Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Geceye Dokunan Sesleniş Zümrüt Gözlüme Kırılmayan Mektup

GECEYE DOKUNAN SESLENİŞ 

“ZÜMRÜT GÖZLÜME KIRILMAYAN MEKTUP


Ben seni ilk gün sevdim.

Ve bunu söylerken romantik bir cümle kurmuyorum; bir tespiti, bir gerçeği, bir iç hesaplaşmayı söylüyorum.

Çünkü bazı sevgiler sonradan oluşmaz… insanın içine önceden yerleştirilir ve zamanı gelince kendini hatırlatır.


Daha adını doğru dürüst bilmezken, yüzünü tam seçemezken…

İçimde tuhaf bir tanıdıklık vardı.

Sanki bu dünya kurulmadan önce bir yerde karşılaşmışız da sonra birbirimizi kaybetmişiz gibi.

İnsan bazen birine bakar ve “ben seni bir yerden tanıyorum” der ya…

Ben seni oradan sevdim.

Hatırlamadığım ama ruhumun inkâr edemediği bir yerden.


Ben seni ilk sesini duyduğumda sevdim.

Sözlerinin ne anlattığından önce, sesinin bende açtığı boşluktan…

Çünkü bazı sesler bilgi taşımaz, duygu taşır.

Ve bazı sesler insanın içini doldurmaz… içini boşaltır.


Seninki öyleydi.

Bir ses, insanı hem sakinleştirip hem dağıtabilir mi?

Seninki bunu yaptı.


O an anladım:

Bu ses bir gün susarsa, içimde bir şey eksilmeyecek… tamamen kaybolacak.


Ve eksiklik dediğin şey zamanla alışılan bir şey değildir.

Eksiklik, büyüyen bir yokluktur.


Ben seni güçlü olduğun zamanlarda değil,

yorgun olduğun anları düşündüğümde daha çok sevdim.

Çünkü insanın gerçek yüzü güldüğü an değil, sustuğu andır.


Ben senin sustuğun yerleri sevdim.

Kimseye anlatmadığın savaşlarını,

“önemli değil” deyip geçiştirdiğin acılarını,

gülüşünün arkasına sakladığın kırıkları…


Çünkü herkes birinin ışığına âşık olur…

ama ben senin gölgene tutuldum.


İnsan bazen birini sevmekle kalmaz…

ona dönüşür.

Onun yokluğunda bile onunla düşünür, onunla susar, onunla yorulur.


Ben seni öyle bir yere koydum ki kalbimde,

oradan çıkman için gitmen yetmez…

benim kendimi sökmem gerekir.


Sana anlatamadığım o kadar çok şey var ki…

Sustum diye unuttuğumu sandın belki.

Ama insan sustuğu şeyleri unutmaz… çoğaltır.


Ben sana söyleyemediklerimi gecelere anlattım.

Duvarlara, tavanlara, yastığa, yoldaki ışıklara…

Herkes duydu, bir tek sen duymadın.


Bazen senden büyük şeyler istemedim.

Gerçekten istemedim.

Bir “buradayım” yeterdi.

Bir “yoruldun mu” bütün içimi çözerdi.


Ama insan bazen en küçük cümleyi bile duyamaz…

çünkü en çok beklediği yerden gelmiyordur.


Ve ben…

sana kızdığım zamanlarda bile seni savunan bir taraf taşıdım içimde.

“Hak etmediğini bilmiyor” dedi kalbim.

“o da kaybolmuş” dedi.

“o da kendi içinde savaşta” dedi.


İşte en tehlikeli sevgi budur:

Seni kıranı bile anlamlandırmak.


Şimdi dur ve düşün…

Bir insan seni düşünmeden kaç gün yaşayabilir?


Ben saymayı bıraktım.

Çünkü her gün bir şekilde adın düşüyor içime.

Bazen bir şarkının ortasında,

bazen bir sokak lambasının altında,

bazen hiçbir sebep yokken…


Beni en çok ne korkutuyor biliyor musun?

Seni unutmak değil…

seni unutmaya mecbur kalmak.


Ben senden mucize istemedim.

Mükemmel olmanı istemedim.

Sadece gerçek olmanı istedim.

Benimle kalmanı, yalan olmamanı…


Çünkü bu dünyada her şey yalan olabilir…

ama sevdiğim insanın varlığı yalan olmasın istedim.


Eğer bir gün “neden bu kadar sevdin” diye sorarsan…

cevap veremem.

Çünkü bazı sevgiler neden değil, sonuçtur.


Ben seni ilk gün sevdim…

ve bazı sevgiler zamanla azalmaz.

Sessizleşir ama derinleşir.

Bağırmaz ama büyür.


Şimdi bu satırları okurken kalbin sıkışıyorsa…

bil ki bu kelimeler seni yakmak için değil,

sana kendini hatırlatmak için yazıldı.


Ben seni severken hep sessiz tarafı seçtim.

Anlatmadım.

Gösteriş yapmadım.

Kimseye “bak ben seviyorum” demedim.


Çünkü bazı sevgiler gösterilmez… taşınır.


Ama insan kendi sevgisini susturunca…

geceler konuşmaya başlar.

Ve geceler asla susmaz.


Gurur diye bir duvar var ya…

insanı en sevdiğinden bile uzak tutan…

işte ben o duvara defalarca çarptım.


Her çarpışta biraz daha az ben oldum.

Biraz daha çok suskun oldum.

Biraz daha çok içime döndüm.


Çünkü sevmek kolaydı…

ama “sana ihtiyacım var” demek,

insanın kendini çıplak bırakmasıydı.


Belki de en çok buna kırıldım:

senin uzaklığının niyetsiz olmasına ama yine de uzak hissettirmesine.


İnsan bazen sevilmediği için değil…

hissedilmediği için tükeniyor.


Ben senden büyük vaatler istemedim.

Sadece küçük bir varlık istedim.

Bir cümlenin içinde yer almak,

bir düşün içinde unutulmamak…


Ama kalbim bunu hep eksik saydı.


Yine de sana kızarken bile dua ettim.

“İyi olsun” dedim.

“Kimse onu yarım bırakmasın” dedim.

“Kimse onu benim gibi düşünerek yormasın” dedim.


Bu bile bir çelişkiydi…

ama sevgi dediğin zaten çelişkidir.


Bazı geceler seni karşımda hayal ettim.

Konuşmalar yaptım.

Sana söyleyemediklerimi söyledim.

Sonra sustum.

Sonra yine başladım.


Sabah olduğunda sen yoktun…

ama içimdeki konuşma bitmemişti.


Ben seni kaybetmedim belki…

ama yaşayamadım.


Ve bazı şeyler, yaşanmamış olmasına rağmen insanın ömrünü tüketir.


Şimdi sana değil, zamana bırakıyorum.

Çünkü zaman, insanın taşıyamadığı her şeyi ağır ağır çözer.


Eğer bir gün yollarımız kesişirse…

geçmişi açmam.

hesap sormam.

sorgulamam.


Sadece bakarım.

Çünkü bazı hikâyeler konuşarak değil, bakarak anlaşılır.


Ve eğer kesişmezse…

ben yine de seni kötü anmayacağım.


Çünkü sen benim hayatıma bir “olay” gibi değil…

bir “hâl” gibi girdin.


Şimdi biliyorum:

Nasip olmayan şey eksik değildir… sadece başka bir deftere yazılmıştır.


Ben seni ya kaderimde yaşarım…

ya da kalbimde taşırım.


Ama her hâlükârda…

bu sevgi boşa gitmiş sayılmaz.


Çünkü bazı insanlar sahip olunmak için değil,

insanı kendine tanıtmak için gelir.


Ve sen…

bana en çok beni öğrettin.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Geceye Dokunan Sesleniş Zümrüt Gözlüme Kırılmayan Mektup

ÜSTAD KENAN KUZUCU ÜSTAD KENAN KUZUCU