Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
07.10.2026 · 24 · 0 · Tahmini 4 dk okuma
PDF olarak indir

“Gökyüzü Masalları 1 Düş Çınarı” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Gökyüzü Masalları 1 Düş Çınarı

Gökyüzü Masalları 1 Düş Çınarı

Bir varmış, bir yokmuş.


Evvel zaman içinde, âhir mekân içinde; develer tellal, pireler berber iken, ben ninemin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken, şu âlem içinde hiçbir haritada görünmeyen, gözlerden uzak Kaf Dağı’nın ötesinde Özlengi adında sırlı bir diyar varmış.


Öyle bir diyarmış ki adını duyanın kalbine merak düşer, gözleri ışıldarmış.


Günlerden bir gün, bir memleketten gözü pek ama gönlü pek telaşlı genç bir yolcu yollara düşmüş. Karnını doyurmak için uğradığı bir handa yaşlı hancının konuştuklarına kulak misafiri olmuş.


Hancı diyormuş ki:


“Dedemden işitmiş idim. Ona da dedesi söylemiş. Özlengi diyarında, Düş Çınarı’nın gölgesinde bir bilge dede yaşarmış. Uyku alıp rüya satarmış. Onun rüyasını bir kere görenin buralarla işi kalmazmış. Kalbinde bahar çiçekleri açarmış.”


Bu sözleri duyan yolcunun içine bir merak düşmüş. Hem de öyle böyle bir merak değil.

“Gidip bulayım şu dedeyi,” diye geçirmiş içinden. “En güzel rüyayı alırım. Bu konuşanlara da caka satarım.”


Böylece vurmuş kendini yollara.


Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Yolu kime sorsa herkes başka bir sırlı kelâm söylemiş yolcuya. En nihayet bir bozkırda kör bir çobana rastlamış.


“Hey çoban!” diye seslenmiş. “Özlengi diyarını bilir misin? Ulu bir bilgeyi ararım orada.”


Yaşlı çoban gülümsemiş.


“Evlat, ne diye ararsın orayı? Bu hâlde ararsan bulamazsın.”


Yolcu bu söze dudak bükmüş.


“İhtiyar işte,” deyip atına binmiş.


Fakat günler haftalara, haftalar aylara karışınca, kibrinin yorgunluğa yenildiği sisli bir akşamüstü, bir dağın yamacında bir söğüt ağacına yaslamış sırtını. Başını önüne eğmiş. Bu sefer yorgun ve kibirsizce.


Heybesinden çıkardığı somun ekmeğini yerken birkaç kırıntı dökülüvermiş yere. Bakmış ki bir karınca o kırıntıyı almış gidiyor. Uzun uzun bakmış sadece karıncaya. Şimdiye kadar hiç gülümsemediği bir şefkatle gülümsemiş.


“Al,” demiş karıncaya.


Elindeki somundan biraz daha büyükçe bir parça vermiş.


İşte tam o an, gölgesinde oturduğu dağ ikiye yarılmış. Sis dağılmış. Yolcu kendini Özlengi diyarının eşiğinde buluvermiş.


Gözlerine inanamamış.


Geride güneş batmışken bu diyar karanlık değilmiş. Göğe kadar uzanan yıldız bağında, ağaçlarda yıldızlar salkım salkım, ışıl ışıl meyveler gibi açmış. Her biri gümüşten kandil gibi sallanıyor, ortalığa parlak mavi bir ışık saçıyormuş.


Bir yandan gördüklerine şaşırıyor, bir yandan içindeki merak yeniden uyanıyormuş.


Derken burnuna tatlı, baş döndürücü güzellikte bir koku gelmiş. Dallarında pembe bulutlar taşıyan bir ağacın altından geçmiş.


Uyku Gülü’ymüş bu ağaç.

“Uyu,” demiş sakin, huzurlu sesiyle ağaç. “Uzan, bırak kendini şu gölgeme.”


Yolcunun dizleri çözülmüş. Daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir uyku hâli kendine doğru çekmiş yolcuyu. Tam kendini bırakacakken aradığı rüya aklına gelmiş, silkelenmiş.


Az ileride bir garip ağaç daha gözüne çarpmış.


Sallangaç Ağacı’nı görmüş. Dallarında gümüş rengi kıkırdamalar çınlıyor, masum rüyalar ışıktan kelebekler gibi zıplıyormuş dallarında.


Yolcu bu büyülü ormanın orta yerine ulaşmış.


Orada, yaprakları göğe kadar uzanan koca Düş Çınarı’ymış gördüğü o ağaç. Ulu ağacın yapraklarından yere altın tozları süzülüyormuş, ışıl ışıl.


O ulu çınarın kalın bir kökünün üzerinde aksakallı, nur yüzlü yaşlı bir adam oturuyormuş.


İhtiyar adam, durgun denizlere benzeyen gözlerini yolcuya çevirmiş. Sanki asırlardır bu yorgun genci bekliyormuş.


“Gel evlat, gel,” demiş yaşlı adam. “Uzak yolları aşmışsın belli ki. Hele otur, soluklan önce.”


Dede bir meyve uzatmış. Yolcu bir ısırık alınca gözleri dolmuş. Yorgunluğu ve telaşı dağılıp gitmiş.


“Dede, ben rüya almaya geldim. Bedeli neyse ödemeye hazırım.”


İhtiyar gülümsemiş.


“Dur evlat,” demiş. “Dur hele. Sen hiç çiçeklerin vaktinden önce açtığını gördün mü? Vakti gelmeden akçe de versen açmaz çiçekler. Bugün dağı açtın. Yorgunsun. Şu çınarın gölgesinde uyu hele, dinlen. Yarın ola, hayır ola.”


Yolcu o gece Düş Çınarı’nın köklerine başını koymuş. Kibri yatışmış, bedeni huzur bulmuş. Dingin bir uykuya dalmış.


Ertesi gün rüyanın pazarı kurulacakmış. Göl kıyısında sular konuşacak, dalgalar ona sır verecekmiş.


Yolcunun uykusunun asıl bedeli de işte o zaman anlaşılacakmış.


Ama bu, yarının rüyası; sonraki masalın sırrıymış.


Gökten üç elma düşmüş.


Biri sabırla yolları aşanların, biri sihirli ormanın bekçilerinin, diğeri de bu masalı dinleyip devamını bekleyen meraklı çocukların başına.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Gökyüzü Masalları 1 Düş Çınarı

Gökyüzü Masalları 1 Düş Çınarı

Cihan Akçeşme Cihan Akçeşme