En Çok da Kendi Hikayemin Kahramanı Olmayı Seviyorum
‘’Önce eşyanın sesi çekilir odadan.
Sonra göğün damarındaki son mavi kurur.
Bir sabah uyanırsın.
Kuşlar yine o kusursuz neşeyle ötüşür,
Sen ise o şenliğe yetişemeyecek kadar
Geç kalmışsındır hayata.
İnandığım şeyler benden önce öldü.
Bir çocuğun gözlerinde sakladığım bahar,
Bir annenin duasında bulduğum emniyet,
Bir ağacın gölgesindeki serinlik,
Bir dostun sesinde duyduğum vefa…
Hepsi birer birer çekildi dünyadan.’’(Alıntı)
Tüm isyan ve çekincelerimin rüştünü ispatladım bu gece
Ölümle sevişen karanlığı nasıl da ellerimle diskalifiye ettim.
Umarsızlığıma şerh düştü zaman ve aykırı düşlerin değil izafi sevgilerin çetelesindeki o skalaya denk düştüm yine bu gece.
Kaçkın uykularımın uyruğu yoktu madem.
Mademki matemimle örülü idi sahip olduğum mahrem.
Ve işte gönlümün kuytularında büyüttüğüm şiirlerimin başını okşadım adeta çocuğummuşçasına ve yaftalanmış tüm sözcükleri astım göğe ve o ip ki nasıl da sağlam ve o ip ki ruhumun balyalarca isyanını bir arada tutan.
Tutanaklar kayıptı benim gibi.
Hem sevmek hele ki âşık olmak çok ayıptı çocukken olan gibi.
Olan da yoktu biten de aslında sadece benim sakil ve sefil duygularım ki aşkın ambarına dadanan aç bir tavuk misali sevdim ben seveli…
İçimdeki o devingen iklimler ve reşit olmamış matemime iz düşenler.
Oysaki bir gizdim ben oysaki gizli bir aşkın şahidi üstelik olan biten de yoktu benim çocukça sevdamdan başka.
Ruhum kırışıktı çünkü doğaçlama yaşadım ve doğaçlama sevdim.
Ne de olsa sevgi de aşk da tekelimdeydi benim oysaki tek elim boştu diğeri ise iple bağlı sadakate ve işte annemin sesinde büyüdüm ben büyüttüm tüm çiçeklerimi.
En mahzun çiçekse bendim oysaki herkes beni Gül diye çağırıyordu ve çağırdıklarında kâh gittim yanlarına kâh safça güldüm ve kendime göre mutluydum bir zamanlar.
Tinimdeki asalet soyumdandı oysaki soyum sopum kaç kişi ki?
Herkes de çekip gitti işte birer ikişer.
Demlendi duygularım.
Sehven yenik düştüm oysaki galip sandım kendimi zaten garip olan da buydu: kimdi yenik kimdi galip üstelik maç henüz sonlanmamışken…
‘’Ne yana baksam,
Bir eksiklik büyüyor içimde.
Sanki hayat benden habersiz çekilmiş de,
Ben hâlâ terk edilmiş bir sahnede,
Rolünü unutmamak için direnen son oyuncuyum.’’(Alıntı)
Hal de böyle oldu mu tekrar ediyorum repliğimi ya da hayat beni tekrarlıyor.
Bir yerlerde unutulmuşluğumu görmezden gelemesem de kendimi unutmak istiyorum zaman zaman ama unutamıyorum ve döngü gerekeni yapıyor ve unutulmuş bir eşya gibi tozlanmamak adına sürekli düşünüyor ve tahayyül ediyorum en çok da içimdeki gizi.
Bir yere varabiliyor muyum ya da öyle mi sanıyorum?
Bu da meçhul.
Ama tekil hüviyetim ve tekil aşklarımla bu kadarına yetiyor gücüm ve son çırpınışlarımda bile su üstüne çıkmayı başarıyorum aslında başaran ben değilim isteyen yüce Mevla elbet dualarımı fazlaca edemesem de duyduğunu biliyorum Tanrının bilmezden gelemeyeceğim kadar da yakınlaşıyorum:
Ama nereye?
Ama kime?
Ya da kendimden mi kaçıyorum?
İşte burası da meçhul.
Varsın gizemli kalsın.
Ne de olsa bilindik her kim ve her ne varsa yanıltmadı mı bizleri?
Ve işte peşinde olduğum o gizin sesinde yeniden doğuyorum kulağıma fısıldanan o söz ile ama sözün de ne olduğunu bilmeden ya da bilmezden gelenleri umursamadan…
Ve kaldığı yerden devam ediyor hikâyem ve ben en çok da bu hikâyenin kahramanı olmayı seviyorum canım çok yanmış olsa bile…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.