Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 16

16.Bölüm

Kuzey kayalıklarından döndüklerinde herkesin elinde aynı soru vardı.

Pusula neden farklı bir yön gösteriyordu?

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra herkes ateşin etrafında toplandı.

Kaptan pusulayı elinde tutuyordu.

"Normalde kuzeyi göstermesi gerekmiyor mu?"

Gökdeniz başını salladı.

"Evet."

"Peki neden başka tarafa dönüyor?"

Meryem Hanım hemen araya girdi:

"Belki de pusula da bizim gibi kaybolmuştur."

Herkes güldü.

Sami Hoca pusulayı eline aldı.

"Eski pusulalar zamanla bozulabilir. Yakınında metal varsa da şaşırabilir."

Harun yıldırım ciddi ciddi sordu:

"Yani hocam, pusulanın da morali bozulabilir mi?"

Sami Hoca hiç düşünmeden cevap verdi:

"Elbette. Yıllarca kapalı kutuda kalmış. İnsan olsa o da biraz kafası karışırdı."

Kahkahalar yükseldi.

Ama şakaların arasında önemli bir gerçek vardı.

Pusula yine de işe yarayabilirdi.


Çerkezoğlu günlüğünü açtı.

"Notta ne yazıyordu?"

Cano cevap verdi:

"Kuzey rüzgârını bekledik."

Nuri Hoca düşünceli bir şekilde konuştu:

"Belki önceki insanlar denizden ayrılmaya çalıştı."

"Yani tekne mi yaptılar?"

"Olabilir."

Şampiyon heyecanlandı.

"Belki teknelerinin kalıntıları vardır."

Bu fikir herkesi harekete geçirdi.

Koydaki eski kampın devamını araştırmaya karar verdiler.


İki gün boyunca hazırlık yaptılar.

Koyda geçici bir çalışma alanı kurdular.

Yeni buldukları iplerle eşyaları taşıyabilecekleri düzenekler yaptılar.

Balık avı için daha iyi ağ örmeye başladılar.

Sami Hoca onları izlerken başını salladı.

"Bakın arkadaşlarlar, insanlık tarihi tam da böyle başladı."

Ali Gorgan sordu:

"Nasıl hocam?"

"Bir grup insan bir araya geldi, sorun çıktı, çözüm buldu."

Ali gülümsedi.

"Yani bizim kamp da küçük bir medeniyet oldu."

Sami Hoca ciddi bir şekilde cevap verdi:

"Kesinlikle."

Türkmenoğlu etrafa baktı.

"Çadır var, balık var, muz için maymunlarla savaş var..."

Bir an durdu.

"Gerçi bizim medeniyette maymunlar biraz fazla söz sahibi."

Herkes güldü.


Koya vardıklarında eski kampın çevresinde daha dikkatli arama yaptılar.

Bu kez gözlerinden kaçan bir şeyi fark ettiler.

Mağaranın dışında toprağın içinde kalın bir tahta parçası vardı.

Kazdıkça daha fazlası ortaya çıktı.

Bu, küçük bir teknenin gövdesine aitti.

Herkes heyecanlandı.

"Burada tekne yapmışlar."

Şampiyon tahtaya vurdu.

"Yıllarca dayanmış."

Adem Bey başını salladı.

"Demek ki burada kalan insanlar da bizim gibi kurtulmaya çalışmış."


Mağaranın içinde biraz daha araştırma yaptılar.

Bir köşede eski bir alet buldular.

Paslanmıştı ama şekli belliydi.

Bir çapa parçasıydı.

Yanında da birkaç tahta levha vardı.

Levhalardan birinin üzerinde kazınmış bir tarih vardı:

1987

Sami Hoca gözlüğünü taktı.

"Demek yaklaşık kırk yıl önce biri buradaydılar."

Nesrince öğretmen sordu:

"Peki kurtuldular mı?"

Kimse cevap veremedi.

Çünkü bunun cevabını bilmiyorlardı.


Akşamüstü dönüş için hazırlanırken Şampiyon bir şey fark etti.

Kulağına bir yerlerden arı vızıltısı gibi bir ses geliyordu. Etrafı dikkatlice dinledi

”Arkadaşlar benim duyduğum sesi siz de duyuyor musunuz?”

Herkes kulak kesildi. Evet bir yerlerden arı vızıltısı sesi geliyordu. Hep beraberce sesin geldiği sık ağaçların içine daldılar ve etrafı kolaçan etmeye başladılar. 

“ Mücella Hanım “ İlte şurada bir şeyler var” diyerek kayalık bir yeri gösterdi. 

Gerçekten de ağaçların biraz seyrekleştiği yerde bir iki kaya çıkıntısı vardı. Arılar oraya girip çıkıyorlardı. 

Ekip oraya doğru gitti. Bunlar bal arısıydı ve iki Kaya parçasının kesiştiği yerde dışarı taşmış bal bloklarını gördüler. Sevinçle yüzleri güldü ama bunları arıların elinden basıl alacaklardı?

Şampiyon herkesin dönüş istikametine gitmesini bir km ötede kendilerini beklemesini söyledi. Sonra da Feryadi ve Ali Görgan’ ı yanına alarak balların yakınına bir ateş yaktı.

Daha çok duman çıkması İçin palmiyeye benzer bir ağacın yeşil yapraklarını ateşe attı. Ortalığı keşif bir duman kaplamıştı. Arılar kalelerini koruyup da sonunda mağlup olan askerler gibi oradan uzaklaşmaya başladılar. Başlarını, ellerini ve yüzlerini arıların iğnelerinden korumak için o kocaman palmiye yapraklarıyla örtmüşlerdi. Şampiyon elindeki kocaman bıçakla bloklar halinde balları kesiyor önceden yaptıkları sedyeyle benzer bir düzeceğin üzerine diziyordu. Epeyce bir bal dizdikten sonra  “Yeter arkadaşkar kalanı da arılara olsun” dedi. 

Üç arkadaş sedyeyi ikişer ikiler sırayla taşıyarak asıl gruba yetiştiler. 

Grubun sevincine diyecek yoktu. Günler sonra ilk defa farklı bir yiyecek tadacaklardı. . 

Ekip sevinç içinde asıl kampa doğru yürürken birden Kaptan’ın dikkatini bir şey çekti.Koyun kenarında kuma yarı gömülmüş ince bir metal parçası vardı.

Çıkardığında herkes şaşırdı.

Bu bir radyo antenine benziyordu.

Gökdeniz heyecanlandı.

"Belki çalışan bir şey bulabiliriz."

Herkes bir anda canlandı.

Belki eski bir telsiz...

Belki bir iletişim cihazı...

Belki de yıllar önce bırakılmış bir kurtarma ekipmanı.

Sami Hoca gülümsedi.

"İşte tarih yine karşımıza çıktı."

Mehmet Fikret başını salladı.

"Hocam, bu kez gerçekten tarih."

"Ben ne diyordum?"

"Her şeyi tarihe bağlıyorsunuz."

"Çünkü tarih her yerde."


O gece kampa döndüklerinde herkes yorgundu ama umutluydu.

Artık sadece hayatta kalmaya çalışmıyorlardı.

Araştırıyor, öğreniyor ve çözüm üretiyorlardı.

Ama ertesi gün onları zor bir görev bekliyordu:

Eski radyo parçasının işe yarayıp yaramadığını anlamak...

Ve eğer çalışıyorsa...

Dünyaya seslerini duyurabilmek.

Devam edecek

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 16

Nuri Baş Nuri Baş