İç Sesin Peşinde
İnsan, dış dünyanın gürültüsüne alıştıkça kendi içindeki sesi duyamaz hâle geliyor. Günler, telefonların ışığı, insanların sözleri, sokakların telaşı, yetişmesi gereken işler ve bitmek bilmeyen bildirimler arasında birbirini kovalarken, ruh kendi evinin kapısında sessizce bekliyor. Oysa insanın en uzun yolculuğu dışarıya değil, kendi içine doğrudur.
Çağımızda herkes bir yerlere yetişirken, kimse kendisine yetişemiyor. İç dünya, kalabalığın ortasında unutulmuş eski bir oda gibi, kapısı hâlâ açık, fakat içeri giren yok.
İnsan bazen susmayı yalnızca konuşmamak zanneder. Gerçek sessizlik ise, insanın kendi içinde yankılanan sesleri duyabilmesidir. Bir ağacın altında oturup rüzgârın yapraklarla konuşmasını dinlemek kadar, kendi kalbinin ne söylediğini dinlemek de bir ihtiyaçtır. Fakat modern hayat bize sürekli dışarıya bakmayı öğretiyor: Ne aldın, ne yaptın, nereye gittin, kim seni beğendi, kim seni takip etti? Çok az kişi “İçinde ne oluyor?” diye soruyor. Böylece insan, kendi ruhunun hava durumundan habersiz yaşamaya başlıyor.
İnsanın kendisinden uzaklaşması çoğu zaman birdenbire gerçekleşmez. Önce küçük bir erteleme başlar. Üzüntüsünü erteler, öfkesini bastırır, korkusunu görmezden gelir, yalnızlığını telefonla doldurur. Sonra bunların üzerine günlük hayatın telaşı eklenir. İnsan kendi içindeki çatlakları tamir etmek yerine duvarların üzerini boyamaya devam eder. Dışarıdan bakıldığında ev sağlam görünür fakat içeride sessizce biriken duygular, geceleri kapıları çalan görünmez misafirler gibi varlığını hatırlatır.
Belki de bu yüzden insan, bazen hiçbir şey yolunda olmadığı hâlde “iyiyim” der. Çünkü kendine gerçeği söylemek, başkasına söylemekten daha zordur. “Neden yoruldum?”, “Neden mutsuzum?”, “Neden bu ilişki içinde kendimi yalnız hissediyorum?”, “Gerçekten istediğim hayat bu mu?” gibi soruların cevapları her zaman huzur vermez. İnsan çoğu zaman hakikati değil, alışkanlığını korumayı seçer. Çünkü hakikat bir kapı açar, o kapının ardında ise değiştirilmesi gereken bir hayat olabilir.
İnsanın kendisini dinlememesi, kendi varlığıyla arasındaki bağın zayıflamasıdır. Sokrates’in “kendini bil” çağrısı, belki de insanlığın en eski içsel davetlerinden biridir. Kendini bilmek yalnızca güçlü ve zayıf yönlerini tanımak değildir, neye neden üzüldüğünü, neden korktuğunu, hangi arzunun sana ait olduğunu ve hangisinin başkalarının senden beklediği bir hayat olduğunu ayırt edebilmektir.
İnsan kendi iç sesini duymadığında, başkalarının cümleleriyle kendi hayatını kurmaya başlar.
Günlük hayatın en büyük yanılgılarından biri de meşgul olmayı yaşamak sanmaktır. İnsan sürekli çalışabilir, gezebilir, konuşabilir, alışveriş yapabilir, ekranlara bakabilir fakat bütün bunların arasında kendisine tek bir dakika bile ayırmayabilir.
Ruhun da nefese ihtiyacı vardır. Bazen hiçbir şey yapmadan bir pencerenin önünde durmak, bir kahvenin soğumasını izlemek, yürürken kendi düşüncelerinin peşinden gitmek gerekir. Çünkü insanın iç dünyası aceleyle konuşmaz, onun dili sessizliktir.
Kendi içini dinlemek, her düşünceye inanmak anlamına da gelmez. İçimizde korkularımız, öfkelerimiz, geçmişten kalan yaralarımız ve bazen bizi yanıltan arzularımız da vardır. Onları dinlemek, onlara teslim olmak değildir. Tam tersine, insan ancak gördüğü şeyi dönüştürebilir. Karanlık bir odaya ışık yakmak gibi... İçeride ne varsa görünür hâle gelir. Belki dağınıktır, belki acı vericidir, belki yıllardır dokunulmamış bir yara vardır fakat görünmeyen hiçbir yara iyileşmeye başlamaz.
İnsan kendisini dinlemeyi yeniden öğrendiğinde hayatın sesi de değişir. Başkalarının beklentileriyle kendi arzuları arasındaki farkı fark eder. Her “evet”in gerçekten istemekten doğmadığını, bazı “hayır”ların ise insanın kendisine duyduğu saygı olduğunu anlar. Bazen uzaklaşması gereken yerleri, bırakması gereken ilişkileri, susturması gereken korkuları görür.
İç ses, insana her zaman kolay bir yol göstermez fakat çoğu zaman kendisine ait olan yolu gösterir. Ve insanın kendi yolunu bulması, dünyanın bütün yollarını bilmesinden daha değerlidir.
Hayatın en büyük kayıplarından biri, insanın kendisini kaybettiğini fark etmeden yaşamaya devam etmesidir. İnsan dış dünyada her şeyi bulabilir; para, başarı, insanlar, kalabalıklar, alkışlar, unvanlar... Fakat kendi içindeki sesi kaybettiğinde bütün bunların ortasında bile eksik kalabilir.
Bu yüzden bazen dünyayı susturmak gerekir; telefonları, beklentileri, korkuları, başkalarının seslerini... Sonra insan kendi içine dönüp uzun zamandır kapısını çalmadığı o odaya girmelidir. Belki orada hâlâ kendisini bekleyen biri vardır: Kendisi…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.