Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Sahte Sevgi Basan Kalpazan Vı


Nesrin’in Eski Dosyası


Nesrin, Ahmet Müfit Bey’in hayatına bir banka şubesinden girmişti.

Her şeyin kağıt koktuğu, floresan ışığın insan yüzünü biraz daha yorgun gösterdiği, personelin öğle arasında bile müşteri numarası duyar gibi irkildiği eski bir şubeden. Ahmet Müfit Bey o şubeye de teftiş için gitmişti. O zamanlar Nesrin kredi operasyon tarafında çalışıyordu. Dikkatliydi. Hızlıydı. Bir de fazla inanıyordu. Kendisini fark eden birinin, gerçekten fark ettiğini sanacak kadar.


Ahmet Müfit Bey onu ilk gördüğünde bunu anlamıştı.

İnsanların yüzünde yalnız güzellik aranmazdı. Açık aranırdı. Kim takdir edilmemiş, kim görülmemiş, kim kendi emeğini savunurken yalnız kalmış, kim nasıl bir cümleye ihtiyaç duyuyor; Ahmet Müfit Bey bunları para hareketi gibi okurdu. Nesrin’in açığı da buydu. Kendisini haklı çıkaracak bir tanığa ihtiyaç duyuyordu.

O gün ona şöyle demişti:

“Bu şubede herkes işlem yapıyor Nesrin Hanım. Ama siz sorumluluk taşıyorsunuz. Arada çok fark var.” Nesrin o cümleyi almıştı. Önce dikkatle. Sonra inanarak ve saklayarak.

Ahmet Müfit Bey’in cümleleri böyle çalışırdı. İlk verildiğinde iltifat gibi durur, sonra insanın içinde yer açar, sonra o yeri kendisinin sanmaya başlardı.

Bir süre sonra başka cümleler gelmişti. “Ben sizin emeğinizi görüyorum.” “Bu kurumda sizin gibi temiz insanların harcanmasına üzülürüm. İnsanın kalbini anlayan biri çıkınca dünya biraz katlanılır oluyor. Sen benim en temiz tarafımsın.”

Son cümle o zaman da güzeldi. Nesrin onu gerçek sanmıştı. Sonra ilişki duyulmaya başlamıştı. Şubelerde dedikodu evraklardan hızlı dolaşırdı. Birinin bakışı, birinin erken çıkışı, birinin telefona bakarken yüzünün değişmesi; hepsi banka içindeki görünmeyen sisteme kaydolurdu. Ahmet Müfit Bey bunu fark edince sevginin dili değişmişti. Önce temkin. Sonra soğukluk ve ardından dosya.


Nesrin hakkında bir inceleme başlatılmıştı. Bazı işlemlerde yetki aşımı, bazı yazışmalarda usul hatası, bazı müşteri dosyalarında dikkatsizlik. Ahmet Müfit Bey o dosyayı hazırlarken tek bir kötü söz söylememişti. Hatta son görüşmelerinden birinde yine yumuşak konuşmuştu:

“Ben seni korumaya çalışıyorum Nesrin. Ama sen de beni anlamalısın. Bu iş büyürse ikimiz de zarar görürüz.” İkimiz de.

Kalpazanların en sevdiği ortaklık kelimesi.

Sonra Nesrin işten çıkarılmıştı. Ahmet Müfit Bey, onunla bağını kesmemişti. Tam tersine, kesmemeyi bir tehdit hâline getirmişti. Dosyanın kapanmadığını, bazı evrakların savcılığa gidebileceğini, kendisini zor durumda bırakmaması gerektiğini söylemişti.

“Ben seni hâlâ önemsiyorum,” demişti bir gün. “Ama bazı davranışların, seni benim elimden de alamayacağım bir yere götürür.” O cümlede sevgi yoktu. Ama sevgiye benzeyen bir ambalaj vardı.

Nesrin uzun süre o ambalajın içinde nefes almaya çalıştı. Ahmet Müfit Bey onu ne tamamen bırakmış ne de büsbütün yanında tutmuştu. Bıraksa konuşabilirdi. Yanında tutsa sorumluluk isterdi. En iyisi arada bırakmaktı. Arada kalan insan, kendi hayatına dönmekte zorlanırdı.

Şimdi Nesrin onu arıyordu.

Ahmet Müfit Bey, Semra’dan gelen mesajı kapattıktan sonra Nesrin’in mesajına baktı.

“Yarın konuşmazsak savcılığa gidiyorum.”

Bunu yazan kadın eski Nesrin değildi. Eski Nesrin önce açıklama ister, sonra ağlar, sonra susardı. Bu Nesrin kısa yazıyordu. Kısa yazan insan karar vermiş demekti.

Ahmet Müfit Bey cevap verdi:

“Yarın saat 11.00. Eski adliye karşısındaki kafede. Sakin konuşacağız.”

Nesrin tek kelime yazdı:

“Tamam.”

Tek kelime. Ahmet Müfit Bey bu tek kelimeyi sevmedi.


Ertesi gün saat on bire beş kala kafeye geldi. Özellikle erken gelmişti. Mekânı önce gören, konuşmanın zeminini de görürdü. Cam kenarındaki masaya oturdu. Garson su getirdi. Ahmet Müfit Bey suya dokunmadı. Nesrin tam saatinde geldi.

Üzerinde koyu renk bir kaban vardı. Saçlarını toplamıştı. Makyaj yapmamıştı ya da yapmışsa da kendini düzeltmek için değil, dağılmadığını göstermek için yapmıştı. Oturdu. Çantasını sandalyesinin yanına değil, dizinin üstüne koydu. Kaçmaya değil, kalmaya gelmişti.

Ahmet Müfit Bey gülümsedi.

“Nesrin,” dedi, “önce şunu bilmeni isterim. Ben kavga etmek istemiyorum.”

Nesrin garsona döndü.

“Çay,” dedi.

Sonra Ahmet Müfit Bey’e baktı.

“Ben de istemiyorum. Ben artık kayıt bırakmak istiyorum.” Bu cümle Ahmet Müfit Bey’in içini hafifçe sıktı. Kayıt kelimesi kötüydü. Bankacılar kayıtla yaşar, kayıtla düşerdi.

“Ne kaydı?”

“Senin bana yazdıkların. Aramalar. Tehditler. Dosya hazırladığını söylediğin mesajlar. Beni işten attırmadan önceki yazışmalar. Sonrası.” Ahmet Müfit Bey sandalyesine yaslandı.

“Nesrin, yıllar öncesinden söz ediyorsun.”

“Yıllar önce ben işimden oldum.”

“İşten çıkarılmanın benimle ilgisi olduğunu düşünmen doğru değil.” Nesrin’in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Bu gülümseme neşe değildi; insanın, karşısındaki yalanı artık tanımasından gelen yorgun bir işaretti.

“Bunu da yazmıştın,” dedi.

“Ne?”

“‘Benimle ilgisi yok.’”


Ahmet Müfit Bey sustu. Garson çayı getirdi. Nesrin bardağa dokunmadı. Ahmet Müfit Bey suyu eline aldı, sonra bıraktı.

“Nesrin,” dedi, sesini biraz indirdi. “Mesajlar insanı mahkûm etmez. Hele sevgi cümleleri hiç etmez. İnsanlar kırgınken bazı şeyleri büyütür. Savcılık, mahkeme, bunlar kolay yerler değil. Orada duyguya değil, delile bakarlar.” Nesrin çantasından telefonunu çıkardı. Ekranı açtı. Birkaç görüntü gösterdi.

“Burada sevgi cümlesi yok Ahmet. Burada ‘dosyan hâlâ kapanmadı’ var. Burada ‘beni zorlarsan o evrakları işleme koyarlar’ var. Burada ‘akıllı ol, kendini yakma’ var. Burada gece yarısı buluşmaya çağırdığın mesajlar var. Burada ‘beni böyle köşeye sıkıştırırsan kimse seni kurtaramaz’ var.”

Ahmet Müfit Bey ekranlara baktı. Hepsi tanıdıktı. Bazılarını hatırladı. Bazılarını hatırlamadı. İnsan çok fazla cümle basınca, hangisinin hangi gün tedavüle çıktığını unutuyordu.

“Bağlamından koparmışsın,” dedi.

“Bağlamı da anlatırım.”

“Neyi anlatacaksın?”

“Beni önce sevgiyle yanına çektiğini. Sonra duyulunca dosya hazırladığını. Sonra o dosyayla beni susturduğunu. Sonra da aynı dosyayla beni yanında tutmaya çalıştığını.”

Ahmet Müfit Bey’in yüzündeki gülümseme çekildi.

“Nesrin, dikkatli konuş.”

“Bak,” dedi Nesrin. “İşte burası. Tam burası. Önce sevgi. Sonra dikkatli konuş.”

Kafede yan masada iki genç oturuyordu. Onlar duymuyordu belki ama Ahmet Müfit Bey yine de çevresine baktı.

“Sesini yükseltme.”

“Yükseltmedim.”

“Bu şekilde bir yere varamazsın.”

“Ben zaten bir yere varmak için gelmedim. Ben senden çıkmak için geldim.” Bu cümle Ahmet Müfit Bey’in beklemediği yerden geldi. Nesrin’in gözleri dolmadı. Titremedi. Uzun süre korkmuş insanların korkuları artık onları sadece yorardı. Nesrin o yorgunluğun içinden konuşuyordu.

Ahmet Müfit Bey masaya doğru eğildi.

“Savcılığa gidersen senin de adın dosyada geçer. Bunu unutma. O dönem bazı evraklarda imzan var.”

“Sen attırdın.”

“Bunu ispatlayabilir misin?”

Nesrin’in yüzü kaskatı oldu.

Ahmet Müfit Bey bu katılığı görünce eski yöntemine döndü. Sesi yeniden yumuşadı.

“Bak Nesrin. Ben senin zarar görmeni istemiyorum. Gerçekten. Sen hayatımda özel bir yer tuttun. Bunu inkâr etmiyorum. Ama kırgınlığın seni yanlış bir yola sokmasına izin veremem.”

Nesrin başını hafifçe eğdi.

“Bu yeni mi?”

Ahmet Müfit Bey anlamadı.

“Ne?”

“Bu cümle. ‘kırgınlığın seni yanlış bir yola sokmasına izin veremem’ Yeni mi, yoksa onu da birine söyledin mi?”

Ahmet Müfit Bey’in gözlerinde ilk kez öfke belirdi.

“Nesrin.”

“Evet Ahmet Bey?”

“Beni tehdit ediyorsun.”

“Hayır,” dedi Nesrin. “Ben tehdidi senden öğrendim. Ben sadece haber veriyorum.”

Bir süre sustular.


Dışarıda adliye binasının taş merdivenleri görünüyordu. İnsanlar giriyor, çıkıyor, ellerinde dosyalar taşıyordu. Herkesin bir iddiası, bir savunması, bir bekleyişi vardı. Ahmet Müfit Bey o binayı sevmezdi. Banka dosyası kendisinin alanıydı; adliye dosyası başkalarının.

“Ne istiyorsun?” dedi.

Nesrin ilk kez çayından bir yudum aldı.

“Bunu sorman bile ne kadar aynı kaldığını gösteriyor.”

“Cevap ver.”

“Beni aramayacaksın. Bana mesaj atmayacaksın. Dosya, evrak, savcılık diye beni korkutmayacaksın. Ben kendi şikâyetimi yapacağım. Senin ne yapacağın beni ilgilendirmiyor artık.”

Ahmet Müfit Bey hafifçe güldü.

“Beni bitireceğini mi sanıyorsun?”

“Hayır,” dedi Nesrin. “Senin gibiler hemen bitmez. Bunu biliyorum.”

Bu cevap Ahmet Müfit Bey’i daha çok rahatsız etti. Çünkü içinde hakikat vardı. Nesrin onu bir anda devireceğine inanmıyordu. İnançsız insan daha tehlikeliydi; zafer hayaliyle değil, sonuçla uğraşırdı.

“Peki neden yapıyorsun?”

Nesrin bir süre onun yüzüne baktı.

“Çünkü yıllarca senin cümlelerinin içinde kendimi aradım. Hiçbirinde yokmuşum.”

Ahmet Müfit Bey cevap vermedi. Nesrin telefonunu çantasına koydu.

“Sen sevmedin Ahmet. Sevgiye benzeyen şeyler söyledin. Sonra o şeyleri üzerime kilit yaptın.”

Kilit.

Ahmet Müfit Bey bu kelimeden hiç hazzetmedi. Çünkü doğruydu.

“Abartıyorsun,” dedi.

Nesrin ayağa kalktı.

“Hayır. Geç kaldım.”

Masaya çayın parasını bıraktı. Sonra durdu.

“Bir şey daha var.”

Ahmet Müfit Bey başını kaldırdı.

“Semra Hanım.”

İsim masaya kendi ağırlığında düştü.

Ahmet Müfit Bey’in yüzündeki bütün dikkat bir anda keskinleşti.

“Ne Semra Hanımı?”

Nesrin onu ilk kez gerçekten yakalamış gibi baktı.

“Demek doğru.”

“Sen ne saçmalıyorsun?”

“Ben bir şey bilmiyordum. Sadece tahmin ettim. Çünkü sen hep aynı yerden başlarsın. Önce emeğini görürsün. Sonra yalnızlığını. Sonra da onu kendine borçlu gibi hissettirirsin.”

Ahmet Müfit Bey ayağa kalkmadı. Kalkarsa suçlu gibi görünürdü.

“Nesrin, son kez söylüyorum. Bu yoldan dön.”

Nesrin kabanının düğmesini ilikledi.

“Ben zaten dönüyorum Ahmet Bey.”

Çıktı.


Ahmet Müfit Bey bir süre masada kaldı. Çayın buharı dağılmıştı. Telefonunu çıkardı. Semra’nın mesajlarına baktı. Sonra Nesrin’in son cümlesini düşündü.

Sen hep aynı yerden başlarsın.

Bu cümle, istemeden de olsa doğru bir tespitti. Ahmet Müfit Bey insanlara hep aynı yerden başlardı: açıklarından. Kimde takdir açığı varsa oradan, kimde korku varsa oradan, kimde arzu varsa oradan, kimde yalnızlık varsa oradan. Ama aynı yerden başlamak suç değildi.

Yakalanmadıkça.


Kafeden çıktı. Adliye binasına bakmadan yürüdü. Arabasına bindi. Bir süre kontağı çevirmedi. Sonra telefonuna yeni bir mesaj düştü.

Semra:

“Akşam müsaitseniz konuşabiliriz. Dosyayla ilgili olmayan bir şey de var.”

Ahmet Müfit Bey ekrana baktı.

Nesrin’in sesi hâlâ kulağındaydı.

Sen hep aynı yerden başlarsın.

Gülümsedi.

Belki.

Ama her seferinde aynı yerden başlayan adam, her zaman aynı yere varmak zorunda değildi.

Cevap yazdı:

“Müsaitim. Sizinle konuşmak iyi gelir.”

Gönderdi.

Sonra arabayı çalıştırdı. Aynada kendi yüzüne baktı. Az önce Nesrin’in karşısında tehdit, şefkat, küçümseme, uyarı, eski sevgi kırıntısı; hepsini sırayla kullanmıştı.

Hiçbiri yetmemişti.

Bu canını sıktı.


Bir kalpazanın en büyük korkusu, bastığı paranın ilk kez geçmemesiydi.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sahte Sevgi Basan Kalpazan Vı

SönmezKORKMAZ SönmezKORKMAZ