Yazlıkçılar
YAZLIKÇILAR
Şehremini'nin merkezinde bulunan bir cadde. Okulların kapanmasıyla yaz tatiline çıkacak olan ailelerin hazırlık telaşında olduğu günler.
Cuma günü tüm hazırlıklar başlamış . Ufak tefek yapılacak işler akşama doğru bitmek üzeredir.
.
Geçen yıl alınan yazlığı merak eden çocuklar bisikletlerini elden geçirmekte. Lastikler şişirilmiş, fren balataları kontrol edilmiş, zincirler yağlanmıştır.
Yazlığa varıldığında sahilde beş-on tur atılacaktır daha ilk günden.
Vapur yolculuğu için, kekler, börekler ve ayranlar da hazır. Termos için çay da demlenecek sabahın erken saatlerinde.
Nihayet gecenin ardından Cumartesi sabahına gelinir. Yola çıkma telaşı hâlâ devam etmektedir.
Büyük çocuk Tamer ortaokulu bitirmiş liseye başlayacaktır. Bisikletini kaptığı gibi üçüncü kattaki daireden basamakları döne döne aşarak apartmanın kapısından sokağa fırlıyor.
Kardeşi ilkokul sona geçmiştir, o da bisikletini annesiyle birlikte dış kapıdan ittirerek çıkarıyor.
Anneanneleri ve dedeleri dışarıda tekerlekli bavullarıyla onları bekliyor. Babaları sağlıkçı, hastanede nöbeti var, o ertesi gün gelecek yazlığa.
Anne duraktan bir taksi çağırıyor. Az sonra gelen taksiye iki bavul ve iki bisikleti bagaja yükleyip, iki poşetle arabaya binerek Eminönü'ne gidiyorlar.
Dede telefona sarılıp taksi durağını arıyor. Caddenin ismini ve apartmanın dış kapı numarasını veriyor.
Kendinden emin, taksinin gelmesini bekliyor kaldırımda.
Aradan beş dakika geçiyor, ne gelen var ne giden. Taksi durağını tekrar arıyor.
Telefona çıkan nöbetçi taksici bir kaç dakika önce taksinin duraktan ayrıldığını, hatta aracın orada olması gerektiğini söylüyor.
Dede Tarık Bey, yolun geliş istikametini radar gibi kontrol altına almıştır. Onbeş-yirmi metre mesafede bir taksi durur. Bir kadın ve bir erkek iki bavulu bagaja yerleştirmeye başlar.
Tarık Bey hızlı adımlarla bavulları araca yerleştiren şoföre ve iki yolcunun bulunduğu yere varır.
– Şoför Bey. Yanlış yerde durdunuz. Duraktan araç çağıran biziz. Bizim apartman sekiz numara, siz on sekiz numaranın önünden yolcu alıyorsunuz.
– Kusura bakmayın beyefendi. Hemen yanınıza geliyorum. Özür dilerim bir yanlışlık oldu.
Şoför iki bavulu da bagajdan çıkarır. O iki yolcudan da özür diler. Tarık Bey'in ve eşinin bulunduğu yere gelir. İki bavulu ve bir valizi bagaja yerleştirir. İki yolcusunu arabasına bindirip Eminönü istikametinde yoluna devam eder. Elleri direksiyonda ,sağlı sollu aynaları kontrol etmektedir.
Tarık beyden ve eşinden tekrar özür diler.
– Kusura bakmayın. Sekizle on sekizi karıştırdım. Deminki iki yolcu arabamı durdurup iki valizi bagajın dibine getirince varacağım yere vardım sandım.
– Olur böyle şeyler. Dert etmeyin.
Kısa bir yolculuktan sonra – Eminönü Esenköy vapur iskelesine varılır. Tarık Bey göz ucuyla taksimetreye bakar. Şoförün söylediği rakamla ekrandaki rakam aynıdır. Yolculuk ücretini şoföre verir. Araçtan eşiyle birlikte inerler. Bagaj kapağını açan şoför iki bavulu kaldırıma bırakır. Valizi de Tarık Bey'e uzatır. Tekerlekli bavulları yürüterek İskeleye varırlar.
Vapurun kalkmasına daha yarım saat vardır. Bilet gişesinin önündeki kuyruğa girilir. İki bilet alındıktan sonra bina içindeki kontroldan geçilir. Vapura binilir. Güneş görmeyecek bir yer seçilir. Saati gelince vapur Eminönü iskelesinden korna çalarak ayrılır. İlk yanaşacağı liman Kadıköy iskelesidir. Oradan da yolcular vapura hücum eder. Vapur tamamen dolmuştur. Kısa bir duraklamadan sonra harekete geçer.
Esenköy'e doğru yol alınır. Daha önce birbirlerini hiç görmeyen yolcuların bazıları, yanlarındaki ya da karşılarındakilerle koyu bir sohbete dalarlar. Sohbet sırasında müşterek tanıdıklar ortaya çıkar.
Kimi yolcular vapurun dış tarafındaki boşluklara doluşmuştur. Küçük çocuklar, büyükler martılara simiti parçalayıp art arda atmaktadır. Kimileri esen rüzgara karşı korkuluklara tutunup köpüklü dalgaları seyretmektedir. Kiminin kulağında kulaklık müzik dinlemektedir. Kimi cep telefonuyla internete girmekte, kimi de tabletinde önceden yüklediği şarkı ya da türküleri dinlemektedir.
Vapur kantininden tost ve çay alıp oturdukları yerlere dönenler. Koridorda gezinenler. Sohbetin birinden öbürüne geçenler. İskele ve sancak bölümlerinde sohbeti ilerletip nerdeyse akraba çıkanlar.
Vapurda beğendikleri bir kızı, bilgisayar mühendisi
oğullarına münasip görenler. Neredeyse sohbeti söz kesme noktasına getirenler. Ertesi günü akşamı sahilde falan saatte filan yerde buluşalım diyenler.
İki buçuk saatlik bir yolculuktan sonra vapur Esenköy İskelesine yanaşır. Eskiden beri tanışanlar, yeni tanışanlar birbirleriyle vedalaşırlar.
En duygusal vedalaşma birbirlerini ilk defa görüpte oğullarının hiç görmediği kıza talip olanların vedalaşmasıdır.
Bir eli Valizinde, diğer eli bavulunda , bisikletinde ya da scoterinde olan yolcular, iskeleye halatlarla bağlanan vapurdan inerek evlerinin yada kalacakları dairelerin yolunu tutarlar.
Eşyası çok olanlar sıradaki taksiyle gidecekleri yerlere giderler.
Tarık Bey elindeki bisikleti sürerek, torunu Tamer'le önden yürüyerek Limana yakın dairelerine giderler.
Mine Anne'siyle aracın arka koltuğunda, anneanne önde; bir kaç dakika içinde dairelerinin bulunduğu apartmanın önüne gelirler.
Bavullar ve Mine'nin bisikleti bagajdan indirilir. Anne elinde valiz, taksiye ücretini öder. Hep birlikte dairelerine girerler.
Akşam yemeğinden sonra sahile inerler. İki ayrı banka otururlar. Gelenleri geçenleri seyrederler. Batan güneşin kızıllığı gitgide azalmaktadır.
Sahil boyu İzmir'in Kordonuna benzemektedir. Karanlık basınca dahil boyunca süslü sokak lâmbaları yanar. Kordon'da yürürler, buraya dışardan gelenlerin terk ettikleri yaşlı cins bir köpek ağzında mavi bir plaj terliği ile limana doğru gitmektedir.Ne insanlar köpeğin umrunda, ne de köpek insanların umrundadır.
. Daha sonra evlerine dönerler.
Ertesi günü sabah kahvaltısından sonra Tamer ve Mine bisikletlerine binerek trafiğin az olduğu sokaklarda ve sahil yolunda tur atarlar. Deniz ve martıları, dalgakıranın üzerinde oltalarını denize sallayıp balık tutanları seyrederler.
Bir tarafta deniz diğer tarafta yemyeşil bir orman ve ortada huzurun ve huzurlu insanların bulunduğu bu belde oksijenin ve iyotun vatanıdır adeta.
Tarık Bey ve eşi Türkan Hanım bu kasabayı, yıllar öncesinde gidip gördükleri; Marmaris'e, Bodrum'a ve Didim'e benzetirler.
Sahil boyu yer yer denize girilen plajları görürler. Özel plajların yanı sıra halkın ücretsiz girebildiği plajlar da vardır.
Halka açık ücretsiz plajda ailecek denize girilir, Anneanne Türkan Hanım ve dede Tarık Bey ayaklarını uzatır. Yılın yorgunluğu, yolun yorgunluğu üç-beş gün içinde atılır.
Mehmet Sadık Medin
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.