Metalik Soğukluk
Ellinci kat.
Cam cephede patlayan şimşek,
içerideki ölü sessizliği ikiye bölüyor.
Bloomberg ekranları:
Yeşil ve kırmızının kör, etobur savaşı.
Rakamlar etlensin diye,
insan etinin kıyıldığı steril mezbaha.
Klavyelerin mekanik tıkırtısı,
omurga kemiklerinin kırılış sesine karışıyor.
Elimde karton bardak;
içinde soğuyan kahve.
Az önce imzaladığım tasfiye kararı,
masada taze bir ceset gibi duruyor.
Mürekkep henüz kurumadı,
altında on binlerce ciğerin son nefesi.
Avizelerin kör edici lüksü,
ekrandaki hücreyi gizlemeye yetmiyor.
Pahalı parfümlerin saklayamadığı leş kokusu.
Fakülte amfilerinde ezberlediğim ipek teoriler,
kâr marjı dişlilerinde çoktan çürüdü.
Şimdi her bilanço tablosunda insan,
iki çizgi arasına sıkıştırılmış,
isimsiz, tekinsiz birer dipnot.
Yukarıdan düşen tek bir imza,
binlerce varoş evinin kapısına
gece yarısı çakılan bir tabut çivisi.
Bir ailenin tenceresinde kaynayan son sıcak çorba,
kaç kaldıraçlı işlem eder bayım?
Hangi olasılık hesabı tartar,
yalın ayak bir çocuğun beton kaldırımdaki sızısını?
Büyüme oranları ekranda birbirine bağlanırken,
gökdelenlerin devasa, siyah gölgesi
sokaklara yayılıyor.
Mesai bitimi.
Klimaların üflediği yapay, aseton kokulu havadan kaçıyorum.
Sokağın çamuru intikam gibi yapışıyor İtalyan derisine.
Dokunmatik ekranların pürüzsüz yalanında geziniyor parmaklarım;
dişlerimin arasında imzanın mürekkep tadı.
Bu özel kesim kumaş,
kaç kez asit banyosuna girse nafile.
Çıkmıyor gözeneklerimden
finansın isi, insan külü.
Dünyayı yönettiğini sanan bu cüzdan,
ruhumu tefeci tezgâhında rehin bırakıyor.
Dışarıda, şakakları zonklayan kalabalık.
Ekonomi mecmualarının kuşe kâğıtlarında
parlatılan “vizyoner” hayaleti izliyorlar.
Oysa içeride,
her kuruşta kendi gırtlağını sıkan
muazzam bir iflasım ben.
İlk toplumsal dip dalgasında,
likidite krizi vurduğunda,
kendi ellerimle diktiğim bu cam mezarlıkta
kendi kemiklerimi arayacağım.
O nasırlı eller bir gün bu lobiyi basacak.
Mermer sütunlarda başarı masallarım değil,
mutfak masalarında tırnakla kazınmış
icra dosyalarının uğultusu yankılanacak.
Müfettiş kapıyı çalacak bir gün,
belki de Azrail kılığında.
Geriye koca bir batık,
büyük harflerle kusulmuş
bir ihanet kalacak.
Saat gece yarısı.
Bilgisayar fanlarının monoton, katran gibi uğultusu.
Cebimde titreyen son bildirim:
Kapanmamış bir pozisyon,
şah damarıma saplanan son teminat çağrısı.
Önümde duran,
kendi adıma kesilmiş son tahliye emri.
Bu kez şirketler değil,
benim kendi sıcak kanım tasfiye edilen.
Ekran hâlâ açık.
Kırmızı bir çizgi aşağı doğru çakılıyor,
sonu yokmuşçasına.
Ben bakıyorum.
İçimde bir yerde,
hiçbir borsanın fonlayamayacağı şey
çoktan intihar etti.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.