Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 6
Nuri Hoca ile Baki kulübeye girdiklerinde gördükleri manzara karşısında bir süre ne diyeceklerini bilemediler.
İpçi Erdoğan yerde oturuyordu.Ama o oturma normal bir oturma değildi.Beti benzi atmış, saçları diken diken olmuştu.
Türkmenoğlu ise elindeki eski bir feneri kaldırmış, tavana bakıyordu.
Nuri Hoca:
— Ne oldu yavi bu ne vaziyet?
Erdoğan:
— Yı...Yıııııı. Yılannnnnn...
— Bu gürültü neydi?
— Saa... Sannnnn...Sandalye kırıldı.
Baki:
— Sandalyeyi niye kırdın?
Erdoğan:
— Bi. Biiirr Birden üzerine düştüm.
Erdoğan korkudan hala titriyor kekeliyordu. Durumu Türkmenoğlu anlattı. Erdoğan'la beraber içeri girdiklerinde tavanda asılı duran yılanı görünce Erdoğan'ın ödü kopmuştu. Birden panik içerisinde geri dönünce sandalyenin üzerine düşmüş sandalye kırılmıştı.Türkmenoğlunun durumu da Erdoğandan hiç de iyi değildi. Kapıdan dışarı çıkmayı bile akıl edememişlerdi o şokla.Baki, Bütün aramasına rağmen yılanı bulamadı. Hala bağırıp duruyordu. "Ulan yılan mısın nesin? Çık meydana da sana gününü göstereyim. Benim arakadaşımı korkutmak ne demekmiş. Bir yakalarsam senin derini yüzüp kemer yapacağım..
Nuri Hoca:
— Peki burası neymiş böyle?
Türkmenoğlu:
— Burası eski bir karayolcu kulübesiymiş.
Duvarlarda eski haritalar, birkaç paslı tarım aleti ve tahta raflar vardı.
Tam çıkacakları sırada Türkmenoğlu duvardaki bir kâğıdı fark etti.
— Bir dakika...
Kâğıdı eline aldı.
— Bu nedir?
Nuri Hoca feneri tuttu.
Eski bir yol haritasıydı.
Haritanın üzerinde birkaç köy ve eski yollar işaretlenmişti.
Baki hemen yaklaştı.
— Bakın!
Haritada, bulundukları yolun ilerisine doğru uzanan küçük bir patika vardı.
Patikanın sonunda ise: "KISA YOL-DİVRİĞİ"
yazıyordu.
Şoktan yeni yeni kurtulan Erdoğan'ın gözleri parladı.
— İşte bu!
Baki:
— Ne?
— Kestirme yol!
Nuri Hoca hemen:
— Hayır.
Erdoğan:
— Ama haritada yazıyor.
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü senin kestirme yol anlayışından korkuyorum.
Mehmet Fikret dışarıdan bağırdı:
— Ne olmuş içerde? O gürültü neymiş ?Kestirme yol mu dediniz?
Baki:
— Evet.
Mehmet Fikret ve Sami Hoca'da içeri girdiler. Erdoğan Ve Türkmenoğlu artık şoku atlatmışlardı.Baki kısaca içerde olanları anlattı. Ve haritayı gösterdi.
Mehmet Fikret:
— Ben geliyorum!
Sami Hoca:
— Ben de.
Haritaya göre kestirme yol yaklaşık sekiz kilometreydi.
Normal yol ise yirmi beş kilometre.
Mehmet Fikret:
— Sekiz kilometre çok iyi.
Sami Hoca:
— Biz bugün kaç kilometre yürüdük?
Türkmenoğlu:
— Bilmiyorum.
İpçi Erdoğan:
— En az otuz.
Mehmet Fikret:
— O zaman sekiz kilometre çocuk oyuncağı.
Nuri Hoca:
— Siz az önce ayağınız ağrıyor diye yürüyemiyordunuz.
Mehmet Fikret:
— Açlık insanı güçlendiriyor hocam.
Baki:
— Senin açlığın başka bir kuvvet.
Sonunda herkes karara vardı.
Kestirme yoldan gideceklerdi.
Araç patikaya girdi.
İlk birkaç kilometre normaldi.
Sonra yol daralmaya başladı.
Bir taraf dağ...
Diğer taraf uçurum...
Baki direksiyonu iki eliyle sıkıca tutuyordu.
Nuri Hoca:
— Yavaş Baki abi.
— Yavaş gidiyorum.
Erdoğan:
— Biraz hızlanabiliriz.
Herkes aynı anda:" sus!... Sen sus ne olursun!:::
Tam o sırada aracın altından bir ses geldi.TAK!
Herkes sustu.
Baki frene bastı.
— Yine mi?
Mehmet Fikret:
— Araba yine bozuldu!
İpçi Erdoğan:
— Yok.
Nuri Hoca:
— Nereden biliyorsun?
Erdoğan:
— Bu sefer başka bir ses.
— Ne sesi?
— Taşa çarptı.
Baki:
— Nereden anladın?
Erdoğan:
— Bu sefer kaputu açmadım.
Herkes güldü.
Fakat birkaç metre ilerledikten sonra araç gerçekten durdu.
Motor yine sustu.
Baki kontağı çevirdi.
Çalışmadı.
Bir daha denedi.
Çalışmadı.
Sami Hoca:
— Şaka gibi.
Mehmet Fikret:
— Ben yürümem.
Nuri Hoca:
— Bu sefer yürümeyeceksin.
— Ne yapacağız?
Nuri Hoca:
— Arabayı iteceğiz.
Herkes arabadan indi.
Baki:
— Üçe kadar sayıyorum.
— Bir...
— İki...
— Üç!
Herkes itti.
Araba hareket etti.
Fakat araç çalışmıyordu.
Bir süre sonra yokuş aşağı hızlanmaya başladı.
Türkmenoğlu:
— Fren!
Baki:
— Fren tutmuyor!
Bir anda herkes panikledi.
Mehmet Fikret:
— ARABA GİDİYOR!
Nuri Hoca:
— BAKİ ABİİİİ!
Baki direksiyona asıldı.
— TUTUNUN!
Araç yokuş aşağı hızlanıyordu.
İpçi Erdoğan:
— ATLAMAYIN!
Mehmet Fikret:
— SEN BUNU NİYE SÖYLÜYORSUN?!
Araç birkaç saniye sonra büyük bir sarsıntıyla durdu.
Herkes öne doğru savruldu.
Sessizlik.
Kimse konuşmuyordu.
Sonunda Sami Hoca:
— Herkes iyi mi?
Baki:
— İyiyim.
Nuri Hoca:
— Ben iyiyim.
Türkmenoğlu:
— Ben de.
Erdoğan:
— Ben de.
Mehmet Fikret:
— Ben...
Herkes ona baktı.
— Benim ayağım daha çok ağrıyor.
Baki:
— Allah'ım...
Telefonların ışıklarıyla etrafa baktılar.
Ama artık nerede olduklarını hiçbiri bilmiyordu.
Patika kaybolmuştu.
Harita kaybolmuştu.
Köy görünmüyordu.
Ana yol görünmüyordu.
Üstelik telefonların şarjı yüzde onlara düşmüştü.
Nuri Hoca:
— Kimsenin telefonunu gereksiz yere kullanmayın.
İpçi Erdoğan:
— Benim yüzde üç.
Mehmet Fikret:
— Benim yüzde iki.
Sami Hoca:
— Benim kapandı.
Türkmenoğlu:
— Benim de.
Baki telefonuna baktı.
— Benim yüzde sekiz.
Nuri Hoca:
— Benim yüzde on iki.
Herkes Nuri Hoca'ya baktı.
Mehmet Fikret:
— Hocam, sen bizim umudumuzsun.
Nuri Hoca:
— Bana niye öyle bakıyorsunuz?
— Çünkü telefonun var.
— Telefonum var da çekmiyor.
Herkesin morali yeniden bozuldu.
Tam o sırada uzaktan bir ses geldi.
Uuuuuuuuuuuuu......
Herkes dondu kaldı.
Mehmet Fikret:
— O neydi?
Türkmenoğlu:
— Kurt olabilir.
Sami Hoca:
— Kurt mu?
Erdoğan:
— Kurt.
Baki:
— Nereden biliyorsun?
— Sesinden.
Nuri Hoca:
— Sen daha önce hiç kurt gördün mü?
Erdoğan:
— Hayır.
— O zaman nereden biliyorsun?
— Televizyondan.
Mehmet Fikret:
— Allah aşkına şu adama bir şey sormayın.
Devam Edecek
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.