Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 7

Gece ilerliyordu.Altı arkadaş yolun kenarında oturmuştu.Kimsenin konuşacak hali kalmamıştı.

Mehmet Fikret:

— Ben bir şey söyleyeceğim.

— Söyle.

— Şu anda önümde bir tabak kuru fasulye olsa...

Baki:

— Ne yaparsın?

— Deli gibi yumulurum yemeğe.

Sami Hoca:

— Ben de.

Nuri Hoca:

— Ben ekmek bile istemiyorum.

Türkmenoğlu:

— Ben sadece sıcak bir çay istiyorum.

Erdoğan:

— Ben de sucuklu yumurta.

Herkes Erdoğan'a döndü.

Mehmet Fikret:

— Senin hayallerin bile yemek.

Erdoğan:

— Açlık tepeme vurdu ne yapayım..

Bir süre sessizlik oldu.Sonra Baki ayağa kalktı.

— Böyle bir şey yapmadan boş boş oturamayız arkadaşlar.

Nuri Hoca:

— Ne yapacağız?

— Bir ışık bulacağız.

Herkes ayağa kalktı.Fakat bu kez Sami Hoca ile Mehmet Fikret'in ayakları iyice kötüleşmişti.

Sami Hoca:

— Ben yürüyemiyorum artık.

Mehmet Fikret:

— Ben de.

Baki ile Nuri Hoca birbirlerine baktılar.

Nuri Hoca:

— Yine mi?

Baki:

— Mecbur bacanak ne yapalım? Ya bunları bir uçurumdan aşağı atacağız ya da canımızı dişimize takıp sırtlayacağız.Madem ki beraber yola çıktık. Öyleyse ya devlet başa ya kuzgun leşe. Anca beraber kanca beraber..

Şampiyon Baki Mehmet Fikret'i sırtına aldı.

Nuri Hoca da Sami Hoca'yı.

Erdoğan önden fener tutuyordu.

Türkmenoğlu arkadan geliyordu.

Böylece gecenin karanlığında dört yürüyen, iki sırtlanan adamdan oluşan garip bir kafile ortaya çıktı.Bir gören olsa "Aha cinler geliyor "Diye korkudan bir kilometre öteye kaçardı.

Bir süre sonra Mehmet Fikret Baki'nin sırtında:

— Baki...

— Buyur.

— Yoruldun mu gardaşım?

— Biraz.

— İstersen beni indir.

Baki:

— İndireyim.

— Yok, yok. Devam et.

Baki:

— Allah seni bildiği gibi yapsın, ne diyeyim. Yine hemen kıvırdın.

Öte yandanSami Hoca:

— Nuri Hoca, çok yoruldun ama biraz daha dayan.

— Ben ağır mıyım?

— Hayır.

— Emin misin?

— Hayır.

Tam herkesin umudu tükenmek üzereyken Erdoğan bağırdı:

— IŞIK!

Herkes başını kaldırdı.Gerçekten de uzaklarda küçük bir ışık görünüyordu.

Baki:

— Ev mi?

Türkmenoğlu:

— Galiba.

Nuri Hoca:

— Hadi Bacanak biraz daha gayret. Şu sırtımızdaki tafralardan bir an önce kurtulalım.!

Herkes ışığa doğru ilerledi.Yaklaştıkça ışık büyüdü.Sonunda küçük bir evin önüne geldiler.Kapıyı yaşlı bir kadın açtı.

Karşısında altı perişan adam görünce şaşırdı.Önce korkup geriye kaçtı. "Bunlar insan mı cin mi diye korka korka uzun uzun baktı.Sonunda bir zarar gelmeyeceğine kalbi kanaaat getirince içeri aldı.

— Siz kimsiniz?

Nuri Hoca nefes nefese:

— Teyze...

— Buyurun?

— Biz... kaybolduk.

Kadın baştan aşağı onları süzdü.

Sonra:

— Belli.

dedi.

Herkes sustu.

Kadın:

— Gelin içeri.

Altı kafadar hayatlarında hiç kimsenin "gelin içeri" sözünü bu kadar güzel söylediğini düşünmemişti.İçeri girdiler.Ev sıcacıktı.Sobanın üzerinde çaydanlık kaynıyordu.Bir köşede ekmek vardı.Mehmet Fikret ekmeği görünce gözleri ışıdı.

— Teyze...

— Buyur ?

— O ekmek mi?

Kadın şaşkın şaşkın baktı.

— Evet.

Mehmet Fikret:

— Çok şükür.

Kadın önlerine sıcak çorba koydu, ekmek, peynir,yumurta, patates ve varsa getirdi.Altı kafadar bir anda sofraya saldırdı.

Nuri Hoca:

— Yavaş yiyin be boğulacaksınız!Kimse onu dinlemedi.

Baki:

— Sıcak çorba...

Sami Hoca:

— Hayatımda bu kadar güzel çorba içmedim.

Türkmenoğlu:

— Teyze, Allah senden razı olsun.

İpçi Erdoğan ağzı dolu dolu:

— Şu yumurtadan biraz daha var mı?

Mehmet Fikret:

— Erdoğan, sen utanmıyor musun?

Erdoğan:

— Hayır.Niye utanayım ki? İkram ediyor biz de yiyoruz. Bu kadar basit.

Kadın gülümsedi.

— Daha var sen onlara bakma. Güzelce karnını doyur..

Erdoğan:

— Teyze, Allah seni başımızdan eksik etmesin.

Herkes gülmeye başladı.Yemekler yenildi.Çaylar içildi.Sonunda evin sahibi kadın sordu:

— Nereye gidiyordunuz?

Nuri Hoca:

— Divriği'ye.

Kadın:

— Hangi yoldan geldiniz?

Altı arkadaş birbirine baktı.Kimse cevap veremedi.

Kadın:

— Siz yolu nasıl buldunuz?

İpçi Erdoğan:

— Biz yolu bulmadık.

Kadın:

— Ne yaptınız?

Mehmet Fikret:

— Yol bizi buldu.

Kadın kahkahayı bastı. Biraz düşündükten sonra:

— Divriği'ye giden ana yol buradan çok uzakta.

Nuri Hoca:

— Ne kadar?

— Yürüyerek iki saat.

Herkesin yüzü düştü.

Baki:

— İki saat mi?

Kadın:

— Ama sabah sizi oğlum götürür.

Sami Hoca:

— Allah razı olsun.

Mehmet Fikret:

— Teyze, burada yatabilir miyiz?

Kadın:

— Elbette.

Mehmet Fikret:

— O zaman ben yarın sabaha kadar kalkmam.

İpçi Erdoğan:

— Ben de.

Nuri Hoca:

— Ama yarın Divriği'ye gideceğiz.

Mehmet Fikret gözlerini kapattı.

— Ulu Camii kaç yüz yıllık?

Nuri Hoca:

— Sekiz yüz küsur.

— Sekiz yüz yıl beklemiş.Bir yüzyıl daha beklesin.Herkes kahkahaya boğuldu.

Fakat gece yarısı herkes uykuya dalarken dışarıdan bir ses geldi."Güm... Güm   Güm   "

Baki gözlerini açtı.Nuri Hoca doğruldu.

Sami Hoca:

— Ne oluyor?

Türkmenoğlu:

— Dışarıdan geldi.

İpçi Erdoğan fısıldadı:

— Kurtlar olabilir.

Mehmet Fikret battaniyenin altından:

— Erdoğan, sus! Ağzını hayır aç.

Bir kez daha:GÜM!Bu kez kapının hemen önünden gelmişti.Herkes birbirine baktı.

Nuri Hoca:

— Baki Abi...

— Buyur hocam.

— Kalk.

— Nereye?

— Bakalım.

Baki ayağa kalktı.Erdoğan da peşinden geldi.Kapıya yaklaştılar.Nuri Hoca kapıyı yavaşça açtı.Dışarı baktı.Ve...

Bir anda:MÖÖÖÖÖÖÖÖÖ

Baki sıçradı.Erdoğan geriye kaçtı.Nuri Hoca kapıyı kapattı.İçeridekiler:

— Ne oldu?

Nuri Hoca derin bir nefes aldı.

— İnekmiş yav Ödümüzü kopardı.

Mehmet Fikret battaniyenin altından çıktı.

— Ben de zaten inek olduğunu anlamıştım.

Baki:

— Sen niye çıkmadın ya beyfendi?

— Ayağım ağrıyor.

Herkes gülmeye başladı.

Ve o gece, altı kafadarın Divriği macerası daha Ulu Camii'yi görmeden, bir bozulan araba, kaybolan bir yol, bir köy ustası, açlık, yorgunluk, sırtında taşınan iki arkadaş, gece karanlığı, kurt sanılan sesler ve kapının önündeki bir inek sayesinde unutulmaz bir hâle gelmişti.

Ama sabah olduğunda onları daha büyük bir sürpriz bekliyordu.

Çünkü evin sahibi kadının oğlu, onları Divriği'ye götürmek için geldiğinde ilk söylediği cümle şu olacaktı:

"Arabayı nereye bıraktınız?"

Altı arkadaş yine birbirine bakacaktı.

Çünkü...Hiçbiri arabayı tam olarak nereye bıraktığını hatırlamıyordu.

Devam Edecek


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 7

Nuri Baş Nuri Baş