Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 15

15.Bölüm

Sabah güneşi doğmadan herkes ayaktaydı.

Bugünkü hedefleri belliydi:

Kuzey kayalıkları...

Eğer eski notlarda yazılanlar doğruysa, orası adanın en yüksek noktalarından biriydi. Oradan geçen gemileri veya uçakları görmek daha kolay olacaktı.

Hazırlık yaparken Sami Hoca yine herkesin dikkatini çekti.

Sırtına küçük çantasını takmıştı.

Nuri Hoca baktı.

"Sami Hocam, o çantada ne var?"

Sami Hoca gururla cevap verdi:

"Önemli şeyler."

"Mesela?"

"Defterim, kalemim ve biraz da yiyecek."

Nuri Hoca gülümsedi.

"Önce kalemi koymuşsunuz."

"Elbette."

"Hocam, ya acıkırsanız?"

"Yemek biter, yazı kalır."

Ahmet Zeytinci hemen araya girdi:

"Hocam, şu adadan kurtulalım da siz, bu yaşadıklarımızı anlatan bir kitap yazarsınız."

Sami Hoca gülümsedi.

"Adı da hazır."

"Ne adı?"

"Edebiyat Evi Sitesi  Şairleririn Issız Ada Macerası."

Mehmet Fikret kahkahayla cevap verdi:

"Hocam, daha kurtulmadan kitabın reklamını yapmaya başladınız." Adem Bey de bu kitabı bastırırsa satış rekorları kırar.."
Nuri Hoca sessiz sessiz önüne bakıyordu.
Anlaşılan oydu ki O da aynı macerayı yazmayı düşünüyordu.


Kuzeye doğru ilerledikçe yol zorlaşmaya başladı.

Orman yerini taşlık alanlara bıraktı.

Zemin kaygandı.

Bazı yerlerde elleriyle tutunarak ilerlemek zorunda kaldılar.

Bir ara Nuri Hoca nefes nefese kaldı.

"Ben eskiden yürüyüş yapmayı severdim."

Gülüm Hanım sordu:

"Şimdi sevmiyor musun?"

"Seviyorum ama eski yürüyüşlerde sonunda kahve vardı."

Sami Hoca hemen ekledi:

"İşte medeniyetin en büyük icadı."

"Kahve mi?"

"Hayır. Yürüyüşten sonra oturmak."

Herkes güldü.
Bu esprinin anlamı Artık ben yürüyemeyecek kadar yoruldum demekti.Hemen mola verildi.
Mola esnasında yanlarında getirdikleri yiyeceklerden yediler. Susuzluklarını giderdiler. Tam o sırada şampiyon'un sesi duyuldu.

"Dur Sami hoca sakın kıpırdama."
Herkes donup kaldı . Ne oluyordu.?
Birden Şampiyon'un elindeki bıçağın parıltısı görüldü ve yıldırım hızıyla bıçağı Sami Hoca'ya doğru fırlattı.Kimse ne olduğunu anlayamamıştı.Sami Hoca'nın gayri ihtiyari feryat ederek oraya düşmesi bir oldu.Olay o kadar ani olmuştu ki kimse yerinden bile kıpırdayamadı.
Şampiyon koşarak Sami Hoca'nın yanına vardığında durum ancak anlaşıldı. Ayaklarının dibinde kocaman bir yılan cansız yatıyordu. Kocaman yılanı kimse farketmemişti. Ama gözü hep cin gibi etrafı gözetleyen Şampiyon yılanı görmüştü. Görmesiyle de nişan alıp bıçağı fırlatması bir olmuştu.

Keskin bıçak yılanın başını ekin başağı gibi yere düşürmüştü.Yılanın gövdesi hala kıvranıp duruyordu.Korkudan beti benzi atan Sami Hoca yavaşça doğrulmaya çalışıyordu.
Şampiyon koca yılanı koluna dolayıp da "Bundan iyi kemer olur" deyince gerilmiş olan sinirler birazcık olsun yumuşadı.
Sinirler yatışınca, açlık ve suszluk giderilip yorgunluk da atılınca tekrar yürüyüş başladı.


Öğlene doğru kayalıkların başlangıcına ulaştılar.

Karşılarında yüksek, gri taş duvarlar vardı.

Yukarı çıkmak kolay olmayacaktı.

İpi çıkardılar.

Birbirlerine yardım ederek yükselmeye başladılar.

Önde Çerkezoğlu Kaptan ve Şampiyon gidiyor, arkadakilere yol gösteriyordu.

Sami Hoca en arkadaydı.Yürümekte çok zorlanıyordu.

Bir süre sonra durdu.

"Hocam iyi misiniz?" diye sordu Mücella Hanım

Sami Hoca nefesini toparladı.

"İyiyim."

"Dinlenelim mi?"

"Hayır."

"Nasıl hâlâ devam ediyorsunuz?"

"Ben öğrencilerime yıllarca 'tarihte zorluklar karşısında pes etmeyen insanlar vardı' dedim."

"Evet."

"Şimdi kendi söylediğim sözlere uymak zorundayım."

Bu söz herkesi etkiledi.

Biraz daha güç topladılar ve devam ettiler.


Saatler sonra zirveye ulaştılar.

Manzara inanılmazdı.

Bütün ada ayaklarının altındaydı.

Deniz kilometrelerce uzanıyordu.

Herkes bir süre sessizce baktı.

Sonra Şampiyon geriye dönerek bağırdı:

"Buradan bizi kesin görürler!"

Hemen çalışmaya başladılar.

Taşlarla daha büyük bir SOS işareti yapmaya karar verdiler.

Kuru dalları bir noktada topladılar.

Yanlarında getirdikleri parlak kumaş parçalarını uzun bir çubuğa bağladılar.

Artık yüksekten görülebilecek bir yardım noktaları vardı.
Nuri Hoca'nın sesi duyuldu:
"Saklıbahçe ile Bahtinur Cano şu ön tarafa gelebilirler mi?
"Arkada kalmış ve biraz da yorulmuş gibi görünen Saklıbahçe ile Bahtinur Nuri Hoca'nın yanına gelince,
"Arkadaşlar işte burası geçen gün keşfettiğimiz yerden çok daha yüksek ve çok daha güzel. Şimdi burasını huzurlarınızda Saklıbahçe ile Bahtiyar canoya beş kuruş para almadan hibe ediyorum. Ya, adaya geldik geleli ikisi de başımın etini yediler. İlla bize parselli arsa diye."
Sonra elindeki değnekle yere uzunca bir çizgi çizdi.Bu çizginin doğu tarafı Saklıbahçenin, batı tarafı da Bahtinur'un.
"Alın arsanızı yakamdan düşün artık diye" gülmeye başladı.
Gülüm ve Mücella Hanımlar itiraz ettiler:
Biz de günlerden beri çile çekiyoruz. Biz de birer parsel isteriz.
Nuri Hoca bu sefer daha sesli gülerek
"Evet emlakçınız Nuri Baş babasının hayrına bedavadan köşk ve villa yapılacak milyarlar değerlindeki ifrazlı parselleri cebadan dağıtıyor. Bütün bu yüksekçe yerin her karış arsası buradaki bayanlaradır. Var mı itirazı olan.?Yalnız bir şartı var. Şu dakikadan itibaren kendilerini burada bırakıp gideceğiz. Başlarının çaresine baksınlar.
Millet gülmeye hazırlanıyordu ki birden hiç umulmayan bir cevap Gülüm Hanımdan geldi.
"Ben asker kızıyım Nuri Hocam. Başımın çaresine de bakarım arkadaşlarımın da."
Nuri Hoca geri vites yapmak zorunda kaldı.

Ya, ben şaka yaptım sizi burada bırakan yok. Madem çıktık bir yola anca beraber kanca beraber. Yalnız sözüm söz buralar sizin "dedi.Erkekler homurdanmaya başladılar.
"İyi de Nuri Hoca, adanın en güzel yerini bayanlara kaptırdık. Biz ne yapacağız?
"Bayanlardan geri kalan adanın tamamı da size. İster apartman dikin ister villa yapın. Yeter yav, düşün şu yakamdan.
Gelmeyin daha fazla üzerime. Yakarım bu adayı cayır cayır, karşısına da geçer seyrederim.Hepiniz havanızı alırsınız.
Artık yorgunluk, yılan falan unutulmuş bir kahkaha tufanı kopmuştu.



Tam işlerini bitirmişlerdi ki Nuri Hoca kayalıkların arasında bir şey fark etti.

"Buraya bakın."

Herkes yanına geldi.

Taşların arasında eski bir metal kutu vardı.

Üzeri paslanmıştı.

Kutuyu açtıklarında bu kez gerçekten şaşırdılar.

İçinde eski bir pusula vardı.

Bir de küçük bir not.

Notun üzerindeki yazı zor okunuyordu.

Ama ingilizce yolarak yazılmış bir cümle hâlâ seçilebiliyordu:

"Deniz yolunu bulmak için kuzey rüzgârını bekledik..."

Kaptan pusulayı eline aldı.

"Bu çok değerli."

Herkes heyecanlanmıştı.

"Yani yönümüzü bulabiliriz."

Sami Hoca başını salladı.

"Belki."

"Belki mi hocam?"

"Çünkü pusula yol gösterir. Ama nereye gideceğini bilmeyen insana tek başına yetmez."

Mehmet Fikret gülümsedi.

"Yine ders başladı."

Sami Hoca hiç bozuntuya vermedi.

"Ücretsiz ders."


Akşamüstü dönüş yoluna başladılar.

Yanlarında yeni bir umut vardı:

Bir pusula...

Bir yardım noktası...

Ve geçmişten kalan küçük bir bilgi.

Ama henüz bilmiyorlardı.

Kuzey kayalıklarında buldukları pusula, onları sadece kurtuluşa değil, adanın daha önce keşfetmedikleri başka bir bölgesine de götürecekti.

Çünkü pusulanın ibresi...

Normalden farklı bir yönü gösteriyordu.

Devam Edecek

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 15

Nuri Baş Nuri Baş