Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 9


Kafile yavaş yavaş ilerlemeye başladı.

Arabayı traktör çekiyordu.

İpçi Erdoğan sürekli camdan kafasını çıkarıp:

— Yavaş!

diye bağırıyordu.

Traktörü kullanan genç dönüp:

— Daha ne kadar yavaşlayayım?

— Arabamız var arkamızda.

— Zaten biliyorum.

— Dikkat et.

— Ediyorum.

Baki:

— Erdoğan, adam senden daha iyi biliyor.

Mehmet Fikret:

— Erdoğan'ın hayatında her şey başkasına talimat vermek.


Bir süre sonra yol kenarında bir çeşme gördüler.

Köylü genç:

— Burada duralım mı?

Herkes bir ağızdan:

— DUR!

İndiler.

Sularını doldurdular.

Yüzlerini yıkadılar.

Mehmet Fikret suyu içti.

— Hayatımda böyle su içmedim.

Türkmenoğlu:

— Çünkü üç saattir su içmiyorsun.

Mehmet Fikret:

— O da doğru.

Tam yeniden hareket edeceklerdi ki İpçi Erdoğan cebine baktı.

— Benim telefon yok.

Herkesin yüzü düştü.

Sami Hoca:

— Yine mi?

Erdoğan:

— Gerçekten yok.

Mehmet Fikret:

— Nerede kullandın?

— Çeşmede.

Nuri Hoca:

— Git bak.

Erdoğan çeşmenin yanına gitti.

Bir dakika sonra geri geldi.

— Buldum.

Baki:

— Nerede?

Erdoğan cebinden telefonu çıkardı.

— Diğer cebimdeymiş.

Herkes bir anda bağırdı:

_ERDOĞANNNNN!

Saatler sonra nihayet uzakta Divriği'nin silueti görünmeye başladı.

Nuri Hoca'nın gözleri parladı.

— İşte!

Herkes ayağa kalkmaya çalıştı.

Mehmet Fikret:

— Ulu Camii nerede?

Baki:

— Daha ilçeye girmedik.

Sami Hoca:

— Ama artık geldik sayılır.

Türkmenoğlu:

— Bu yolculuktan sonra Divriği'ye değil, İstanbul'a gitmiş gibi olduk.

İpçi Erdoğan:

— Bence macera güzeldi.

Mehmet Fikret:

— Sen bir de bizim ayaklarımızı sor.

İlçeye girdiklerinde herkes rahatlamıştı.

Ama tam o sırada traktör durdu.

Köylü genç:

— Buradan sonra arabayı bırakalım.

Nuri Hoca:

— Neden?

— Şehir içine traktörle giremeyiz.

Herkes yine birbirine baktı.

Sami Hoca:

— Peki araba?

— Arabayı burada bırakıp yürüyebilirsiniz.

Mehmet Fikret:

— Yürümek mi?

Baki:

— Mecburuz.

Mehmet Fikret iki eliyle yüzünü kapattı.

— Ben bu geziye niye geldim? Ocağın batsın Nuri Hoca ! Hep senin yüzünden bunlar.

Nuri Hoca:

— Ulu Camii'yi görmek için.

— Ben artık sadece bir sandalye görmek istiyorum.


Altı arkadaş yavaş yavaş yürümeye başladı.

Sami Hoca ve Mehmet Fikret'in ayakları hâlâ ağrıyordu.

Şampiyon Baki bir süre sonra yine Sami Hoca'yı sırtına almak istedi.

Nuri Hoca:

— Baki Abi, sen Mehmet'i taşı.

— Hocam sen kimi taşıyacaksın?

Nuri Hoca:

— Sami Hoca'yı tabi. Kimi olacak?

Sami Hoca:

— İkinize de yazık.

Mehmet Fikret:

— Benim için sorun yok.

Baki:

— Sen sus.

Ve iki kahraman yine arkadaşlarını sırtlarına aldı.

Divriği sokaklarında karşıdan gelen insanlar bu manzaraya şaşkın şaşkın bakıyordu.Ömürlerinde böyle bir manzarayla karşılaşmamışlardı.

Bir adam yanındakine:

— Bunlar kim?

diye sordu.

Diğeri:

— Bilmiyorum.

— Turist mi?

— Galiba.

— Niye birilerini sırtlarında taşıyorlar?

Tam o sırada İpçi Erdoğan:

— Ayakları ağrıyor!

diye cevap verdi.

Adam şaşkın şaşkın baktı.

— Geçmiş olsun.

Erdoğan:

— Sağ olun!

Mehmet Fikret:

— Erdoğan, niye herkese anlatıyorsun?

— İnsanların kafası karışmasın diye.

Nihayet Ulu Camii'nin bulunduğu meydana geldiler.

Herkes durdu.

Uzun süre konuşmadılar.

Çünkü karşılarında bütün bu yolculuğun sonunda ulaşmak istedikleri muhteşem eser duruyordu.

Nuri Hoca:

— İşte arkadaşlar...

Sami Hoca:

— Değdi.

Mehmet Fikret:

— Hem de nasıl.

Baki:

— Bunca çileden sonra insan daha farklı bakıyor.

Türkmenoğlu:

— Doğru.

İpçi Erdoğan:

— Ben bir şey söyleyeceğim.

Herkes ona döndü.

— Ne?

Erdoğan ciddi bir ifadeyle:

— Ben acıktım.

Beş kişi birden kahkahayı bastı.

Nuri Hoca:

— Erdoğan, sen değişmeyeceksin.

— Ne yapayım hocam?

Mehmet Fikret:

— Hadi yemeğe.

Bu söz üzerine herkes bir anda canlandı.

Sanki ayakları hiç ağrımamıştı.

Sanki bütün gece yürümemişlerdi.

Sanki araba bozulmamıştı.

Sanki kaybolmamışlardı.

Altı kafadarın tamamı aynı anda yemeğin peşine düştü.

Fakat tam lokantanın kapısına geldiklerinde Nuri Hoca cebine el attı.

Sonra diğer cebine.

Cüzdanını aradı.

Bulamadı.

Baki:

— Ne oldu?

Nuri Hoca:

— Cüzdanım yok.

Herkes dondu.

Sami Hoca:

— Nerede bıraktın?

Nuri Hoca:

— Bilmiyorum.

İpçi Erdoğan:

— Ben demiştim.

Mehmet Fikret:

— Sen ne demiştin?

Erdoğan:

— Bir şeyler daha çıkacak demiştim.

Ve altı kafadar birbirine bakarken...

Mehmet Fikret'in yüzünde yavaş yavaş bir gülümseme belirdi.

— Arkadaşlar...

— Ne?

— Galiba bizim Divriği macerası daha bitmedi.

Şampiyon Baki:

— Nereden çıkardın?

Mehmet Fikret:

— Çünkü Nuri Hoca'nın cüzdanını bulmak için...

Bir an durdu."Yine yürümemiz gerekecek."

Altı kafadarın yüzündeki gülümseme bir anda silindi.

Sami Hoca ayağına baktı.

Mehmet Fikret kendi ayağına baktı.

Baki'nin sırtı ağrıyordu.

Nuri Hoca başını ellerinin arasına aldı.

Türkmenoğlu:

— Ben bu hikâyeyi baştan anlatmaya razıyım ama bir daha yürümeye razı değilim.

İpçi Erdoğan:

— Ben cüzdanı bulurum.

Herkes bir anda ona döndü.

Nuri Hoca:

-Sen hiçbir yere gitmiyorsun!

Ve böylece altı kafadarın Divriği macerasında yeni bir bölüm daha açıldı:

KAYIP CÜZDAN OPERASYONU...

Fakat hiç kimse, cüzdanın nerede olduğunu bilmiyordu.

Ve cüzdanı ararken başlarına gelecekler, bugüne kadar yaşadıkları her şeyi aratacaktı...

DEVAM EDECEK...

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 3
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Dedelerinin Sivas Macerası 9

Nuri Baş Nuri Baş