Aşağıdan Büyüyen Şafak
Güneşin terk ettiği vadide başlar ormanın asıl mesaisi,
Uçurum kenarında kök salmış o kibirli çam,
Rüzgârın kırbacına göğsünü gererken anlar;
Gövdedeki her çatlak, rüzgârın açtığı birer kapıdır.
Burada yaprakların dökülüşü bir son değil,
Toprağın altındaki karanlık koridora sızan,
Ve orada sabırla demlenen gizli bir şafağın müjdesidir.
Bir pınar sızıyor dağın en sağır, en tenha uçurumundan,
Suyu berrak, suyu keskin bir kılıç gibi zamanın kalbinde.
Akarken hiçbir yatağa söz vermiyor bu dalga,
Çünkü bilir; nehirler denize ulaştığında kimliğini kaybeder.
Yosun tutmuş taşların o soğuk ve dilsiz bilgeliği,
Gecenin sırtında biriken nemli sisle birleşir;
Doğa burada, insanı kendi kalabalığından utandıran,
Muazzam ve vahşi bir mahkemedir aslında.
Gökyüzü karardıkça, toprağın bağrındaki o saklı damar uyanır,
Karanlığın en koyu yerinde, bir çiğ tanesi ışıldar yaprakta.
Işık yukarılardan gelmez bu dağlarda,
Aşağıdan, çürümenin ve sabrın içinden fışkırır.
Bir baykuşun bakışına sığar bütün bir ovanın kederi;
Ve dünya, kendi sessizliğinde dinlenirken,
Yeniden kurulur evren; yabanıl, mağrur ve tertemiz.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.