Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Anlam Dahiliyesi


Sabah polikliniği açtım.

Kapıda kelimeler bekliyor.


İlk sırada korku;

yakası ilikli,

avuçları soğuk,

göz bebeklerinde

kaçacak yer bulamayan küçük siyah pareler.


Tansiyonunu ölçtüm.

Bileğine manşonu sardım;

civa birden fırladı yukarı,

camın içinde

kırmızı bir asansör barı.


Dilini çıkar dedim;

dil değil,

ince bıçak gölgesi.


Termometre kırka dayandı.

Şurup verdim hapşırdı;

ölçeğin dibinde

mor bir serinlik vardı.

Sonra biraz su içti.

Omuzları indi.

Korkmaktan vazgeçdi;


Reçeteye yazdım.

Korku:

sabah akşam üç damla ürperti,

aç karnına,

yalnız kalınca.


Sonra öfke girdi içeri.

Kapıyı çalmadı;

menteşeleri dişleriyle açtı.


Ateşi yüksekti.

Damarlarında kan değil,

kırmızı kıvılcım tortusu dolaşıyordu.

Stetoskopu göğsüne koydum.

Kalbi atmıyordu;

içerde küçük bir kemirici

durmadan körüğe basıyordu.


Kan tahlili istedim.

Tüpte

barut çöktü dibe,

üstünde koyu bir haklılık tabakası.

Ateş düşürücü vermedim.

Yangınlar söndürülünce

kül değil, kırgınlıklar kalır dedim.

Damar yolundan

azıcık serin akıl verdim,

dil köküne

ince bir sabır spreyi sıktım.


Reçeteye yazdım:

Öfke:

tok karnına bir tablet itiraz,

günde bir kez,

haksızlık görünce.


Üçüncü hasta hasretti.

Bekleme salonunda oturmamış;

sandalyenin az ötesinde

kendi boşluğuna yaslanmış.


Akciğer filmini çektim.

Temiz çıktı.

Ama sol göğsünün arkasında

ipini koparmış küçük bir iskele vardı;

deniz yoktu,

giden gemilerin yası duruyordu.


Oksijen maskesi taktım.

Nefes aldı;

can buğulandı.

Hasretin hastalığı ciğerde değildir.

Nabzı, uzakta atan bir kapı eşiğindedir.


Reçeteye yazdım:

Hasret:

gece yatmadan önce bir ölçek bekleyiş,

suya karıştırılmayacak,

gözün arkasında eritilecek.


Ardından yalan geldi.

Üstünde üç ayrı gömlek,

üçü de başka bedende bellek.

Göz bebekleri

aynı anda iki pencereye bakıyor estek köstek.


Dil basacağıyla bastırdım.

Boğazında

kurumuş benlik kırıkları.

Boğaz kültürü aldım.

Sonuç öğleden sonra çıktı:


Utanç bakterisi: pozitif.

Cildine merhem sürmedim.

Lekeleri tamamen silinirse

kimse eski rengini hatırlayamaz sonra dedim.

Yalnız dil altına

yarım mahcubiyet koydum.

Yalan biraz eridi,

sonra yüz kızardı.


Reçeteye yazdım:

Yalan:

gece yatmadan önce

dil altında yarım mahcubiyet,

üzerine su içilmeyecek.


Sonra umut geldi.

Çok zayıftı.

Ayakta dururken ahlar;

yürürken dizlerinden

küçük küçük sabahlar dökülüyordu.

Kan şekeri düşüktü.

Göz kapakları

ışığı taşıyamayacak kadar ince.


Serum taktım.

Şişenin içine

az miktar tuz,

bir damla inat,

sabahın kenarından kazınmış

ince bir aydınlık karıştırdım.

Umut hemen iyileşmedi.

Yalnız titremesi azaldı.

Avucunu açtı;

içinde küçük bir kök vardı.


Reçeteye yazdım:

Umut:

aç karnına iki damla direnç,

güne bakmadan önce.


Öğleye doğru suskunluk geldi.

Herkes diline bakacağımı sandı.

Ben diz kapağına vurdum.


Refleks yok.

Ses telleri sağlamdı.

Bademcikleri temiz.

Boğazında yara da yoktu.

Suskunluk konuşamadığı için değil,

birinden kalkıp gidemediği için

susuyordu.


Fizik tedavi yazdım ona;

her gün üç adım içeri,

iki adım kendine doğru.


Sonra kulağından

gidemediği kişinin sesini silip,

kendi nabzını dinletiverdim.


Reçeteye yazdım:

Suskunluk:

yürüyüşle birlikte alınacak iç ses,

fazlası baş dönmesi yapabilir.


Akşamüstü pişmanlık geldi.

Eski dikişlerini kaşıyordu.

Yara kapanmış görünüyor;

yalnız iplikler içeride

kendi estetik kaygılarını büyütüyordu.


Pansuman masasını açtım.

Gazlı bez, makas, tentürdiyot.

Yarayı yeniden kanatmadım.

Yalnız çevresindeki ölü deriyi aldım.

Pişmanlık biraz sızladı.

Sızlamasını iyiye işaret saydım.


Reçeteye yazdım:

Pişmanlık:

sabahları ince bir iz temizliği,

geçmişi kaşınmayacak.


Son hasta aşktı.

Randevusuz geldi.

EKG’sini çektim;

kâğıtta çizgiler dağ yoluna dönmüştü.

Bir yükseliyor,

bir uçurumdan düşüyor,

bir yerde dümdüz uzanıp

ölü taklitleri yapıyordu.


Nabzı bilekten alınmadı.

Boğazdan,

göz kapağından,

avuç içinin eski yanığından dinledim.


Ateşi vardı;

ama ateş kendini hastalıktan saymıyordu.

Kalbine stetoskop koydum.

İçerde

küçük bir kafes

kendi kuşunu saklıyordu.


Aşka kesin tedavi yazmadım.

Yalnız ateşini biraz düşürdüm,

fazla çarpan yerlerini

ince bir sızıyla sardım.


Reçeteye yazdım:

Aşk:

günde bir kez taşınabilir sıcaklık,

kalp sıkışınca

iki damla sızı.


Gece polikliniği kapattım.

Tansiyon aletini topladım,

stetoskopu çekmeceye koydum,

termometreyi pamukla sildim,

reçete defterinin üstüne

küçük bir ağırlık bıraktım.


Koridor boşaldı.

Ama önlüğümün cebinde

hâlâ kıpırdayan

küçük bir kelime vardı.

Çıkarmaya korktum.

Stetoskopla dinledim;

nabız yok.

Röntgene soktum;

film bomboş.

Kan aldım;

tüpün dibinde

adını söylemeyen koyu bir tortu.

Dil basacağıyla bastırdım;

ağzı açılmadı.

Reçete yazamadım ona.

Ne şurup,

ne serum,

ne pansuman.


Önlüğümün cebinde

bulaşmayı bekleyen

teşhissiz bir hastalık.


Saçmalık:

Tam etrafa saçmalık.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 2
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Anlam Dahiliyesi

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ