Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
07.10.2026 · 24 · 0 · Tahmini 3 dk okuma
PDF olarak indir

“Gökyüzü Masalları 2 Çınarın Beşiği” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Gökyüzü Masalları 2 Çınarın Beşiği

Gökyüzü Masalları 2 Çınarın Beşiği

Bir varmış, bir yokmuş.


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; bir kökten bin dal sürmüş ulu çınarın içinde, ben o dalların gölgesinde masal devşirirken, bin misal sığmış bir masalın içine.


Kaf Dağı’nın ardında, ayın gökyüzünü hiç terk etmediği, ağızların susup kalplerin dile geldiği Özlengi adında bir sır diyarı varmış.


İşte o diyarda, koca Düş Çınarı’nın altın yapraklarının altında, dağları taşları aşıp gelmiş genç bir yolcu, ömrünün en derin, en güzel uykusundan gözlerini aralamış.


Bir aralamış ki ortalık hâlâ o gümüş gibi tatlı aydınlığın içindeymiş.


Başını kaldırmış. Yıldızlar hâlâ yıldız bağının dallarında salkım salkım sallanıyor, o serin gece açan çiçeklerin kokusu hâlâ içine doluyormuş.


Bir yanda, çınarın koca gövdesine yaslanmış duran atı sabırla onu bekliyormuş.


Yolcu gözünü açar açmaz ilk işi elini uzatıp atının yelesine dokunmak olmuş. Kendini güvende hissetmiş o an.


Başucunda, sakalının rengi ay ışığına karışmış Bilge Dede, hiç ses etmeden, o durgun deniz gibi gözleriyle onu seyrediyormuş.


Yolcu doğrulup silkinmiş. İçindeki o dinmek bilmez arzu, bir gece uyumakla sönmek şöyle dursun, daha da artmış.


“Dede,” demiş sabırsızca. “Dinlendim. Dediğini yaptım. Hadi artık şu rüyanın pazarını kuralım. Uykumu vereyim de rüyamı alıp gideyim.”


Bilge Dede sakince gülümsemiş. Acelesiz, sakin, asırlık bir gülümsemeymiş bu.


“Pazar kaçmaz evlat,” demiş. “Pazar dediğin, malını tanımayana kurulmaz. Sen ne sattığını, ne alacağını bilir misin? Gel biraz yürüyelim. Sabırsız yolcu yolun güzelliğini göremez.”


Yolcu bu işe içten içe dudak bükmüş. Hançerinin kabzasını sıkıp derin bir iç geçirmiş. Gönlü hemen o rüyayı almaktan yanaymış ama dedenin o telaşsız sükûnetini bozmaya da cesaret edememiş.


Ayaklarını sürüye sürüye, atını çınarın dibinde bırakıp ihtiyarın peşine takılmış.


Yürümüşler.


Diyar, sabahın o ilk ışığında bambaşka güzelmiş. Çimenler çiğ taneleriyle yıkanmış. Her bir damla küçük bir güneş gibi parlıyormuş.


Dede yürürken eğilmiş, yerden bir şey almış. Avucunu açıp yolcuya uzatmış. İçinde küçücük, kapkara, parlakça bir çekirdek varmış.


“Bak bakalım evlat,” demiş. “Ne görürsün burada?”


Yolcu omuz silkmiş.


“Ne olacak? Küçük bir çekirdek.”


“Küçük...” demiş dede, cevap beklemeden sorar gibi.


Sonra başını kaldırıp Düş Çınarı’nı göstermiş. Kocaman gövdesi, göğe uzanan dalları, o dalları dolduran binlerce yaprağı...


“Şu koca çınar,” demiş. “İnanır mısın evlat? Vaktiyle avucundaki gibi küçücük bir çekirdeğin içinde uyuyordu. Dalları, koca gövdesi, yere düşürdüğü o altın gölgesi, içinde yıllarca ötecek bütün kuşlar, kuşların yuvaları, yuvalardaki yavrular... Hepsi şunun gibi bir çekirdeğin içine sığmıştı.”


Yolcu çekirdeğe bir öyle, çınara bir böyle bakmış.


Bir şey kıpırdamış içinde.


O küçücük, avuca sığan, “Ne var bunda?” deyip atılacak şeyin içinde koca bir ormanın saklı durduğu fikri tuhaf ama doğru diye düşündürmüş ona.


Yolcu çekirdeği geri uzatmış ama dede başını sallamış.


“Heybene koy evlat,” demiş gülümseyerek. “Vakti gelince işaret edeceğim yerde toprağa gömüverirsin.”


Yolcu çekirdeği heybesine atmış, pek de önemsemeden.


Aklı hâlâ pazardaymış.


Ne zaman kurulacak? O meşhur rüyayı ne zaman alacakmış?


Geri dönerlerken gözü yine çınarın dibinde bıraktığı atını aramış. Görünce içi rahatlamış, adımlarını sıklaştırmış yolcu.


Dede görmüş ama bir şey de dememiş. Çok şey bilen birinin sabrıyla sakince gülümsemiş.


“Yarın,” demiş dede. “Su kıyısına ineriz.”


O gece yolcu yine çınarın gölgesine uzanmış. Ama bu sefer uykusu bir tuhaf, derin bir düşünceyle karışıkmış.


Elini heybesine atmış, çekirdeği yoklamış.


“Şunun içinde koca bir orman...” diye geçirmiş aklından.


Uyku Gülü ağacının karşı konulmaz güzellikteki kokusu sarmış dört bir yanını. Göz kapakları ağır ağır kapanmak üzereyken, nasıl olduysa bu sefer gülümseyerek dalmış uykuya.


Rüyasında ne gördü bilinmez.


Zaten bu rüyayı ne bilen söylermiş ne de bu masal söyleyeni ele verirmiş.


Gökten üç elma düşmüş.


Biri avucundaki küçük şeyin kıymetini bilenlerin, biri görünenin ardındakini merak edenlerin, diğeri de bu masalın bir sonraki sırrını sabırla bekleyen güzel çocukların başına.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Gökyüzü Masalları 2 Çınarın Beşiği

Gökyüzü Masalları 2 Çınarın Beşiği

Cihan Akçeşme Cihan Akçeşme