İpin Ucundaki Hürriyet
Gökyüzünü yırtan rengarenk bir kuyruk,
ve arkasından koşan
çamurlu pantolonlu çocuklar...
Bozkırın rüzgarı bağırıyordu kulaklarımızda,
biz bağırıyorduk rüzgardan daha yüksek,
daha hür,
daha çocuk!
İpin ucu parmaklarımızı keserdi de
hissetmezdik o sızıyı,
çünkü gökyüzü bizimdi,
çünkü gökyüzü avuçlarımızdaydı o saatlerde.
Çıtalardan, kaplama kağıdından,
bir de tutkaldan yapardık dünyamızı.
Unla suyu karıştırıp yapıştırdığımız o gövde,
uçardı işte,
bildiğin uçardı!
Babamızın eski gazeteleri,
kardeşimizin el işi kağıtları
dönerdi tepemizde birer güneş gibi.
Biz aşağıda ufaktık,
çok ufaktık,
ama gözlerimiz bulutlar kadar yüksekte,
yüreğimiz çıtaların kavisi kadar dik!
"Sal ipi!" diye bağırırdı Hasan,
"Sal daha fazla, bulutlara değsin!"
Rüzgar bir çekmeye görsün kuyruğundan,
kollardan yukarı çekilirdi toprak.
Gözlerimizi kırpmadan bakardık güneşe doğru,
sarı bir sıcak dolardı içimize.
Ne açlık kalırdı o an,
ne akşam dayağının korkusu,
sadece bir ipin ucunda sallanan
o hürriyet kalırdı.
Eskimeyen bir şey vardı o çayırda,
tozun dumanın arasında.
Yalınayak basardık dikenlere,
acımıyordu ayaklarımız,
imkanı yok acımazdı.
Sokaklar dar gelirdi de bize,
ipini kopardı mı bizimki,
peşinden koşardık sonsuzluğa kadar,
kasabanın son evini de geçip,
dünyanın bittiği yere kadar...
Şimdi ne o rüzgar öyle esiyor,
ne de ipler öyle sıkı duruyor elimizde.
Ama ne zaman başımı kaldırsam yukarı,
mavi bir boşlukta dolanır durur hâlâ
o gazete kağıdından yapılmış dev,
o kırmızı kuyruklu sevinç.
Yani demem o ki arkadaş,
biz o çocuklukta
gökyüzünü bir kere ellerimizle tuttuk ya,
artık ölsek de yere düşmeyiz kolay kolay!
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.