Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Sahte Sevgi Basan Kalpazan Son


Başmüfettiş


Ahmet Müfit Bey, genel müdürlük binasına sabah dokuzu beş geçe girdi.

Beş dakika geç kalmak istememişti. Erken gitmek de istememişti. Erken giden adam telaşını, geç giden adam korkusunu belli ederdi. Dokuz beş, ona göre hâlâ kontrol edilebilir bir gecikmeydi. Elinde çantası vardı. Kravatı düzgündü. Ayakkabısı parlaktı. Yüzünde, geceden kalan hiçbir şey yokmuş gibi duran o eski müfettiş ifadesi.

Oysa bütün gece evde uyumamıştı.

İlknur yatak odasının kapısını kapatmış, Ahmet Müfit Bey salondaki koltukta sabaha kadar oturmuştu. Uyuyamayan adamın yüzünde sabah başka bir gölge olurdu; ama o gölgeyi tıraşla, kolonya kokusuyla, kravat düğümüyle örtmüştü.

Asansör on ikinci kata çıkarken aynalı duvarda kendine baktı. Yüzü hâlâ kullanılabilir görünüyordu. Bu onu biraz rahatlattı.


Genel müdürlük katında sessizlik vardı. Şubeler gibi değildi burası. Şubelerde para insan sesiyle karışırdı; burada para dosya olur, imza olur, talimat olur, sessizce yer değiştirirdi. Koridorda yürürken halının ayak sesini yutması hoşuna gitmedi.

Sekreter ayağa kalktı.

“Asaf Bey sizi bekliyor Ahmet Bey.”

“Teşekkür ederim.”

Kapı açıldı.

Genel Müdür Asaf Çifçioğlu masasının arkasında oturuyordu. Büyük konuşan adamlardan değildi. Odasında gereksiz süs yoktu. Duvara asılmış birkaç tablo, ağır bir masa, düzenli dosyalar, camın önünde bakımlı bir bitki. Ne fazla sıcak ne fazla soğuk. Tam kararında. Böyle odalarda insan kendini ya güvende hissederdi ya da çoktan kaybetmiş.


Asaf Bey ayağa kalkmadı.

“Gel Ahmet Bey,” dedi. “Otur.”

Ahmet Müfit Bey oturdu. Çantasını dizinin yanına koydu. Ellerini masanın üstüne değil, kucağına bıraktı. Ellerin nerede durduğu önemliydi. Masanın üstüne konan el savunmaya hazır; kucakta duran el ise hâlâ nezaket taklidi yapabilirdi.

Asaf Bey bir süre konuşmadı. Sessizlik, odanın en pahalı eşyası gibi duruyordu. Sonra masanın solundaki ilk dosyayı aldı.

“Nesrin Hanım,” dedi.

Ahmet Müfit Bey’in yüzündeki damarların içinden ince bir soğukluk geçti. İsmin bu odada duyulacağını beklemiyordu. En azından bu kadar çabuk beklemiyordu. Asaf Bey dosyayı açtı.

“Eski şube teftişi. İlişki. Sonra hakkında hazırlanan dosya. İşten çıkarma süreci. Mesajlar. Tehdit imaları. ‘Dosyan hâlâ kapanmadı.’ ‘Kendini yakma.’ ‘Beni zorlarsan seni kimse kurtaramaz.’ Bunlar sana tanıdık geliyor mu?”

Ahmet Müfit Bey boğazını temizledi.

“Asaf Bey, yıllar önceki kırgın bir personel meselesi. Biliyorsunuz, bazen insanlar işten ayrıldıktan sonra…”

Asaf Bey elini kaldırdı.

“Ben sana savunma hakkı vermedim. Sadece tanıdık geliyor mu diye sordum.”

Ahmet Bey sustu.

Bu kötüydü. Asaf Bey’in cümleleri kısa ve işlevliydi. Kısa cümle, karşısındakine süre bırakmazdı.

İkinci dosyayı aldı.

“Semra Hanım.”

Ahmet Müfit Bey’in gözleri dosyaya kaydı. Kendi adıyla Semra’nın adı aynı odada yan yana gelince, önceki gece otel koridorundaki sarı ışık bir an zihninden geçti.

Asaf Bey birkaç çıktı koydu masaya. Mesaj ekranları. Saatler. Otel adı. Ardından Semra’nın verdiği dosyalar.

“Semra Hanım bana Necati Ayvazoğlu Şubesi’yle ilgili bazı evraklar verdi. Senin rapor taslağınla kıyasladım. İlginç bir fark var.”


Ahmet Müfit Bey konuşmadı.

“Semra’nın verdiği belgeler Necati’yi merkeze koyuyor. Senin raporun Mustafa’yı ağırlaştırıyor, Aysun’u gri alana çekiyor, Necati’yi yönetimsel zafiyete indiriyor. Neden?”

Ahmet Müfit Bey bu soruya hazırlanabilirdi. Normal şartlarda hazırlanırdı. Ama aynı masada Nesrin, Semra, rapor ve Asaf’ın sakinliği durunca cümlelerin sırası bozuldu.

“Rapor taslaktı,” dedi. “Nihai değerlendirme değildi. Ben şubenin genel dengesini…”

“Denge,” dedi Asaf Bey.

Kelimeyi aldı, masaya koydu sanki.

“Güzel kelime. Kimseyi doğrudan suçlamaz. Ama herkesi biraz yerinden eder.”

Ahmet Müfit Bey sustu.

Asaf Bey üçüncü dosyayı aldı.

“İlknur Hanım.”

Bu kez Ahmet’in göz kapakları istemsizce indi çıktı. Kısa bir yenilgi. Asaf Bey gördü.

“Eşin bana bazı mesaj fotoğrafları gönderdi. Semra’yla olan yazışmalarını. Nesrin’in ona gönderdiği bazı belgeleri. Belli ki evde de dosya açılmış.”

Ahmet Müfit Bey’in içinden bir öfke yükseldi. İlknur’a değil yalnız; kendi telefonuna, şifreye, ekrana, fotoğraf denen şeyin bu kadar kolay çoğalmasına. Cümleler artık kendi ağzından çıkıp kendi aleyhine belge oluyordu.


Asaf Bey dosyaları sırayla masaya dizdi. Nesrin. Semra. İlknur. Necati Ayvazoğlu Şubesi. Rapor taslağı. Eski şube notları. Disiplin kayıtları. Gayri resmî duyumlar. Sonra en alta ince bir zarf koydu. Ahmet Müfit Bey o zarfı görünce ilk kez gerçekten korktu. Çünkü zarfların biçimi tanıdıktı. İçinde para olmasa bile para kokardı.

Asaf Bey zarfı açmadı.

“Necati’den para aldın mı?” dedi.

Oda daraldı.

Ahmet Müfit Bey’in zihni hızlı çalıştı. İnkâr edebilirdi. Şaşırmış görünebilirdi. Öfkelenebilirdi. Hakaret sayabilirdi. “Asaf Bey, bu nasıl itham?” diyebilirdi. Ama Asaf’ın yüzü itham eden bir adamın yüzü değildi. Daha kötüydü: bilen ama kanıtı tartan adamın yüzüydü.

“Hayır,” dedi Ahmet Müfit.

Cümle kuru çıktı. Fazla kuru. Asaf Bey başını salladı.

“Belki doğrudan ispatlanır, belki ispatlanmaz. Ama raporun kokusu var Ahmet Bey. Rapor, Necati’yi korumak için fazla akıllı yazılmış. Mustafa’yı yakıyor. Aysun’u kirletiyor. Semra’yı dışarıda bırakıyor. Necati’yi merkeze çekiyor. Bu kadar ince bir dağılım bedelsiz yapılmaz.”

Ahmet Müfit Bey ilk kez masasındaki dosyalara değil, Asaf Bey’in eline baktı. Genel müdürün parmakları sakindi. Dosyalara dokunurken acele etmiyordu. Bu, dosyaların onu korkutmadığını gösteriyordu.

“Asaf Bey,” dedi Ahmet, sesini toparlayarak, “bütün bunlar farklı yönlerden gelen, bağlamı tartışmalı iddialar. Ben yıllardır bu kuruma hizmet ettim. Hatalı değerlendirme yapmış olabilirim. Ama benim niyetim daima kurumu korumak oldu.”

Asaf Bey hafifçe gülümsedi.

“Kurum.”

Kelimeyi de masaya koydu.

“Sen bütün büyük kelimeleri iyi kullanıyorsun Ahmet. Kurum. Güven. Vatan. Sevgi. Merhamet. Emanet. Hakkaniyet. Bunların hepsi sende hazır duruyor. Hangi kapı kapanırsa ona uygun kelimeyi çıkarıyorsun.”

Ahmet Müfit Bey’in yüzünde bir şey kımıldadı. Bu, iltifat değildi. Asaf devam etti:

“Ben bankacılıkta iki tür adam gördüm. Birincisi para çalar. Acemidir. İkincisi değeri çalar. Daha tehlikelidir. Çünkü parayı zimmete geçireni bulursun; değeri zimmete geçireni herkes bir süre iyi insan sanır.”

Ahmet Müfit Bey susuyordu.


Aforizmayı Ahmet Müfit kurmalıydı. Ama o an Asaf’ın cümlesi keskinleşmişti. Yine de Asaf bunu süs için söylemiyordu; dosya hükmü gibi söylüyordu. Bu yüzden vaaz değil, karar kokuyordu.

“Asaf Bey,” dedi Ahmet, “benimle ilgili ne yapılacaksa kurum prosedürü bellidir.”

Asaf Bey arkasına yaslandı.

“Prosedür.”

Sonra dosyaları kapatmaya başladı.

Ahmet Müfit Bey’in içinde küçük bir çökme oldu. İşte şimdi geliyordu. Açığa alma. Disiplin. Belki suç duyurusu. İlknur gitmişti. Nesrin dosya göndermişti. Semra konuşmuştu. Necati, Mustafa, Aysun, rapor. Her şey aynı masadaydı. Bitti.

Bu kez gerçekten bitti.


Asaf Bey çekmecesinden başka bir dosya çıkardı. Temiz, yeni, üzerinde kırmızı kaşe bulunan bir yazı.

Ahmet Müfit Bey yazının başlığını göremedi.

Asaf dosyayı ona doğru çevirdi.

Görevlendirme Onayı

Altındaki satırda unvan yazıyordu:

Başmüfettiş

Ahmet Müfit Bey önce okumakta hata yaptığını sandı.

Sonra tekrar baktı.

Başmüfettiş.

Odada birkaç saniye hiçbir şey duymadı. Kendi nefesini bile.

“Asaf Bey…” dedi.

“Terfi ettiriliyorsun,” dedi Asaf Çifçioğlu. “Tebrik ederim.”

Bu cümlenin içinde tebrik yoktu.

Ahmet Müfit Bey’in zihni boşaldı. İnsan düşeceği yere hazırlanır; yükseltilince de düşmüş olabilir. Bunu o an anladı.

“Anlamadım,” dedi.

“Aslında anladın. Ama duymak istiyorsun.”


Asaf Bey dosyalara dokundu.

“Sen açıkları iyi okuyorsun. İnsanların nereden kırıldığını, kimin neyi sakladığını, hangi dosyanın hangi cümleyle yumuşayacağını biliyorsun. Necati’yi kafesledin. Mustafa’yı sürdün. Aysun’u kararttın. Semra’dan bilgi aldın. Nesrin’i yıllarca susturdun. Eşine bile aynı cümleleri farklı ambalajla verdin. İğrenç mi? Evet. Kullanışlı mı? Fazlasıyla.”

Ahmet Müfit Bey’in midesi bulandı. Ama yüzü hâlâ duruyordu.

Asaf devam etti:

“Bu kurumun temiz işlerini herkes yapar Ahmet. Kirli işleri yapacak adam lazım. Ama başıboş kirli adam olmaz. Başıboş kirli adam kurumu da yakar. Kafeste tutulan kirli adam ise işe yarar.”

Ahmet Müfit Bey ilk kez Necati Ayvazoğlu’nu düşündü.

Ona söylediği cümle kulağında döndü:

“Her dosyanın bir ağırlığı vardır.”

Şimdi kendi dosyasının ağırlığı Asaf’ın masasındaydı.

“Asaf Bey,” dedi, “beni tehdit mi ediyorsunuz?”

Asaf Bey sakince baktı.

“Hayır. Görevlendiriyorum.”

“Bu dosyalar?”

“Bende kalacak.”

“Ya iç denetim? Nesrin? Semra? İlknur?”

“Asıl meseleleri ayrı ayrı yöneteceğiz. Nesrin’in dosyası hukuk biriminde ağır ilerler. Semra korunur ama konuşacağı yerleri ben belirlerim. İlknur senin kişisel meselen. Rapor ise revize edilir. Necati merkeze çekilecek. Mustafa ve bazı alt imzalar disipline gidecek. Aysun’u fazla yakmayacağız; şikâyetçi personeli tamamen ezmek kötü görüntü verir. Ama kahraman da yapmayacağız.”


Ahmet Müfit Bey dinledi.

Bu cümlelerde kendi yöntemini duydu. Daha büyük, daha soğuk, daha kurumsal bir ağızdan. Asaf Çifçioğlu, dosyayı dağıtıyor, suçun ağırlığını bölüyor, insanları yerlerine koyuyor, ateşi kontrol ediyordu.

Ahmet Müfit’in içinden bir şey geçti. Hayranlık mı, nefret mi, korku mu ayırt edemedi.

“Ben kabul etmezsem?” dedi.

Asaf Bey ilk kez tam gülümsedi.

“O zaman bu dosyalar kabul eder.”

Sessizlik.


Ahmet Müfit Bey önündeki görevlendirme yazısına baktı. Başmüfettişlik. Yıllarca istediği, hak ettiğini düşündüğü, kendisine yakıştırdığı unvan. Ama şimdi unvan değil, tasma gibi duruyordu. Üstünde altın harflerle yazılmış bir tasma.

Asaf Bey kalemi ona uzattı.

“İmzala.”

Ahmet Müfit Bey kalemi aldı.

Elinin titrememesine sevindi. Hâlâ bazı şeyleri kontrol edebiliyordu. İmza atarken düşündü: Necati de zarfı verirken böyle hissetmiş miydi? Kurtulduğunu sanıp daha derin bir borca mı girmişti?

İmzasını attı.

Asaf dosyayı aldı.

“Bugünden sonra bazı özel incelemeler sana gelecek. Resmî tarafı temiz, gerisi bana bağlı. Kimin ne kadar yanacağını, kimin ne kadar korunacağını iyi ayarlayacaksın. Zaten bu konuda yeteneklisin.”

Ahmet Müfit Bey cevap vermedi.

Asaf Bey ayağa kalktı. Görüşmenin bittiğini böyle bildirdi.

“Bir şey daha,” dedi.

Ahmet kapıya yönelmişti, durdu.

“Cümlelerini dikkatli kullan. Fazla tedavülde kalan banknot yakalanır.”

Ahmet Müfit Bey başını hafifçe eğdi.

Odadan çıktı.

Sekreter ayağa kalktı.

“Tebrik ederim Ahmet Bey. Hayırlı olsun.”

Koridorda iki kişi daha elini sıktı.

“Başmüfettişlik yakıştı Ahmet Bey.”

“Allah utandırmasın.”

“Çok sevindik.”

Ahmet Müfit Bey hepsine gülümsedi. Tebrikleri kabul etti. El sıkıştı. Başını salladı. Cümleler kurdu.

“Teveccühünüz.”

“Kurumumuz için hayırlısı.”

“Daha büyük sorumluluk.”

“İnsana ve kuruma hizmet.”

Kelimeler ağzından çıktı. Hâlâ çalışıyordu.


Asansöre bindiğinde aynalı duvarda kendine baktı. Yüzü yine yerindeydi. Kravatı düzgündü. Unvanı büyümüştü. Ama içinde bir şey küçülmemişti; tam tersine, bir kafes gibi genişlemişti. Kafes büyüyünce özgürlük sanılırdı. Ahmet Müfit Bey bunu ilk kez kendi bedeninde anladı.

Telefonu titredi.

İlknur’dan mesaj gelmişti:

“Avukat bugün seni arayacak.”

Bir başka mesaj.

Semra’dan:

“Genel müdürle konuştum. Artık bana yazmayın.”

Bir süre sonra Nesrin’den:

“Dosyayı gönderdim. Bu kez susmayacağım.”

Ahmet Müfit Bey üç mesaja da cevap vermedi.

Asansör zemin kata indi.

Kapılar açıldı.

Genel müdürlük binasının geniş lobisinde insanlar koşuşturuyordu. Kimse onun ceza aldığını bilmiyordu. Herkes terfi ettiğini sanacaktı. Belki gerçekten terfi etmişti. Belki ceza da böyle bir şeydi: insanın düşürülmeden kullanılması.


Dışarı çıktı.

Hava soğuktu.

Çantasını sıkıca tuttu. İçinde artık kendi dosyası yoktu; o dosya yukarıda kalmıştı. Asaf Çifçioğlu’nun masasının çekmecesinde. Gerektiği gün çıkarılmak üzere. Tıpkı Ahmet’in başkaları için tuttuğu dosyalar gibi.

Merdivenlerden inerken telefonunu açtı. Yeni unvanını bildiren kurum içi e-posta düşmüştü:

Başmüfettiş Ahmet Müfit Bey’e yeni görevinde başarılar dileriz.

Altında genel müdürlük logosu.

Resmî dil.

Temiz cümle.

Soğuk mühür.


Ahmet Müfit Bey ekrana baktı.

Sonra gülümsedi.

Gülümseme, yüzünde kaldı ama kendisine ait değildi.

-Bitti-

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sahte Sevgi Basan Kalpazan Son

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ