Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Nehir

Dağın içinde

bir su vardır önce.


Kimsenin bilmediği.


Kayaların birbirine yaslandığı

o sağır karanlıkta

ince bir damar gibi ilerler.


Henüz ışık görmemiştir.


Henüz gökyüzünün

ona vereceği bir adı yoktur.


Sadece

aşağıya doğru

ısrar eder.


Bir gün

bir kayanın altından çıkar.


Öyle büyük bir şey değildir bu.


Bir avuç su.


Bir avuç serinlik.


Fakat dağ,

içinden bir şey eksildiğini

o gün fark eder.



İlk düştüğü taşın üzerinde

gökyüzü parçalanır.


Su, göğü taşıyamaz.


Her rüzgârda

bulutlar yer değiştirir.


Her bulutta

suyun yüzü değişir.


Bir serçe gelir,

başını eğip içer.


Gökyüzünden küçük bir parça

gagasına takılır.


Sonra uçar.


Su arkasından bakmaz.


Belki suyun ilk öğrendiği şey budur:


Kendisinden ayrılan her şey

geri dönmek zorunda değildir.



Aşağıda taşlar vardır.


Yuvarlak olanlar.


Keskin olanlar.


Yolunu kapatanlar.


Su hiçbirini düşman bilmez.


Bir taşın önünde

bir gece kalır.


Sonra bir gece daha.


Yıllar boyunca

aynı yere dokunur.


Taş yerinde durur.


Su da.


Fakat bir sabah

taşın içinde

suyun eski parmak izleri vardır.


İnsan buna aşınma der.


Nehir başka bir isim bilir:


geçmek.



Kış gelir.


Nehir donar.


Üstüne kar yağar.


Bir çocuk

buzun üzerine adını yazar.


Yanına bir kalp.


Bir ok.


Bir tarih.


Akşam olur.


İsim kalır.


Gece boyunca

altındaki su yürür.


Sabah güneş çıkar.


Önce kalbin içi erir.


Sonra okun ucu.


En son tarih.


Öğleye varmadan

çocuğun adı da

suyun içine düşer.


Nehir

hiçbir ismi uzun süre

taşımak için yaratılmamıştır.



İlk köprü

suyun üzerinden değil,

insanın korkusunun üzerinden kurulur.


Karşıya geçmek için.


Sonra ikinci köprü.


Sonra üçüncü.


Taş kemerler.


Demir korkuluklar.


Beton ayaklar.


Nehir bunların altında

aynı eski karanlıkla akar.


Bir gün yatağını değiştirir.


Köprü yerinde kalır.


Fakat artık

altından hiçbir şey geçmez.


Yolunu kaybeden

nehir değildir.


Köprüdür.



Şehir büyür.


Nehir daralır.


Kıyısına duvarlar çekilir.


Suyun içine

fabrika ışıkları düşer.


Gece olduğunda

nehir yıldızları değil,

vardiya lambalarını taşır.


Bir işçinin cebinden düşen

paslı bir vida

dibe çöker.


Yıllarca orada kalır.


Üzerinde yosun büyür.


Yosunun içinde

küçücük bir canlı saklanır.


Şehir yukarıda

kendisini dünyanın sahibi sanırken,


aşağıda

bir vida,


bir yosun,


bir yumurta


kendi sessiz tarihini kurar.


Nehir hiçbirini alkışlamaz.


Hiçbirini küçümsemez.


Sadece

hepsine yer açar.



Bir yaz

su çekilir.


Kıyının çamurunda

eski bir evin anahtarı çıkar.


Bir çorba kaşığı.


Bir çocuk tokası.


Kırılmış mavi bir tarak.


Birinin cebinden düşmüş

yıllar önceki bir madeni para.


Kimse bunların sahiplerini bilmez.


Nehir de bilmez.


Ama onları

yıllarca saklamıştır.


Su çekilince

unutulmuş şeyler

yeniden ağırlık kazanır.


İnsan geçmişi

hatırladığında değil,


ayağının altında

ona rastladığında


tanır bazen.



Sonra yağmur gelir.


Bir gece.


İkinci gece.


Üçüncü.


Dağların bütün sessizliği

aynı anda çözülür.


Nehir kabarır.


Kıyısındaki söğüt

kökleriyle birlikte kalkar.


Dallarında üç yuva vardır.


Birinde yumurta.


Birinde boş kabuk.


Birinde

yalnızca yağmur.


Ağaç suya düşer.


Nehir onu alır.


Ne yumurtayı koruyabilir,


ne boş kabuğa hayat verebilir,


ne yağmuru durdurabilir.


Bazı şeyleri taşımakla

kurtarmak arasında

çok büyük bir mesafe vardır.


Nehir bunu bilir.



Daha aşağıda

iki su birleşir.


Biri dağdan gelmiştir.


Soğuk.


Saydam.


İçinde karın tadı.


Öteki

ovaların içinden geçmiştir.


Ilık.


Bulanık.


Şehirlerin pasını taşır.


Bir süre

iki renk yan yana akar.


Sonra çizgi kaybolur.


Hangisinin nerede bittiğini

kimse söyleyemez.


Su birbirini temizlemez.


Birbirini kirletmez.


Sadece

birbirine dönüşür.



Nehir büyüdükçe

başlangıcından uzaklaşır.


Artık dağın suyu değildir.


Yağmurun da değil.


Karın da değil.


Toprağın altında bekleyen

o ilk karanlığın da değil.


Bütün bunların

birbirine karışmış hâlidir.


İnsan da böyledir belki.


Bir babanın sesi

bir yabancının bakışında kalır.


Bir çocukluk korkusu

elli yıl sonra

başka bir kapının önünde uyanır.


Bir zamanlar söylenmiş

tek bir cümle

yıllar sonra

başkasının ağzından geri gelir.


İnsan kendi hayatını

tek başına taşımaz.


Bazen

başkalarının bıraktığı suyla akar.



Nehir bir yerde

yerin altına girer.


Gözden kaybolur.


Üstünde yollar vardır.


Evler.


Arabalar.


İnsanlar.


Kimse aşağıdaki suyu görmez.


Karanlığın içinde

kendi yatağını bulur.


Sonra başka bir yerde

yeniden çıkar.


Aynı su mudur?


Kimse cevap veremez.


Ama çıktığında

taşın yüzü ıslaktır.


Ve taş,

uzun zamandır beklediği şeyi

tanır.



Yıllar sonra

bir adam gelir kıyıya.


Elinde eski bir fotoğraf vardır.


Fotoğrafta

nehir daha dar.


Köprü daha küçük.


Bir çocuk

suyun kenarında duruyor.


Adam fotoğrafı suya tutar.


Kendi yüzüne bakmaz.


Çocuğa bakar.


Uzun süre.


Sonra fotoğrafı katlar.


Cebine koyar.


Nehir hiçbir şey söylemez.


Ama adam giderken

bir an durur.


Çünkü suyun içinde

çocukluğunun sesini değil,


artık geri dönmeyecek

birinin suskunluğunu duymuştur.


Nehir

bazı kayıpları geri getirmez.


Sadece

onların içimizde hangi yatağı açtığını gösterir.



Sonra ova başlar.


Nehir genişler.


Hızı azalır.


Bir zamanlar

taşları yaran su

şimdi sazların arasından

neredeyse görünmeden geçer.


Kolları çoğalır.


Bir kol

bataklığa saplanır.


Bir kol

tuzlu toprağa.


Bir kol

kumların altında kaybolur.


Nehir azalıyor sanırsın.


Oysa çoğalıyordur.


Bütün olmak için

tek bir yatağa ihtiyacı kalmamıştır.



Sonunda

hava değişir.


Suyun üzerinde

ince bir tuz kokusu.


Kıyıda kuşlar.


Uzakta

denizin ağır sesi.


Nehir yavaşlar.


Dağdan beri taşıdığı

taşları,


şehirden aldığı pası,


kökleri,


kabukları,


külü,


çocukların attığı taşları,


unutulmuş anahtarları,


yağmurun karanlığını


birlikte getirir.


Hiçbirini ayıklamaz.


Çünkü yolun sonunda

temiz kalmak değil,


bütün kalmak vardır.



Deniz görünür.


Nehir

ona kavuşmaz.


Bir süre

kıyıda kendi sesini taşır.


Sonra

suyun içindeki sınır

yavaşça silinir.


Dağdan beri taşıdığı

her şey

artık aynı genişliğin içindedir.


Taşlar.


Pas.


Kökler.


Kabuklar.


Kül.


Unutulmuş anahtarlar.


Hiçbiri

eski adını istemez.


Nehir de istemez.


Yatağını bırakır.


Yönünü bırakır.


Adını bırakır.


Ama su

eksilmez.



Gece iner.


Ay,

suyun üzerinde

tek bir yol bırakır.


Nehir o yola bakmaz.


Çünkü artık

gideceği yeri

kendisinin seçmesi gerekmiyordur.


Akıntı onu taşır.


Sınır yoktur.


Geri dönüş yoktur.


Tutunacak kıyı yoktur.


Sadece

sessizce genişleyen

bir varlık vardır.


Ve su,


ilk kez

kendi adını söylemeden

vardığı yerde kalır.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Nehir

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık