünüzü sanırsınız,
Yarın o gücün altında ezilen kendi gölgeniz olacaktır.
Unutulanların, bastırılanların, görmezden gelinenlerin bir hafızası vardır.
Toprak unutur sanırsınız, gökyüzü görmez sanırsınız…
Oysa her şey kaydını tutar; bir bakışın, bir susuşun, bir haksızlığın.
Ve vakit geldiğinde, hiçbir şey eksik kalmaz terazide.
Ne bir söz, ne bir niyet, ne de bir kırgınlık.
O gün ne öfke konuşur ne de kin…
Sadece hakikat durur ortada, çıplak ve sarsılmaz.
İşte o an anlarsınız;
Asıl güç, zulmetmekte değil, adil kalabilmekteymiş.
Asıl zafer, baş eğdirmekte değil, vicdanla ayakta durabilmekteymiş.
Ama bazı hakikatler vardır ki,
Ancak her şey bittikten sonra anlaşılır…
Ve bazı bedeller vardır ki,
Ancak geç kalındığında ödenir.
Ve o gecikmiş fark ediş, en ağır yüktür insanın omzunda…
Ne geri alınır geçen zaman, ne de silinir yapılanlar.
Bir kez kırılan adalet, bin kez anlatılsa da onarılmaz.
Bir kez susulan hakikat, en çok susturanı yaralar.
Siz sustukça büyüdü karanlık,
Siz görmezden geldikçe derinleşti uçurum.
Ve şimdi dönüp baktığınızda,
Kendi kurduğunuz sessizliğin içinde yankılanıyorsunuz.
Sanmayın ki bu sadece bir son…
Bu aynı zamanda bir başlangıçtır.
Çünkü her çöküş, içinde bir uyanış taşır;
Her hesap, yeni bir vicdanın kapısını aralar.
Belki o gün, ilk kez gerçekten görürsünüz.
Güç sandığınız şeyin ne kadar geçici,
Ve hak sandığınız şeyin ne kadar ağır olduğunu…
Ve işte o an,
Ne öfke kalır ne inkâr,
Sadece derin bir yüzleşme…
İnsanın kendisiyle, yaptıklarıyla, sustuklarıyla.
Çünkü en uzun yol,
İnsanın kendi içine yaptığı yolculuktur.
Ve en zor hesap,
Kendi vicdanında verdiği hesaptır.
Ve o yolculuk başladığında, kaçacak hiçbir yer kalmaz…
Ne kalabalıklar gizler insanı, ne de eski alışkanlıklar avutabilir.
Kendi içinin kapısını araladığında anlarsın;
En derin yara, başkasına verdiğin değil,
Kendi ruhunda açtığın boşluktur.
Bir zamanlar görmezden geldiklerin,
Şimdi gözlerinin içine bakar.
Bir zamanlar susturdukların,
Şimdi en yüksek sesin olur içinde.
Ve o ses susmaz artık…
Ne gecede diner ne gündüzde.
Çünkü hakikat, bir kez uyandığında
Asla yeniden uykuya dalamaz.
İşte o an, diz çöker insan kendi gerçeğinin önünde.
Ne gurur kalır, ne kibir, ne de inkârın sahte sığınağı.
Sadece çıplak bir fark ediş,
Ve derin bir pişmanlık…
Ama belki de tam orada başlar gerçek dönüşüm.
Çünkü en karanlık an,
Işığın en yakın olduğu yerdir.
Ve belki de ilk kez,
Bir daha aynı hatayı yapmamak için
Gerçekten öğrenir insan…
Gerçekten değişir.
Gerçekten görür.
Ve işte tam o eşiğin üzerinde,
İnsan ya inkârın son kırıntılarına sarılır
Ya da gerçeğin soğuk ama arındırıcı yüzüne teslim olur.
Siz ki yıllarca kendi sesinizi hakikat sandınız,
Kendi hükmünüzü adalet diye sundunuz…
Şimdi o ses yankıdan ibaret,
O hüküm ise kendi ağırlığı altında ezilen bir gölgedir.
Ne kadar kaçarsanız kaçın,
Ne kadar üzerini örterseniz örtün,
Hakikat sabırlıdır…
Bekler, büyür ve günü geldiğinde
Hiçbir kapıyı çalmadan içeri girer.
Ve o zaman anlarsınız;
Yıkım bir anda olmaz,
İçten içe, sessizce başlar.
Bir yanlışla, bir susuşla, bir göz yummayla…
Sonra birikir, katlanır, büyür
Ve en sonunda, kendi kurduğunuz düzeni kendi ellerinizle yıkarsınız.
Siz sanırsınız ki kazandınız,
Oysa kaybettiklerinizin hesabını tutmadınız hiç.
Vicdanı kaybettiniz,
Güveni kaybettiniz,
İnsanı kaybettiniz…
Ve en sonunda, kendinizi kaybettiniz.
İşte en büyük çöküş budur.
Bir yapının değil,
Bir ruhun çöküşü…
O gün geldiğinde,
Ne unvanlarınız sizi kurtarır
Ne de arkanızda bıraktığınız kalabalıklar.
Herkes dağılır, herkes susar, herkes döner kendi yoluna.
Ve siz, ilk kez yalnız kalırsınız
Kendi yaptıklarınızla baş başa.
İşte o yalnızlık,
Bir ceza değil, bir aynadır.
Ne iseniz onu gösterir,
Ne yaptıysanız onu hatırlatır.
Ve o aynada gördüğünüz şey,
Artık inkâr edemeyeceğiniz kadar açıktır:
Her şey geçer…
Ama yapılan kalır.
Ne bir koltuk sonsuza kadar sürer
Ne de bir güç ebedî olur.
Zaman, en kudretli olanı bile diz çöktürür.
Ve siz…
Bir zamanlar dokunulmaz sandığınız siz…
Şimdi kendi geçmişinizin önünde hesap veren bir gölgeden ibaretsiniz.
İşte o an,
Bütün yollar kapanır, bütün bahaneler tükenir.
Sadece gerçek kalır.
Sadece hesap kalır.
Ve o hesap…
Ne ertelenir, ne unutulur, ne de silinir.
Er ya da geç,
Herkesin kapısını bulur.
Herkesin adını çağırır.
Ve kimse o çağrıya sağır kalamaz.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.