Güz Rengi Geçitler
Karaköy iskelesinde
halatın gerilişi gibiydi yüzün.
Vapur kalktı.
Pervaneden saçılan köpükler
martı çığlıklarıyla yırtılan İstanbul göğüne karıştı.
Ben o gün anladım:
aşk, kitaplarda anlatılan süslü bir masal değil.
Ankara Garı’nda gece yarısı raylara düşen ayazdır bazen;
iki bilet arasında sıkışıp kalan titrek bir nefes,
şakağına çarpan rüzgârla
uykudan değil, hayatın içinden uyanmaktır.
Zaman, Toroslar’ın yamaçlarında
bir keçi patikası.
Arkamızda
çamurlu, kör virajlar.
Önümüzde yolun kendisi.
Gözlerinin karası geceye dönen derinlikle yarışırken
uzattığın parmaklar,
ovalara düşen ilk yağmurdur.
Ağzından çıkan tek bir fısıltı
haritaları tersyüz eder.
Surların gölgesinde
dilsiz bir ağıt gibi
dokunur içime.
Ege’nin eylül sabahları...
Tekne gövdesine çarpan tuzlu su
sızar aramıza.
Sen yoksan
bozkırın ortasında terk edilmiş bir ev gibi
uğuldar içim.
Bata çıka yürürüz
Anadolu’nun kimsesiz yollarında.
Gri şehirler.
Beton soğukluğu.
Kilometre levhaları.
Paslı tabelalar.
Yorgun otogarlar.
Hepsi geride kalır.
Çünkü şah damarından fırlayan
bu nehri
hiçbir sınır durduramaz.
Çoruh’un hırçın sularında
insan kendinden geçmez;
durulur.
Ve o durulukta
bir başkasının uçurumuna
kendini bırakmanın
korkunç hafifliğini öğrenir.
Hasankeyf’in sular altında kalan taşları kadar dürüsttür
bu bağlılık.
Seni,
kendinden sakladığın kuyulardan çıkarır.
Bakışın—
kurak bozkırda
aniden çatlayan bir çeşme.
Üzerimizde birikmiş büyük şehir tozlarını
yıkar geçer.
Ruhunu,
sınır boylarının sert rüzgârıyla
tek hamlede sıyırır.
Gönülden gönüle uzanan bu hat
tren hatlarından daha eski,
daha dilsiz.
Hayat omuzları çökerttiğinde
yükün altına giren bir kol vardır.
Bazen aşk dediğin
büyük sözler söylemez.
Tuzlu bir zeytini
bir somun ekmekle bölüşürken
parmakların birbirine değer.
O kadar.
Ama o küçücük temas bile
kavgalarla, hırslarla çürümüş toprağı
şefkatle genişletir.
İçimizdeki dipsiz coğrafya
orada yer bulur kendine.
Sonra meyhaneler kapanır.
Sandalyeler ters çevrilir.
Masalarda kalan son koku da
geceye karışır.
Bu aşk da bir gün
kendi sessizliğine çekilecek.
Bunu biliyorum.
Ama adımız—
bozkırın ortasında birbirine sarılan
iki yabani iğde ağacı gibi kalacak.
Göğsümüz,
peronlarda unutulmuş bavulların
paslı kilidi.
Gelsin şimdi
coğrafyanın bütün ayrılıkları.
Biz birbirimizi
bu topraklarda,
en yarasız yerimizden değil yalnız;
en çok da
geri dönülmez uçurumlarımızdan sevdik.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.