Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 5
Altı kafadar, nihayet bozulan arabayı çalıştırmayı başarmış, saatlerdir peşinde koştukları köyden kurtulmuş ve tekrar Divriği yoluna koyulmuşlardı.Fakat hiç kimsenin neşesi eski yerinde değildi.Güneş çoktan batmıştı.Dağların üzerine ağır bir karanlık çökmüş, yolun iki tarafındaki tepeler siyah birer duvar gibi görünmeye başlamıştı.Arabanın içindeki tek ışık, gösterge panelinin soluk aydınlığıydı.
Sami Hoca arka koltukta ayağını uzatmıştı.Mehmet Fikret de diğer ayağını uzatmış, ikisi yan yana oturup sessizce ağrılarını çekiyordu.Şampiyon Baki direksiyondaydı.Nuri Hoca yanında oturuyordu.İpçi Erdoğan ile Türkmenoğlu arka tarafta kendi aralarında fısıldaşıyordu.Bir süre kimse konuşmadı.Sonra Mehmet Fikret'in sesi duyuldu:
— Baki...
— Buyur.
— Bir şey soracağım.
— Sor.
— Biz Divriği'ye gidiyoruz değil mi?
— Evet.
— Emin misin?
Baki:
— Eminim.
— Çünkü bugünkü yaşadıklarımızdan sonra artık hiçbir şeyden emin değilim.
Türkmenoğlu güldü.
— Sen daha önce de emin değildin.
Mehmet Fikret:
— Benim tek emin olduğum şey aç olduğum.
İpçi Erdoğan:
— Ben de acıktım.
Nuri Hoca:
— Biraz sabredin. Bir yere çıkınca yemek yeriz.
Tam o sırada Baki frene hafifçe bastı.
— Şuraya bakın.
Herkes ön cama doğru eğildi.Yolun yaklaşık yüz metre ilerisinde, karanlığın içinde sarımtırak bir ışık yanıp sönüyordu.
Mehmet Fikret:
— O ne?
Türkmenoğlu:
— Ev olabilir.
Erdoğan:
— Bence araba.
Baki:
— Araba olsa farları iki tane olur.
Erdoğan:
— Biri bozuk olabilir.
Nuri Hoca:
— Yaklaşalım bakalım.
Baki yavaşladı.Araç ışığa doğru ilerledi.Yaklaştıkça ışığın bir kulübeden geldiği anlaşıldı.Kulübenin önünde de eski bir tabela vardı.Ancak tabela öylesine eskimişti ki üzerinde ne yazdığı belli olmuyordu.Baki aracı durdurdu.
— İnip bakalım mı?
Herkes birbirine baktı.
Sami Hoca:
— Ben inmeyeyim.
Mehmet Fikret:
— Ben de.
Nuri Hoca:
— Neden?
Sami Hoca:
— Ayak.
Mehmet Fikret:
— Benim de.
Baki:
— İyi de az önce arabadan çıkıp ustayı üç saat aradınız.
Mehmet Fikret:
— O zaman mecburduk.
İpçi Erdoğan kapıyı açtı.
— Ben bakarım.
Sami Hoca:
— Sen gitme.
— Niye?
— Senin baktığın her yerde başımıza başka iş geliyor.
Erdoğan:
— Ben gidiyorum.
Türkmenoğlu:
— Ben de geleyim.
İkisi araçtan indi.Karanlığın içinde kulübeye doğru yürüdüler.Diğerleri arabanın içinde bekliyordu.Bir dakika geçti.İki dakika geçti.Üç dakika...
Nuri Hoca camdan dışarı baktı.
— Nerede bunlar?
Baki:
— Kulübeye girdiler galiba.
Tam o sırada kulübenin içinden büyük bir gürültü geldi.GÜMMMMMM!
Baki:
— Erdoğannnnnn!
Cevap gelmedi.
Mehmet Fikret:
— Kesin bir şey oldu.
Sami Hoca:
— Ben demiştim.
Baki arabadan indi.Nuri Hoca da peşinden gitti.Sami Hoca ile Mehmet Fikret ise birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Sonra Mehmet Fikret:
— Biz de mi gitsek?
Sami Hoca:
— Ayak?
— Ağrıyor.
— O zaman bekleyelim
Baki, tekrar" Erdoğannnnnn!..." diye bağırdı. Yine cevap alamadı."Allah , Allah! Ne oldu yav bunlara? Haydi bacanak bir bakalım şunlara" diyerek Nuri Hoca'yla beraber kulubeye doğru yürümeye başladılar.
Devam Edecek
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.