Kabul Edin Ya da Etmeyin Benim Tek Bir İsmim Var
‘’Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp
Pembe kağıtlar aldım
Hayatıma bir ölüm yazacağım
Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan
Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızamadı kâğıda
Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.
Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.’’(Alıntı)
İrdeleyeceğim ne kaldı ki ölümden başka?
Başatlar ve başaklar saklı aklımın çılgın köşelerinde sözcükler seğirtiyor ölüm ise pulu olmayan bir zarf misali hangi adrese postalanacağını da kimseler bilmiyor.
Bilmediğim ne çok şey varmış meğer ve içimdeki çocuğun kırıklarından her gün yeniden yazılar yazıp çocuklar doğuruyorum kutsanmış masallardan firar eden kahramanların da peşini topluyorum lakin kimseler toplamıyor artık peşimi ve herkes peşin hükümlü bense en çok annemi arzuluyorum.
Ölü iklimlerden kala kala bu satırlar kaldı.
Yetişkin günler geceye evrildiğinde ölüyor her biri ve kundaklanmış yeni gün geceye doğuyor.
Zaman ilerlerken büyüyor da dertler.
İçimdeki çocuk ise uykuda.
Ölümün teftişinde olamam çünkü ben henüz yaşamaya başladım.
Ön sözü olmayan bir şiire meyledip hikâyeler yazıyorum aklıma esiyor basıyorum an geliyor tüm yıkadığım hayalleri ipe asıyorum aslında içimi astığım bir ipte kendimi sallandırıyorum ve tüm suçu da üstlenip günün seçkisi olmak adına duyduğum arzu ile yazıyorum deli cesaretimle ve enkaza dönen sözcüklerden binalar inşa ediyorum.
Lebiderya bir c/esaret benimki.
İç sesim ve öngörüm.
Dış ses ise çığırtkan ve artık duymazdan geliyorum.
İnsanlar da betonarme binalar gibi ah, kentsel dönüşüme bir gitseler var ya, ne hayatlar kurtulacak.
Artık kadınlar ve çocuklar ölmeyecek.
Artık çocuklar ve gençlik iblise peşkeş çekilmeyecek.
Lafügüzaf benimki:
Varsa yoksa söz israfı harf israfı.
Kelaynak kuşlarına mensup bir beşer olarak sürekli düşünüp üretme telaşı ile nelerden vazgeçmedim ki?
Aslında kendimden vazgeçtim sonra hayallerimden sonra hayattan.
Kapatıldığım dört duvarda ne yitik hayatlara rast geldim ve de kaderle restleştim:
Tam da bitti her şey derken…
Ve bir gün döngü tersine döndü.
Firar ettim hapishaneden.
Figanım duyuldu.
Fermanım okundu.
Bahşedilen yeni bir hayata meylettim.
Hayta idi zaman ve de hoyrat.
Bıçkındı rüzgâr içimi üşüten.
Sonra mevsimler değişti ama insanlar değişmedi.
Lakin ben değiştim ve doğdum küllerimden.
Çalıkuşu kimliğim dünde kalmışken meyletmiştim de yeniden o muallime kimliğime sonra vazgeçtim.
Beni benden eden insanlarla sırf yolum kesişmesin diye yolumdan dönecek değildim madem ve de görmezden geldim her birini.
Öyküler.
Romanlar.
Yazılacak çok şiirim vardı madem.
Matemi gömdüm mahremime.
Ve üstünü örttüm yeşil bakir düşlerle.
Her biri yeni doğan ünitesinde salınan başaklar misali ve göğsümü gere gere düştüm yollara düşmemek adına gözden ismimi değiştirdim aslında ben değildim değiştiren insanlar öyle istedi ve ismimi her çığırttıklarında başımı döndürüp bakmadım bile çünkü benim tek bir ismim vardı.
Külliyemde yorgun zamanlar geçirmişken yorgunluğumu giderdim Tanrı ile ve de Tanrı sayesinde.
Mahcup iklimler devindi.
Ölüm gerisi geri kaçtı.
Çünkü yaşayacak daha çok şeyim vardı.
Zamanla talan edilmiş ruhuma yeniden inşa ettim cennetimi ve tüm melekleri seferber ettim.
Ön sözü yoktu bu sefer romanımın ve yeniden yazdım sayfalarca yazdım içinde yüzdüm ve soludum yeni hayatımı solmamak adına öyle bir açtım ki ve benim tek bir ismim vardı kabul edin ya da etmeyin.
GÜLÜM.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.