Deprem
"Depremlerde kaybettiğimiz yitip giden canlarımıza ithafen mekanları cenneti âlâ olsun."
Toprağı kan tuttu,
yetim bir sabahın açık alnından.
Gözler ışığa küsünce
ışıklar kendi canına çekilince;
ne lamba lamba kaldı,
ne pencere pencere.
Bir anda her şey
görünmekten utanan burun gibi
simsiyah bir peçenin altında kaldı.
işte öylece…
Gök kızına ağladı,
yer oğluna.
Geride kalanlar halkına.
Yarısı dua, yarısı taş,
yarısı isim, yarısı kopuş yarısı baş.
Kalem kaderine kırık.
Mürekkep vakte,
enkaz, içindeki yaşamla olan akte.
işte öylece…
Bir harf yerinden oynar ya hani;
bütün alfabe öksüz kalır.
Bir ev çöker ya hani;
yalnız duvar değil,
evin içinde “yarın” diye bırakılmış
bütün cümleler yarım kalır.
Sarılınca soğur mu gözyaşların?
Acının ilk huyu donmak,
Buz keser insan faydasız ruha dokunmak.
Sonra ısınır toprak;
altında kalan son nefeslerin,
son bakışların,
son “buradayım”ların
avuçta taşınamayacak kadar ağır sıcaklığıyla…
işte öylece…
Göz kaderine yenik;
Bakış dediğin
molozlardan sızan tozlu bir delik
boynu vurulmuş bir kuş gibi
sıkışan bacaklardan
kan iner
küflü demirler sırıtır
beton gözenekler ardından.
Dualar haykırmadadır.
Gözler yukarı bakmadadır.
Umutlar savruk.
Yürekler yıkılmıştır.
Ve gök de yer kadar kırılmıştır.
“Geçecek” diyemez kimse;
geçmek zamana ait bir fiil olmaktan çıkmıştır.
Duvarlar sesini yitirir,
Ev yalnız çatısından değil,
hatırasından da geri çekilir.
Bir fincanın kulpu,
bir çocuğun uykusu insanlığını afallatabilir.
Bir yastık, başını kaybetmiş,
Bir nabız, bedeninde gerilir.
yarı açık dolapların kapağı,
Yarı kırık bebeklerin yatağı
birazdan usulca gelecek
örtüyü düzeltecekmiş gibi bekler
Beyhude… Yüzlerde beton karası
yığınların içinden çıkar kan içinde anası.
işte öylece…
Bir terlik eşini arar.
Bir oyuncak araba,
oynanacağı çocuğu beklerken
çığlıkların ortasında kalır.
Dinmez kimsenin yarası
Sahiden
eşyalar insanlardan sonra da ağlar mı?
çarpık duran sandalye,
sırları dökük çatlamış ayna,
çerçevesinden düşen fotoğraftaki abla,
Mahir bir elin izi durur bardakta,
naftalin kokusuna tam doyamamış çeyizler bekler dolapta,
yastığın kıyısında saç teli,
kapının ardına sıkışmış son telaş.
yıkılan tuğla değil aslında…
Hepsi birden
evin altında.
işte öylece…
Babalar omuzlarını taşa çevirir o gün.
Anneler dualarını avuçlarına alır.
İnsanlar birbirinin adını
can taşıyan bir ipmiş gibi
sıkı sıkı çeker karanlığın içinden.
Bir ses
başka bir sese ulaşsın diye
yüzlerce boğaz kendini yırtar en derinden.
Melekler yorulur,
insanlar diz çöker,
toprak acı iniltileri dinler o gün.
Her ağızdan başka bir isim düşer yere
her isim
bir ocağın yıkılan duvarına
yazılır yeniden.
işte öylece…
İnsanın altındaki “yer durur” duygusu çöker.
Yeri yer olmaktan,
göğü gök olmaktan çıkarır.
Bir an gelir
hepimiz
kırığın içinde kalmış çaresiz çocuklara döneriz;
birbirine karışır gündüz ve gece
tozla iman arasına sıkışır her hece.
Kalem kaderine kırık dedim ya!
İnsanın kendine kurduğu evren kırılır.
Akşamın geçeceğine,
sabahın geleceğine,
yatağın akşamdan sabaha aynı yerde kalacağına,
bir lambanın aynı düğmeyle yanacağına,
bir duvarın sessizce kendini taşıyacağına
o eski, o tembel, o insanî inanış kırılır.
İnsanın yeryüzüne duyduğu güven kırılır.
her şey biraz daha emanet,
biraz daha,
mucize.
işte öylece…
insanın insana uzanan eli.
Bir başka ele değdiğinde,
göz
bir başka gözü enkazda beklediğinde,
Sevgili
sevdiğini kendi adı gibi söylediğinde,
Bir çocuk
tozun içinde sevdiğinde annesini.
Bir parça ekmek,
bir yudum su,
bir battaniye,
bir “buradayım”
yeniden kurdu yeryüzünün kırık cümlesini.
işte öylece…
Toprak
Kan tuttu,
gözyaşı emdi,
üstündeki,
ayak izini unuttu belki de
ama insan şehirleri yeniden yaparken
aynı yere kurmadı.
sönmüş ışıkları,
yere düşmüş bakışları,
sarılınca soğuyan gözyaşlarını
Unutmadı.
işte böylece…
İşte bu yüzden dünya
yeniden dönebildi biraz.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.