Anlam Dahiliyesi
Sabah polikliniği açtım.
Kapıda kelimeler bekliyor.
İlk sırada korku;
yakası ilikli,
avuçları soğuk,
göz bebeklerinde
kaçacak yer bulamayan küçük siyah pareler.
Tansiyonunu ölçtüm.
Bileğine manşonu sardım;
civa birden fırladı yukarı,
camın içinde
kırmızı bir asansör barı.
Dilini çıkar dedim;
dil değil,
ince bıçak gölgesi.
Termometre kırka dayandı.
Şurup verdim hapşırdı;
ölçeğin dibinde
mor bir serinlik vardı.
Sonra biraz su içti.
Omuzları indi.
Korkmaktan vazgeçdi;
Reçeteye yazdım.
Korku:
sabah akşam üç damla ürperti,
aç karnına,
yalnız kalınca.
Sonra öfke girdi içeri.
Kapıyı çalmadı;
menteşeleri dişleriyle açtı.
Ateşi yüksekti.
Damarlarında kan değil,
kırmızı kıvılcım tortusu dolaşıyordu.
Stetoskopu göğsüne koydum.
Kalbi atmıyordu;
içerde küçük bir kemirici
durmadan körüğe basıyordu.
Kan tahlili istedim.
Tüpte
barut çöktü dibe,
üstünde koyu bir haklılık tabakası.
Ateş düşürücü vermedim.
Yangınlar söndürülünce
kül değil, kırgınlıklar kalır dedim.
Damar yolundan
azıcık serin akıl verdim,
dil köküne
ince bir sabır spreyi sıktım.
Reçeteye yazdım:
Öfke:
tok karnına bir tablet itiraz,
günde bir kez,
haksızlık görünce.
Üçüncü hasta hasretti.
Bekleme salonunda oturmamış;
sandalyenin az ötesinde
kendi boşluğuna yaslanmış.
Akciğer filmini çektim.
Temiz çıktı.
Ama sol göğsünün arkasında
ipini koparmış küçük bir iskele vardı;
deniz yoktu,
giden gemilerin yası duruyordu.
Oksijen maskesi taktım.
Nefes aldı;
can buğulandı.
Hasretin hastalığı ciğerde değildir.
Nabzı, uzakta atan bir kapı eşiğindedir.
Reçeteye yazdım:
Hasret:
gece yatmadan önce bir ölçek bekleyiş,
suya karıştırılmayacak,
gözün arkasında eritilecek.
Ardından yalan geldi.
Üstünde üç ayrı gömlek,
üçü de başka bedende bellek.
Göz bebekleri
aynı anda iki pencereye bakıyor estek köstek.
Dil basacağıyla bastırdım.
Boğazında
kurumuş benlik kırıkları.
Boğaz kültürü aldım.
Sonuç öğleden sonra çıktı:
Utanç bakterisi: pozitif.
Cildine merhem sürmedim.
Lekeleri tamamen silinirse
kimse eski rengini hatırlayamaz sonra dedim.
Yalnız dil altına
yarım mahcubiyet koydum.
Yalan biraz eridi,
sonra yüz kızardı.
Reçeteye yazdım:
Yalan:
gece yatmadan önce
dil altında yarım mahcubiyet,
üzerine su içilmeyecek.
Sonra umut geldi.
Çok zayıftı.
Ayakta dururken ahlar;
yürürken dizlerinden
küçük küçük sabahlar dökülüyordu.
Kan şekeri düşüktü.
Göz kapakları
ışığı taşıyamayacak kadar ince.
Serum taktım.
Şişenin içine
az miktar tuz,
bir damla inat,
sabahın kenarından kazınmış
ince bir aydınlık karıştırdım.
Umut hemen iyileşmedi.
Yalnız titremesi azaldı.
Avucunu açtı;
içinde küçük bir kök vardı.
Reçeteye yazdım:
Umut:
aç karnına iki damla direnç,
güne bakmadan önce.
Öğleye doğru suskunluk geldi.
Herkes diline bakacağımı sandı.
Ben diz kapağına vurdum.
Refleks yok.
Ses telleri sağlamdı.
Bademcikleri temiz.
Boğazında yara da yoktu.
Suskunluk konuşamadığı için değil,
birinden kalkıp gidemediği için
susuyordu.
Fizik tedavi yazdım ona;
her gün üç adım içeri,
iki adım kendine doğru.
Sonra kulağından
gidemediği kişinin sesini silip,
kendi nabzını dinletiverdim.
Reçeteye yazdım:
Suskunluk:
yürüyüşle birlikte alınacak iç ses,
fazlası baş dönmesi yapabilir.
Akşamüstü pişmanlık geldi.
Eski dikişlerini kaşıyordu.
Yara kapanmış görünüyor;
yalnız iplikler içeride
kendi estetik kaygılarını büyütüyordu.
Pansuman masasını açtım.
Gazlı bez, makas, tentürdiyot.
Yarayı yeniden kanatmadım.
Yalnız çevresindeki ölü deriyi aldım.
Pişmanlık biraz sızladı.
Sızlamasını iyiye işaret saydım.
Reçeteye yazdım:
Pişmanlık:
sabahları ince bir iz temizliği,
geçmişi kaşınmayacak.
Son hasta aşktı.
Randevusuz geldi.
EKG’sini çektim;
kâğıtta çizgiler dağ yoluna dönmüştü.
Bir yükseliyor,
bir uçurumdan düşüyor,
bir yerde dümdüz uzanıp
ölü taklitleri yapıyordu.
Nabzı bilekten alınmadı.
Boğazdan,
göz kapağından,
avuç içinin eski yanığından dinledim.
Ateşi vardı;
ama ateş kendini hastalıktan saymıyordu.
Kalbine stetoskop koydum.
İçerde
küçük bir kafes
kendi kuşunu saklıyordu.
Aşka kesin tedavi yazmadım.
Yalnız ateşini biraz düşürdüm,
fazla çarpan yerlerini
ince bir sızıyla sardım.
Reçeteye yazdım:
Aşk:
günde bir kez taşınabilir sıcaklık,
kalp sıkışınca
iki damla sızı.
Gece polikliniği kapattım.
Tansiyon aletini topladım,
stetoskopu çekmeceye koydum,
termometreyi pamukla sildim,
reçete defterinin üstüne
küçük bir ağırlık bıraktım.
Koridor boşaldı.
Ama önlüğümün cebinde
hâlâ kıpırdayan
küçük bir kelime vardı.
Çıkarmaya korktum.
Stetoskopla dinledim;
nabız yok.
Röntgene soktum;
film bomboş.
Kan aldım;
tüpün dibinde
adını söylemeyen koyu bir tortu.
Dil basacağıyla bastırdım;
ağzı açılmadı.
Reçete yazamadım ona.
Ne şurup,
ne serum,
ne pansuman.
Önlüğümün cebinde
bulaşmayı bekleyen
teşhissiz bir hastalık.
Saçmalık:
Tam etrafa saçmalık.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.