Mecburen Mecburiyetten Padişah Vı Mehmed Vahdettin
MECBUREN MECBURİYETTEN PADİŞAH VI. MEHMED VAHDETTİN
Gözü kör olsun o Muhteşem Yüzyıl dizisinin.
O dizi yayınlanmaya başlar başlamaz bizim millet tarihe ilgi duymaya başladı. Bu ilgiyle beraber de tarihçiliğin karlı bir iş olduğunun farkına varan herkes tarihçi kesildi başımıza.
O hale geldik ki, şimdi sor sosyal medyada:‘’ Çanakkale Savaşında Sultan Alparslan’ın veziri Nizamü’l Mülk, İngilizlerin hangi savaş gemisini tek bir gülle atışıyla batırdı?’’ Diye, en az seksen kişi ‘’ Çanakkale Savaşında Sultan Alparslan’ın vezirinin ne işi var kardeşim? ‘’ demeyecektir de sayfalar dolusu yorum yazacaktır Nizamü’l Mülk’ün batırdığı (!) İngiliz savaş gemisi Titanik’in(!) ne kadar sağlam bir gemi olduğu ile ilgili.
Ya da sor: ‘’ Prut Savaşında Rusları yendiği halde Katerina’nın cilvelerinden etkilendiği için, Osmanlı Devleti adına kazançlı bir antlaşma imzalamayan Baltacı Mehmet Paşayı katleden Osmanlı Padişahı kimdi? ‘’
Bir kere bu kadar uzun bir soru pek çok vatandaşımızın devrelerini yakacaktır ya, yanmayanları ele alalım. Evet, en az yüzde sekseni ya ‘’ II. Abdülhamit’tir.’’ Diye cevap verecektir, ya da ‘’ Vahdettin ‘’ Diyeceklerdir.
Çünkü Osmanlı tahtına 36 Padişah gelmiş geçmiştir ama bizim millet sadece altısını bilir. 1- Kurucu olarak Osman, ( Biraz da ‘’ Kuruluş Osman’’dan tanıyoruz bunu.) 2-3-4 Her biri bir Mafya Babası olup aleme racon kesen padişahlar: Fatih, Yavuz, Kanuni ve 5-6 Osmanlı Devletini batıran korkak, pısırık, beceriksiz(!) padişahlar: II. Abdülhamit ve Vahdettin…
Ben nasıl ki kargadan başka kuş tanımazsam bizim vatandaşımız da bu altı padişah dışında padişah bilmez pek. Haaaa bu altı padişahı da ismen bilirler aslında cismen pek bilmezler.
******
Neyse…
Bugünkü bölüme dünkü yazımda geçen bir sorunun cevabını vererek başlayayım:
Bazı salaklar soruyorlardı: ‘’Biz madem ki Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yaptık Yunanlılarla ve onlardan çok insan öldürdük o halde niçin Yunanlıların da İngilizler, Fransızlar, Anzaklar gibi mezarlıkları yok bizim topraklarımızda?’’
Yukarıdaki fotoğraflara baktığınızda görürsünüz ki Yunanlıların da bu topraklarda mezarlıkları oldu. Olmasına oldu ama hiç birini yaşatmadık. Daha sonra hepsini dümdüz ettik.
İngiliz, Fransız ve Anzak mezarlıkları peki?
Onlar Çanakkale’deydi ve yapılan Lozan Antlaşmasıyla koruma altına alınmıştı.
Yahu Allah aşkına başka cepheleri bir tarafa bırakın da yine sadece Çanakkale Cephesine bakalım: Taa 1953 Yılına kadar Çanakkale Savaşlarının olduğu yerlere insanlar bile giremiyordu.( Türkler için diyorum. ) 1953 Yılında bir taraftan Anıtkabir inşaatı bitirilirken bir taraftan da Çanakkale’de şehit olanların sağda solda köpekler tarafından kemirilen kemikleri toplandı da mezarlar yapılıp defnedildiler.
****
Evet, şimdi ana konumuza geçelim.
Sultan Vahdettin 14 Ocak 1861’de Sultan Abdülmecit’in sekizinci oğlu olarak dünyaya geldi ve aynı sene 25 Haziran’da babasını kaybetti.
1861’den 1876 Yılına kadar tahtta Amcası Abdülaziz vardı. 1876-1909 Yılları arasında tahtta ağabeyi II. Abdülhamit vardı. 1909’da tahta bir diğer ağabeyi V. Mehmet Reşat oturmuştu ve V. Mehmet Reşat’ın ölümü halinde tahta amcasının oğlu ( Sultan Abdülaziz’in oğlu ) Yusuf İzzet Efendi oturacaktı.
Yani V. Mehmet Reşat tahta oturduğunda 48 Yaşında olan Vahdettin, tahta geçebilmek için önce ağabeyinin, sonra amcaoğlunun ölmesini beklemek zorundaydı.
Ancak veliaht Yusuf İzzettin Efendi 1 Şubat 1916’da bugün İstanbul- Zincirlikuyu’da olan ve İstanbul Sanayi Odası Vakfı Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi olarak kullanılan köşkünde aynen babası gibi oldukça şaibeli bir şekilde bilek damarlarını keserek intihar edince (!) o güne kadar sadece musiki ve tasavvufla ilgilenmiş, dini konularda fetva makamıyla bile tartışacak seviyede olan ama devlet yönetimi hakkında hiç bir bilgisi olmayan Şehzade Vahdettin, bir anda veliaht Vahdettin oldu ve tahttaki ağabeyi V. Mehmet Reşat 3 Temmuz 1918’de ölünce hiç beklemediği bir anda Osmanlı tahtına oturdu.
31 Ağustos 1918’de Eyüpsultan Camiinde kılıç kuşanma merasimi ile resmen Osmanlı Padişahı olan Vahdettin
* Osmanlı Devleti’nin ilk kez 1853 yılında yabancı devletlerden borç para alınmasının sorumlusu değildi.
*Osmanlı Devletinin 1875’de iflas etmesinin sorumlusu değildi.
* 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşının(93 Harbi ), ardından yapılan Berlin Antlaşmasıyla yaşanan toprak ve itibar kaybının sorumlusu değildi.
*1881’de Duyun-u Umumiyenin kurulmasının, Osmanlı devletinin pek çok gelirlerinin gavurlara verilmesinin sorumlusu değildi.
*1912 Yılında Afrika kıtasındaki son toprağımız olan Trablusgarp’ın, ve bu arada 12 Adanın kaybedilmesinin sorumlusu değildi.
*1913 Yılında Edirne, Kırklareli, Tekirdağ hariç tüm Balkan toraklarını kaybetmemizin sorumlusu değildi
*1914’de Osmanlı Devletini I. Dünya savaşına o sokmadı.
*1914 sonları- 1915 Başlarında Allahuekber Dağlarında 93.000 Mehmetçiğimizin donarak şehit olmasının sorumlusu değildi.
*Bağdat’ın 11 Mart 1917’de İngilizlerin eline geçmesinin sorumlusu değildi.
*İlk kıblemiz Kudüs’ün 9 Aralık 1917’de İngilizlerin eline geçmesinin sorumlusu değildi.
Bu kadar olayın hiç birisinin sorumlusu Vahdettin değildi.
Dahası 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşanın, Yıldırım Orduları Grup Komutanı General Falkenhayn’la anlaşamaması üzerine ordusunu 6 Ekim 1917’de Ali Rıza Paşa komutasına emanet edip istifa etmesinde ve 15 Ekim 1917’de İstanbul’a gelmesinde de Vahdettin’in hiç bir sorumluluğu yoktu. Ama bugün 100 Kişiye sorun ‘’Trablusgarp’ı, 12 Adayı, Balkan topraklarını, Bağdat’ı, Kudüs’ü, kimin yüzünden kaybettik?’’ Diye, en az 90 kişi size ‘’Vahdettin ‘’ Diyecektir. İstediğiniz kadar kıçınızı yırtın ‘’ Vahdettin 4 Temmuz 1918’e kadar padişah filan değildi.’’ Diye, fark etmeyecektir.
*****
*15 Ekim 1917’de İstanbul’a gelmiş olan Mustafa Kemal Paşa’ya hiç kimse ‘’ Yahu Paşam ! Savaşın tam ortasında- sebep ne olursa olsun- insan ordusunun başından ayrılır mı? Diye sormadı.
* ‘’ Madem istifa ettin, o halde askerlik görevin sona ermiştir. Sivil hayatında başarılar dileriz.
*’’Diyen olmadı.
* ‘’Paşa ! Dön ordunun başına. Askerin orada şehit olup dururken senin burada durman yakışık almaz ‘’ Diyen olmadı.
*Mustafa Kemal Paşa’yı Divan-ı Harp’e gönderip bu istifanın hesabını soran olmadı.
Peki ne oldu?
En büyük rakibi Enver Paşa ona 2. Ordu kumandanlığını verdi ( Bu kağıt üzerinde bir komutanlıktı ) ve daha sonra 15 Aralık 1917’de geleceğin padişahı Vahdettin’e askeri danışman yapıp Almanya’ya gönderdi.
Böylece Veliaht Vahdettin ile Mustafa Kemal Paşa ilk kez yüz yüze geldiler.
Sonra?
Peki sonra ne oldu da bu iki insandan birine ‘’Hain, diğerine ‘’ Kahraman ‘’ dedik?
Dedim ya yazacak daha çok şey var. Gelecek bölümlerde yazacağım inşallah.
NOT: Sultan Vahdettin’in tahta geçmesi ve biat töreni ( 4 Temmuz 1918 ve Eyüpsultan Camiindeki kılıç kuşanma törenini aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=KOipT2ibp3E
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.