Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Duygusal Olgunluk

Duygusal Olgunluk

Her insanın içinde, sesini uzun süre duyamadığı bir çocuk yaşar ve o çocuk bazen en yetişkin görünen cümlelerin arasından sessizce ağlar. Bazı insanlar yılları sırtlarında taşır ama çocuk kalırlar, bazıları ise tek bir acının içinden geçerken ömür boyu sürecek bir bilgelik edinir. Çünkü olgunlaşmak, zamanın omuzlarımıza bıraktığı yükleri taşımak değil, o yüklerin altında ezilmeden yürümeyi öğrenmektir. Duygusal olgunluk, insanın yaşının değil, yaralarının nasıl kabuk bağladığının hikâyesidir.


İnsan ruhu, mevsimlerini aynı takvimde yaşamaz. Kimi ilkbaharını sonbaharda bulur, kimi en sıcak yaz günlerinde bile içini üşüten bir kış taşır. Duygusal olgunluk, işte bu iç iklimi tanıyabilmektir. Yağan yağmuru inkâr etmeden ıslanmak, fırtınayı suçlamadan kök salabilmektir.


 Hayat, en çok da kendisinden kaçmayanları dönüştürür. Çünkü bastırılan her duygu, karanlıkta büyüyen gölgeler gibi bir gün sahibinin önüne çıkar.


İnsan, yalnızca yaşadıklarıyla değil, yaşadıklarını nasıl anlamlandırdığıyla şekillenir. Çocuklukta eksik kalan bir sevgi, yetişkinlikte bitmeyen onay arayışına dönüşebilir. Görülmeyen bir gözyaşı, yıllar sonra öfke olarak konuşabilir. Duygusal olgunluk ise bu zinciri fark edebilme cesaretidir. "Ben neden böyle hissediyorum?" sorusu, çoğu zaman "Bana ne oldu?" sorusundan daha derin bir kapıyı aralar. O kapının ardında suçlu değil, anlaşılmayı bekleyen bir benlik vardır.


Olgun insan, kırılmayacağını düşünen kişi değildir, kırılacağını bilmesine rağmen kalbini tamamen taşa çevirmeyen kişidir. Çünkü taşlaşan kalpler acıyı azaltmaz, yalnızca sevgiyi de içeri almaz. İnsan bazen kendini korumaya çalışırken yaşamın en güzel dokunuşlarını da dışarıda bırakır. Bu yüzden gerçek güç, duvar örmekte değil, hangi kapının kime açılacağını bilmektedir.


Bir nehir nasıl önüne çıkan kayaları aşındıra aşındıra yolunu bulursa, ruh da acılarından geçerek kendi yatağını oluşturur. Hiç yara almamış bir kalp, çoğu zaman başkasının yarasını anlayamaz. 


Empati, acının küllerinden doğan en sessiz çiçektir. Duygusal olgunluk da tam burada filizlenir: Kendini merkeze koymadan başkasının iç dünyasına bakabilmekte. Çünkü insan, en çok anladığı kadar insandır.


İlişkiler, duygusal olgunluğun en görünür aynalarıdır. Sevgi çoğu zaman bir duygu gibi anlatılır, oysa sevgi, aynı zamanda bir beceridir. Dinleyebilmek, bekleyebilmek, incitmeden konuşabilmek ve gerektiğinde susabilmek… Bunların hiçbiri doğuştan gelmez. Her biri, kişinin kendi gölgeleriyle yaptığı uzun yürüyüşlerin ardından öğrenilir. Bu nedenle olgun bir ilişki, kusursuz insanların değil, kusurlarını tanıyan insanların eseridir.


İnsan kalbi eski bir kütüphaneye benzer. Bazı raflarda çocukluğun kokusu vardır, bazılarında yarım kalmış vedaların tozu. Kimi sayfalar gözyaşıyla silinmiş, kimileri hiç okunmamıştır. Duygusal olgunluk, o kütüphaneye cesaretle girip tozlanan rafları düzenlemektir. Geçmişi yakmak değil, onunla barışarak yeni bir hikâyeye yer açmaktır. 


Duygusal olgunluk, duygusuzlaşmak ya da soğukluğa bürünmek değildir. Aksine, hissetme kapasitesinin derinleşmesidir, ancak bu derinlik artık insanı boğan bir kuyu değil, berrak bir gölettir. Acıyı da sevinci de tüm çıplaklığıyla hisseder olgun insan, fakat bu duyguların gelip geçici birer misafir olduğunun idrakindedir. Ne neşeyle sarhoş olup gerçekliği unutur, ne de kederle felç olup umudunu yitirir.


Olgunlaşan insan, haklı çıkmanın huzur getirmediğini, anlaşılmanın ise çoğu zaman sessizlikten doğduğunu keşfeder. Kendini sürekli ispat etme ihtiyacı azalır. Başkalarının sevgisiyle değil, kendi vicdanının dinginliğiyle ayakta durmayı öğrenir. Psikolojik dayanıklılık tam da burada güç kazanır. İnsan artık her fırtınayı felaket sanmaz. Bazı rüzgârların yalnızca eski yaprakları dökmek için estiğini bilir.


Duygusal olgunluk, hayatın bize verdiği cevaplardan çok, sormayı öğrendiğimiz soruların toplamıdır. Kendine dürüst bakabilmek, kırgınlıklarını inkâr etmeden umut edebilmek ve sevmenin cesaret istediğini unutmamaktır. 


En olgun meyveler, en sert rüzgârların ardından dallarında kalabilenlerdir. İnsan da ruhunun mevsimlerini sabırla yaşayabildiği ölçüde olgunlaşır. Sonunda anlar ki gerçek büyümek, dünyanın değişmesini beklemek değil, kendi kalbinin dilini çözebilmektir.



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Duygusal Olgunluk

Duygusal Olgunluk

AYDIN UZKAN AYDIN UZKAN