Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Güz Rengi Geçitler

Karaköy iskelesinde

halatın gerilişi gibiydi yüzün.


Vapur kalktı.

Pervaneden saçılan köpükler

martı çığlıklarıyla yırtılan İstanbul göğüne karıştı.


Ben o gün anladım:

aşk, kitaplarda anlatılan süslü bir masal değil.


Ankara Garı’nda gece yarısı raylara düşen ayazdır bazen;

iki bilet arasında sıkışıp kalan titrek bir nefes,

şakağına çarpan rüzgârla

uykudan değil, hayatın içinden uyanmaktır.



Zaman, Toroslar’ın yamaçlarında

bir keçi patikası.


Arkamızda

çamurlu, kör virajlar.


Önümüzde yolun kendisi.


Gözlerinin karası geceye dönen derinlikle yarışırken

uzattığın parmaklar,

ovalara düşen ilk yağmurdur.


Ağzından çıkan tek bir fısıltı

haritaları tersyüz eder.


Surların gölgesinde

dilsiz bir ağıt gibi

dokunur içime.



Ege’nin eylül sabahları...


Tekne gövdesine çarpan tuzlu su

sızar aramıza.


Sen yoksan

bozkırın ortasında terk edilmiş bir ev gibi

uğuldar içim.


Bata çıka yürürüz

Anadolu’nun kimsesiz yollarında.


Gri şehirler.

Beton soğukluğu.

Kilometre levhaları.

Paslı tabelalar.

Yorgun otogarlar.


Hepsi geride kalır.


Çünkü şah damarından fırlayan

bu nehri

hiçbir sınır durduramaz.



Çoruh’un hırçın sularında

insan kendinden geçmez;


durulur.


Ve o durulukta

bir başkasının uçurumuna

kendini bırakmanın

korkunç hafifliğini öğrenir.


Hasankeyf’in sular altında kalan taşları kadar dürüsttür

bu bağlılık.


Seni,

kendinden sakladığın kuyulardan çıkarır.


Bakışın—


kurak bozkırda

aniden çatlayan bir çeşme.


Üzerimizde birikmiş büyük şehir tozlarını

yıkar geçer.


Ruhunu,

sınır boylarının sert rüzgârıyla

tek hamlede sıyırır.



Gönülden gönüle uzanan bu hat

tren hatlarından daha eski,

daha dilsiz.


Hayat omuzları çökerttiğinde

yükün altına giren bir kol vardır.


Bazen aşk dediğin

büyük sözler söylemez.


Tuzlu bir zeytini

bir somun ekmekle bölüşürken

parmakların birbirine değer.


O kadar.


Ama o küçücük temas bile

kavgalarla, hırslarla çürümüş toprağı

şefkatle genişletir.


İçimizdeki dipsiz coğrafya

orada yer bulur kendine.



Sonra meyhaneler kapanır.


Sandalyeler ters çevrilir.

Masalarda kalan son koku da

geceye karışır.


Bu aşk da bir gün

kendi sessizliğine çekilecek.


Bunu biliyorum.


Ama adımız—


bozkırın ortasında birbirine sarılan

iki yabani iğde ağacı gibi kalacak.


Göğsümüz,

peronlarda unutulmuş bavulların

paslı kilidi.


Gelsin şimdi

coğrafyanın bütün ayrılıkları.


Biz birbirimizi

bu topraklarda,


en yarasız yerimizden değil yalnız;


en çok da

geri dönülmez uçurumlarımızdan sevdik.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Güz Rengi Geçitler

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık